Haber Detayı

Dünya neden gıda stoklamaya başladı?
Güncel dogruhaber.com.tr
26/01/2026 11:54 (2 saat önce)

Dünya neden gıda stoklamaya başladı?

Kovid-19 sonrası tedarik krizleri, savaşlar, iklim şokları ve ticaretin siyasi baskı aracına dönüşmesi, ülkeleri yeniden gıdayı stratejik bir güvenlik unsuru olarak görmeye itti. Artan belirsizlik ortamında devletler, piyasalara olan güvenin zayıflamasıyla birlikte “en kötü senaryoya” karşı gıda stoklarını hızla büyütüyor.

Dünya hükümetlerinin on yıllar boyunca gıda stoklarını tasfiye edip küresel ticarete güvenmesinin ardından, bazı ülkeler acil durumlara yönelik gıda rezervlerini yeniden inşa etmeye dönük yeni planlar uygulamaya başladı.

Bu yaklaşım, Finlandiya’nın 1726’dan bu yana sürdürdüğü uygulamaya benzer bir çizgiyi ifade ediyor.

İsveç’ten Norveç’e, oradan Hindistan ve Endonezya’ya kadar birçok ülke; giderek daha istikrarsız olarak algılanan bir dünyaya karşı güvence oluşturmak amacıyla pirinç, buğday ve diğer temel gıda maddelerinden artan miktarlarda stok yapıyor.

Gıda stoklamasının yeniden gündeme gelmesi; Kovid-19 pandemisinin yol açtığı tedarik zinciri aksaklıklarından Ukrayna’daki savaşa, Gazze, Venezuela ve İran’daki son çatışmalara, iklim dalgalanmalarına ve ticaretin yeniden siyasi baskı aracı olarak kullanılmasına kadar uzanan eş zamanlı şokların birikimini yansıtıyor.

Bu durum, küresel ekonomik düşüncede derin bir yapısal bozukluğu da açığa çıkarıyor.

Hükümetler, kriz anlarında piyasalara artık güvenilemeyeceğini ve gıdanın, tıpkı enerji gibi, stratejik bir varlık olarak ele alınması gerektiğini savunuyor.

Buna karşılık ekonomistler ve ticaret yetkilileri ise birçok ülkenin aynı anda gıda stoklamasının küresel arzı tehlikeye atacağı, fiyatları yükselteceği ve en yoksul ithalatçı ülkeleri olumsuz etkileyeceği uyarısında bulunuyor. “Boş depolar” dönemi Son otuz yıl boyunca kamuya ait gıda rezervleri dünyanın büyük bölümünde geriledi.

Ticaretin serbestleşmesi, tedarik zincirlerinin çeşitlenmesi ve lojistik hizmetlerin gelişmesi, gelişmiş ekonomilerde ulusal stokları gereksiz gibi gösterdi.

Avrupa, Ortak Tarım Politikası çerçevesinde müdahaleci alım sistemini dağıtırken; İskandinav ülkeleri Soğuk Savaş döneminden kalan tahıl stoklarını azalttı.

Gıda güvensizliği yaşayan ülkeler dahi giderek daha fazla küresel piyasalara bel bağladı.

Ancak bu güven, 2020’den itibaren sert biçimde sarsıldı.

Kovid-19 pandemisi, “tam zamanında tedarik” sistemine dayalı zincirlerin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu.

Rusya-Ukrayna savaşı ise, herhangi bir jeopolitik çatışmanın tedariki tamamen durdurabileceğini devletlere hatırlattı.

Buna ek olarak, giderek daha sık ve öngörülmesi zor hale gelen kuraklıklar, seller ve sıcak hava dalgaları gibi iklim şokları da ülkeleri yeniden gıda stoklamaya yönelten önemli etkenler arasında yer aldı.

Devletler neden gıdayı yeniden stokluyor?

Birçok hükümet için sonuç belli.

Piyasalar çoğu zaman işleyebilir, ancak bazı acil durumlarda gıdayı güvenilir biçimde sağlayamayabilir.

Bu nedenle ticarete en bağımlı ve en zengin ekonomilerden biri olan Norveç bile, Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez acil durum tahıl stoklarını yeniden inşa etmeye başladı. 2024 ve 2025 yıllarında Norveç hükümeti, özel şirketlerle yaklaşık 30 bin ton buğdayın depolanması için sözleşme yaptı.

İsveç ise daha da ileri gitti. 2026 bütçesinde Stockholm, “kapsamlı savunma” stratejisinin bir parçası olarak acil gıda stoklarının yeniden kurulması için 575 milyon İsveç kronu (63 milyon ABD doları) ayırdı.

