Haber Detayı

Davos 2026: Küresel Fay Hatları Kırılırken Türkiye NeredE Duruyor? Davos artık bir jeopolitik prova alanı
Doğan akdeniz aydinlik.com.tr
26/01/2026 00:00 (2 saat önce)

Davos 2026: Küresel Fay Hatları Kırılırken Türkiye NeredE Duruyor? Davos artık bir jeopolitik prova alanı

Davos 2026: Küresel Fay Hatları Kırılırken Türkiye NeredE Duruyor? Davos artık bir jeopolitik prova alanı

Davos artık yalnızca küresel ekonominin nabzının tutulduğu bir vitrin değil; büyük güçlerin niyetlerini saklamadan sergilediği bir jeopolitik prova alanı. 2026 zirvesi bu gerçeği bir kez daha teyit etti.

Salonlarda konuşulanlar kadar, satır aralarında fısıldananlar da dünya düzeninin sertleştiğini gösteriyor.

Enerji güvenliği, yapay zekâ, ticaret savaşları ve NATO içi gerilimler; aslında tek bir soruya bağlanıyordu: Yeni küresel güç dengesi nasıl kurulacak ve kimler kaybedecek?

YUMUŞAK KÜRESELLEŞMEDEN SERT GÜÇ REKABETİNE Davos’un son yıllardaki dönüşümü, küresel sistemde yaşanan zihinsel kırılmanın da aynası niteliğinde. 1990’lar ve 2000’ler boyunca Davos, serbest piyasa, küresel entegrasyon ve kazan-kazan söylemlerinin vitriniydi.

Bugün ise aynı sahnede korumacılık, güç siyaseti ve jeoekonomik baskı araçları konuşuluyor.

Bu değişim, yalnızca aktörlerin değil, oyunun kurallarının da değiştiğini gösteriyor.

Küresel sistem artık “herkes için büyüme” vaadi sunmuyor; daha çok “kim ayakta kalacak” sorusuna cevap arıyor.

GRÖNLAND YENİ YÜZYILIN ENERJİ ANAHTARI MI?

Bu sorunun merkezine oturan başlıklardan biri, ABD’nin Grönland ve Arktik bölgesi üzerinden yükselttiği baskı dili oldu.

Washington’un bu çıkışı, basit bir coğrafi ilgi değil; enerji, madenler ve yeni ticaret rotaları üzerinden 21. yüzyılın jeopolitiğini yeniden yazma hamlesi olarak okunmalı.

Arktik, tıpkı 20. yüzyılın Orta Doğusu gibi, büyük güçlerin kontrol etmek istediği yeni bir stratejik havza haline geliyor.

YENİ BİR SOĞUK SAVAŞ ALANI MI?

Arktik bölgesindeki rekabet, çoğu zaman güncel gelişmelerle okunuyor; oysa mesele Soğuk Savaş’ın sonuna kadar uzanıyor.

SSCB’nin dağılmasıyla uzun süre ikinci plana itilen kuzey hattı, bugün enerji rezervleri ve deniz ticaret yolları nedeniyle yeniden küresel ilgi odağına yerleşti.

ABD’nin Grönland çıkışları bu açıdan ani değil; gecikmiş ama sert bir stratejik hamle olarak okunmalı.

Bu hamle, Rusya’nın kuzey üsleri ve Çin’in “Kutup İpek Yolu” girişimiyle birlikte değerlendirildiğinde, Arktik’in yeni bir jeopolitik cepheye dönüştüğü açıkça görülüyor.

Arktik bölgesi; enerji kaynakları, nadir madenler ve yeni deniz ticaret yolları nedeniyle küresel güç rekabetinin yeni merkezi olarak öne çıkıyor.

WASHİNGTON’UN YENİ DİLİ: GÜVENLİK KARŞILIKSIZ DEĞİL ABD Başkanı Donald Trump’ın Davos’taki sert tonu, NATO müttefiklerine verilen açık bir mesajdı: “Güvenlik bedava değil.” Gümrük vergilerinin bir pazarlık unsuru olarak masaya sürülmesi, ekonomik araçların artık doğrudan jeopolitik silaha dönüştüğünü gösteriyor.

Askeri gücün yanında ticaret ve finans, yeni dönemin caydırıcılık unsurları haline geliyor.

TİCARET SAVAŞLARININ YENİ EVRESİ ABD-AB arasında yükselen gümrük gerilimi, klasik bir ticaret anlaşmazlığından çok daha fazlasını ifade ediyor.

Ekonomik baskı araçlarının güvenlik başlıklarıyla iç içe geçmesi, NATO içindeki dayanışma ruhunu da aşındırıyor.

Müttefikler artık yalnızca askeri değil, ekonomik sadakat üzerinden de test ediliyor.

Bu durum, ittifak içi çatlakların yalnızca siyasi değil, yapısal hale gelme riskini beraberinde getiriyor.

ZORBALIĞA KARŞI DİRENÇ Mİ YENİ BİR BLOKLAŞMA MI?

Avrupa’dan yükselen sert çıkışlar, transatlantik ilişkilerdeki kırılmanın derinleştiğini gösteriyor.

Paris’ten gelen “zorbalara boyun eğmeyiz” mesajı, Brüksel’in ekonomik misilleme hazırlıklarıyla birleşince ABD-AB hattı ciddi bir eşikten geçiyor.

Bu süreç, küresel ticarette yeni blokların ve alternatif pazarların önünü açıyor.

MÜTTEFİKLİK VARSAYIMLARI ÇÖKÜYOR MU?

Bu küresel tabloda en çarpıcı örneklerden biri Kanada oldu.

Ottawa’nın, teorik de olsa, ABD’ye karşı savunma senaryoları çalışması; İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan “mutlak müttefiklik” anlayışının artık sorgulandığını gösteriyor.

Kanada’nın asimetrik savunma, drone temelli ve yıpratma stratejilerine yönelmesi, klasik ordular çağından düşük maliyetli ama yüksek etkili çatışma modellerine geçildiğinin açık göstergesi.

KANADA’NIN SAVUNMA OKUMASININ KÜRESEL ANLAMI Kanada’nın ABD’ye karşı teorik savunma senaryoları çalışması, tek başına Ottawa’ya özgü bir refleks değil.

Bu durum, büyük güçlerin baskı dilinin, en yakın müttefiklerde bile stratejik güvensizlik yarattığını gösteriyor.

Asimetrik savunma modellerine yönelim; yalnızca askeri bir tercih değil, aynı zamanda güç dengesinin nasıl algılandığına dair güçlü bir işaret.

Büyük orduların caydırıcılığı, yerini maliyet artıran, yıpratan ve siyasi baskı üreten yöntemlere bırakıyor.

Kanada’nın Arktik merkezli savunma yaklaşımları, büyük ordular yerine asimetrik ve teknoloji temelli güvenlik modellerinin öne çıktığını gösteriyor.

ÇİN, SAHNEYE SİLAHLA DEĞİL TEKNOLOJİYLE ÇIKIYOR Kanada’nın aynı anda Avrupa ve Çin’le yeni ortaklıklar araması, ABD merkezli güvenlik mimarisinin artık tek başına yeterli görülmediğini ortaya koyuyor.

Çin’in Davos’ta enerji dönüşümü ve yapay zekâ yatırımlarını vitrine çıkarması tesadüf değil.

Pekin, askeri söylemlerden çok teknoloji, finans ve altyapı üzerinden küresel liderlik iddiasını güçlendiriyor.

ÇİN’İN ‘SESSİZ GÜÇ’ STRATEJİSİ Çin’in Davos’taki dili, ABD’nin sert ve doğrudan mesajlarının aksine, bilinçli biçimde sakin ve teknikti.

Enerji dönüşümü, yapay zekâ ve finansal entegrasyon vurgusu; Pekin’in küresel liderlik iddiasını çatışma değil bağımlılık ilişkileri üzerinden kurmak istediğini gösteriyor.

Bu strateji, özellikle Batı ittifakı içindeki çatlaklardan beslenen uzun vadeli bir planın parçası olarak okunmalı.

TÜRKİYE TAM BU FAY HATLARININ ÜZERİNDE Tam da bu noktada Türkiye için kritik soru ortaya çıkıyor.