İsveç, 10,6 milyonluk nüfusunun her bir ferdine bir yıl boyunca günlük 3 bin kalori sağlayacak miktarda gıda stoklamaya hazırlanırken; Finlandiya da tahıl rezervlerini altı aydan dokuz aya çıkarmak için adımlar attı ve giderek daha çalkantılı hale gelen dünyada hazırlığın önemini vurguladı.

Almanya ise Ağustos 2025’te, uzun süredir var olan gıda rezervlerini gözden geçirdiğini ve daha fazla hazır tüketilebilir ürün eklemeyi değerlendirdiğini açıkladı.

Almanya hâlihazırda 100 bin tonluk bir gıda stoğu için yılda 25 milyon avro harcıyor.

Asya’da rekor seviyelerde stoklar Dünyanın başka bölgelerinde, özellikle Asya’da, gıda stoklama ekonomik ve siyasi bir araç haline gelmiş durumda ve etkileri ulusal sınırların ötesine taşıyor.

Dünyanın en büyük pirinç ihracatçısı olan Hindistan, tarihinin en büyük tahıl stoklarından bazılarına sahip.

Aralık 2025 itibarıyla ülkenin pirinç rezervleri yaklaşık 58 milyon tona ulaştı; bu, bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 12 artış anlamına geliyor.

Buğday stokları da resmi rezerv kriterlerinin üzerine çıktı.

Endonezya da benzer bir yol izledi; Cakarta, Eylül 2025’e kadar devlet pirinç stoklarını keskin biçimde artırarak 4 milyon tona çıkardı.

Çin’de ise stoklama çok daha büyük ölçekli.

Resmi bütçe belgelerine göre Pekin, 2025 bütçesinde tahıl, yemeklik yağ ve diğer tarım ürünlerinin depolanmasına ayrılan payı 2024’e kıyasla yüzde 6,1 artırarak yaklaşık 132 milyar yuana (18 milyar dolar) yükseltti.

Bu artış, Çin’in tahılda kendine yeterliliğini ve yetkililerin “mutlak tedarik güvenliği” olarak tanımladığı hedefi vurgulamasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Amaç, artan jeopolitik gerilimler karşısında ülkeyi dış şoklardan korumak.

İklim, stoklamanın başlıca itici gücü Piyasalara olan güvenin aşınması yalnızca jeopolitik bir sorun değil.

İklim değişikliği, birçok hükümet için gıda stoklama politikalarının daha acil bir itici gücü haline geldi.

Örneğin Mısır’da son on yılda art arda yaşanan sıcak hava dalgaları ve düzensiz yağışlar, yerel buğday üretiminde tekrarlayan düşüşlere yol açtı.

Bu durum, küresel piyasaların daha oynak hale geldiği bir dönemde ithalata bağımlılığı artırdı.

Kahire yönetimi, bu nedenle kamuya ait depolama kapasitesini yaklaşık 6 milyon tona çıkardı ve iklim kaynaklı arz şokları ile fiyat artışlarını hafifletmek amacıyla altı aydan fazla yetecek rezervler tuttu.

Benzer şekilde Bangladeş’te, 2024 ve 2025 yıllarında yaşanan sellerin pirinç mahsullerine zarar vermesinin ardından hükümet, gıda tahıllarına ek olarak gübre, dizel ve yemeklik yağları da kapsayan acil rezervlerin genişletilmesini öneren bir çalışma grubu kurdu.

Bangladeş hükümeti, küresel arz istikrarlı olmasına rağmen 2025-2026 bütçesinde stratejik rezervlere ayrılan kaynağı artırdı.

Brezilya’da ise hükümet, 2025 yılında gıda stoklamak için yaklaşık 100 milyon dolar harcadı; ağırlıklı olarak mısır ve pirinç satın aldı.

Bazı gözlemciler, geniş ölçekli tahıl stoklamanın maliyetli ve zor bir süreç olduğunu; ürünlerin zamanla bozulduğunu ve sonunda hayvan yemi ya da sanayi kullanımına yönlendirildiğini belirtiyor.

Çin’in bu alandaki deneyimi uyarıcı bir örnek olarak görülüyor: 2008-2016 arasında biriken dev mısır stokları gıda olarak kullanılamaz hale geldi ve etanol üretimi ile sanayiye yönlendirildi.

Uzmanlar ayrıca küresel tarımsal üretimin hAlen insanlığın ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde olduğunu, ancak stoklama yarışının fiyatları yukarı çektiğini vurguluyor.