Çünkü Türkiye, bu küresel fay hatlarının kesiştiği nadir ülkelerden biri.

NATO üyesi, Avrupa ile gümrük birliği içinde, enerji koridorlarının merkezinde ve aynı zamanda Asya ile derin ekonomik ilişkiler kurabilecek bir konumda.

Davos 2026’nın Türkiye’ye verdiği mesaj açık: denge kurabilen kazanacak.

DENGE ÜLKESİ Mİ, TARAF ÜLKESİ Mİ?

Türkiye’nin önündeki temel mesele, küresel güç mücadelesinde “taraf seçmek” değil; dengeyi yöneten aktör olup olamayacağıdır.

NATO üyeliği, AB ile ekonomik entegrasyon ve Asya açılımı aynı anda yürütülebiliyorsa, bu Türkiye’ye stratejik bir derinlik kazandırır.

Aksi halde her sertleşen küresel kriz, Türkiye’yi zorlayıcı tercihlerle karşı karşıya bırakır.

ENERJİ REKABETİ DERİNLEŞİRKEN TÜRKİYE NE YAPMALI?

Enerji başlığı bu dengenin en somut alanı.

Arktik’teki rekabet, Türkiye’nin enerji çeşitliliğini artırmasını zorunlu kılıyor.

Doğalgaz hatlarıyla Avrupa’nın enerji güvenliğinde kilit rol oynayan Türkiye, yenilenebilir enerji ve hidrojen yatırımlarıyla bu rolü kalıcı hale getirebilir.

Aksi halde küresel enerji denkleminde yalnızca bir geçiş ülkesi olarak kalma riski büyür.

YENİ SAVAŞ ALANI KODLAR MI OLACAK?

Benzer bir eşik yapay zekâ ve dijitalleşme alanında da geçerli.

Davos’ta teknoloji şirketlerinin ve fonların ağırlığı, geleceğin ekonomik ve stratejik rekabetinin kodlar ve algoritmalar üzerinden yürütüleceğini gösterdi.

Türkiye’nin bu yarışta yalnızca pazar değil, üretici olması artık bir tercih değil zorunluluk.

TÜRKİYE’NİN EN GÜÇLÜ SİLAHI NATO içindeki gerilimler derinleşirken Türkiye’nin oynayabileceği denge rolü, onu vazgeçilmez kılıyor.

ABD’nin sert baskısı ile Avrupa’nın direnç arayışı arasında akılcı bir çizgi tutturabilen Ankara, ittifakın dağılmasını önleyen aktörlerden biri olabilir.

Bu, Türkiye’nin uluslararası sistemdeki ağırlığını ciddi biçimde artırır.

Türkiye, enerji koridorları, yenilenebilir kaynaklar ve hidrojen yatırımlarıyla Avrupa’nın enerji güvenliğinde kilit aktör olma potansiyeline sahip.

ÖNÜMÜZDEKİ 3–5 YILIN OLASI SENARYOSU Davos 2026’dan çıkan tablo, önümüzdeki yıllarda küresel sistemin daha az öngörülebilir olacağını gösteriyor.

Enerji ve teknoloji rekabeti sertleşirken, ittifaklar daha esnek ama daha kırılgan hale gelecek.

Türkiye açısından bu dönem, risklerin arttığı kadar manevra alanının da genişlediği bir zaman dilimi olabilir.

Doğru okuma ve zamanında hamlelerle Türkiye, bu yeni dönemde yalnızca etkilenilen değil, denge kuran ülkelerden biri haline gelebilir.

Davos 2026, dünyaya şunu gösterdi: Küresel düzen artık yumuşak geçişler döneminde değil.

Sertleşen bloklar, kırılgan ittifaklar ve hızlanan teknoloji yarışı yeni normal haline geliyor.

Türkiye için mesele bu fırtınada savrulmamak değil; rotayı bilinçli şekilde çizmek.

Enerjide çeşitlilik, teknolojide atılım, ticarette esneklik ve diplomaside denge… Ve belki de Davos’un Türkiye’ye verdiği en net mesaj şu: Bu çağda taraf olmak kolaydır; denge olmak zordur ama kazandırır.

İlgili Sitenin Haberleri