Araştırmalar, 2007-2008 dönemindeki küresel gıda fiyat artışlarında, ihracat yasakları ve ihtiyati stokların, küresel mahsuller görece bol olmasına rağmen, önemli rol oynadığını gösteriyor.

En kötü senaryoya hazırlık Ülkelerin gıda stoklama politikalarına geri dönüşü, kriz zamanlarında küresel piyasaların tedariki garanti edemeyeceğine dair güven kaybının bir sonucu. dönüşüm tek bir nedenden kaynaklanmıyor; eskiden nadir görülen ancak bugün kalıcı hale gelen risklerin birikiminden doğuyor.

Salgınlar, öngörülemeyen iklim şokları ve ticaretin siyasi bir silah olarak kullanılması, “en kötü senaryoyu” hükümetlerin gelecek planlarında sürekli bir ihtimal haline getirdi.

Gıda stoklama konusundaki mevcut tablo, “rahat küreselleşme” döneminin sona erdiğini gösteriyor.

Gıda artık yalnızca ekonomik bir meta olarak değil, askeri, enerji ve yarı iletken kararlarıyla aynı hesaplara tabi bir ulusal güvenlik unsuru olarak görülüyor.

Dikkat çekici olanın, bu dönüşümün yalnızca kırılgan ya da gelişmekte olan ülkelerle sınırlı kalmaması; kriz anlarında piyasalara güvenilmesini savunan gelişmiş ekonomileri de kapsaması.

Bu durum, sorunun gıdanın mevcudiyetinden ziyade kriz anlarında ona erişimin güvenilirliğiyle ilgili olduğunu gösteriyor.

Kolektif güvensizlik riski Ülkelerin bireysel olarak benimsediği gıda güvenliği politikaları ters etki yaratabilir.

Birden fazla ülke aynı anda büyük miktarda ürünü piyasadan çektiğinde, ticarete açık arz daralır, fiyatlar yükselir ve dalgalanmalar şiddetlenir.

Bu da ithalata bağımlı yoksul ülkelerin kırılganlığını artırır.

Böylece ulusal koruma önlemleri, küresel gıda sistemi için bir istikrarsızlık kaynağına dönüşür.

Bu paradoks, ülkelerin güvenlik arayışının nasıl kolektif bir güvensizlik üretebildiğini gözler önüne serer.

Geniş ölçekli gıda stoklamanın yönetim ve israf gibi gizli maliyetleri bulunuyor; yanlış zamanlama da ciddi riskler doğuruyor.

Hükümetler, fiyatların düştüğü bir dönemde stoklarını piyasaya sürmek zorunda kalabilir ya da tüketim alışkanlıkları değiştiğinde stokları imha etmek durumunda kalabilir.

Küresel ölçekte gıda stoklarının nasıl yönetileceğine ve ne zaman kullanılacağına dair net çerçeveler bulunmadığı sürece, bu politikalar bir güvenlik supabı olmaktan çok, piyasalarda ek bir belirsizlik kaynağına dönüşebilir.

Daha bölünmüş bir uluslararası ortam Gıda stoklamanın geri dönüşü, ülkelerin daha bölünmüş bir uluslararası ortam beklediğine işaret ediyor.

Böyle bir ortamda tedarik zincirleri pazarlık kozu ya da siyasi baskı aracı olarak kullanılabilir.

Bu nedenle iç dayanıklılığın güçlendirilmesi, geleneksel ekonomik verimlilik pahasına da olsa, öncelik haline geliyor.

Ancak bu yaklaşım risksiz değil.

Bir yandan korumacı eğilimleri ve ticaret kısıtlarını körüklüyor, diğer yandan ülkeler arasındaki karşılıklı güveni zayıflatıyor.

Bu da önleyici tedbirlerin ve karşı hamlelerin giderek tırmandığı bir kısır döngüye yol açabilir.

Mevcut küresel belirsizlik ortamında devletlerin gıda stoklamaktan tamamen vazgeçmesi gerektiğini söylemek gerçekçi değil.

Ancak çözüm, geçmişteki gibi büyük miktarların yerel olarak depolandığı modellere bütünüyle geri dönmek de değil.

Asıl çözüm; tedarik zincirlerini coğrafi olarak daha çeşitli ve daha az yoğunlaşmış hale getirmek, bölgesel üretime daha fazla yatırım yapmak ve ülkeler arasında ortak rezervler oluşturmak.

İlgili Sitenin Haberleri