Haber Detayı

CHP Malatya’da Uğur Mumcu’yu panelle andı... Ali Mahir Başarır: Yürütme yargıyı atıyorsa o ülkede faşizm vardır
Türkiye cumhuriyet.com.tr
25/01/2026 17:11 (1 saat önce)

CHP Malatya’da Uğur Mumcu’yu panelle andı... Ali Mahir Başarır: Yürütme yargıyı atıyorsa o ülkede faşizm vardır

Gazetemiz yazarı Uğur Mumcu’nun katledilişinin 33. yılı dolayısıyla Malatya'da anıldı.

CHP Malatya İl Örgütü tarafından, gazetemiz yazarı Uğur Mumcu’nun katledilişinin 33. yılı dolayısıyla Malatya Kongre ve Kültür Merkezi’nde “Adalet ve Demokrasi Paneli” düzenlendi.

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, “Devletin demokrasiyle yönetilip yönetilmediğini yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki ilişkiye bakarak görürüz.

Eğer yürütme ve yasama, yargı tarafından bağımsız biçimde denetlenebiliyorsa o ülkede demokrasi vardır.

Ama yürütme yargıyı atıyorsa, o yargı muhalefeti tutukluyorsa o ülkede faşizm vardır, bugün olduğu gibi” dedi.

Panele, gazetemiz yazarı Mustafa Balbay, CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır ile CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba konuşmacı olarak katıldı.

CHP Malatya İl Başkanı Barış Yıldız’ın açılışını yaptığı panele, CHP Arguvan Belediye Başkanı Ersoy Eren, Hekimhan Belediye Başkanı Mehmet Şerif Yıldırım ile çok sayıda CHP üyesi katıldı.

Panelin ardından Mustafa Balbay, “Ya Hep Beraber Ya Hiç” adlı kitabını imzaladı. “12 EYLÜL 2010 REFERANDUMU ÖNCESİNDE BİR YOL TEMİZLİĞİ YAPILDI” Moderatörlüğünü CHP Malatya İl Başkanı Barış Yıldız’ın yaptığı panelde ilk sözü CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba aldı.

Ağbaba şunları söyledi: “12 Eylül 2010 referandumu öncesinde bir yol temizliği yapıldı.

Türkiye’de eli kalem tutan, aydın diye tabir ettiğimiz birçok insanı gözaltına aldılar, susturmaya çalıştılar.

Unuttuk belki, örneğin İlhan Selçuk gecenin dördünde gözaltına alındı.

Yine Türkiye’nin herhalde en başarılı sivil toplum kuruluşu başkanı, kanser hastası Türkan Saylan’ı evinden gözaltına almaya çalıştılar.

Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ı gözaltına almaya çalıştılar.

Öyle bir çuval yaptılar ki, o çuvalın içerisine herkesi koydular.

Dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, iki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.

Suçu terör örgütü yöneticisi olmak.

Tüm orduyu cezaevine attılar.

Onlara gittiğimiz zaman diyorlardı ki, 'Biz kimi zaman cephede mücadele ediyoruz, kimi zaman da askerliğimizi sivilde yapıyoruz'.

Ve onlar haklı çıktı.

Onları da buradan tekrar selamlamak istiyorum.

BU, 31 MART SEÇİMLERİNİN RÖVANŞIDIR Şimdi dün, evvelsi gün, Esenyurt Belediye Başkanı, Türkiye’nin en büyük ilçesinin Belediye Başkanı Ahmet Özer hapis cezasına çarptırıldı.

Devlet Bahçeli de 'terörsüz Türkiye ruhuna aykırı' dedi.

Bakın, terör örgütü üyesi olmaktan ceza aldı.

Ahmet Özer, yıllardan beri ömrünü akademisyenlik yaparak geçirmiş, devlet memurluğu da yapmış birisidir.

Ahmet Özer’in terörist olduğu ne zaman akıllarına geldi? 30 Ekim 2024’te akıllarına geldi.

Tek suçu var Ahmet Özer’in; Esenyurt Belediyesi’ni kazanmak.

Türkiye’nin en büyük ilçesini kazanmak ve rantlarını kesmek.

Eğer Sayın Devlet Bahçeli samimiyse, 'Terörsüz Türkiye ruhuna aykırı' diyor ya, bunu bize değil, kamuoyuna değil, lütfen ortağı Recep Tayyip Erdoğan’a söylesin. 'Bu hukuksuzluktur' desin, 'bu hukuki değildir' desin, lütfen gereğini yaptırsın.” “33 YIL SONRA ANLATTIĞI HER REZALETİ MAALESEF BUGÜN YAŞIYORUZ” CHP Grup Başkanvekili, Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır ise katledilişinin 33. yılında Uğur Mumcu’yu büyük acıyla andıklarını belirterek, Aslında o bugünleri tarif etmişti, uyarmıştı benim güzel ülkemin güzel insanlarını.

Laiklik vurgusunu, hukuk ve adalet vurgusunu, denetlenebilen, şeffaf devlet vurgusunu, çetelerin tehlikesini hep anlatmıştı.

Bu yüzden öldürüldü.

Hâlâ faillerine ulaşamadık.

Ama 33 yıl sonra, anlattığı her rezaleti maalesef yaşıyoruz.

Üzülerek söylüyorum.

Uğur Mumcu, en çok tarikatların, işte İzmir’de en son gördüğümüz Menzil tipi yapıların devlet ve ülke için ne kadar büyük tehlike olduğunu anlatmıştı.

FETÖ’yü anlatmıştı.

Din ve devlet işlerinin ayrılmasının, tarikatların devletten uzak tutulmasının önemine değinmişti.

Ama görüyoruz ki, on yıl önce yaşadığımız FETÖ gerçeğine rağmen hâlâ bu ülkede ona benzer yapılanmalar başkaldırmış.

İzmir’den güya bizlere, sizlere, devlete gözdağı vermeye kalkmıştır.

Buna izin vermeyeceğiz, asla vermeyeceğiz.

Menzil ve benzeri tarikatlar devlette yapılanıp yuva tutamayacaklar.

Yine Uğur Mumcu silah tacirleriyle savaşmıştı, uyuşturucu tacirleriyle savaşmıştı.

Bu bataklığın kurutulması gerektiğini söylemişti.

Devletin, bu yapılarla ve çetelerle ilişkide olan isimleri deşifre ettiğini anlatmıştı.

Ne oldu? 33 yıl sonra her sokakta bir torbacının, her apartmana gelen bir uyuşturucu tacirinin olduğunu gördük.

Doğru söylemişti.

Ama buradan bir kez daha söz veriyoruz: Sanatçıyı yakalarlar, sporcuyu yakalarlar, torbacıyı yakalarlar ama Escobar’ı yakalamazlar, o da bize düşecek.

Türkiye’yi Escobarlardan biz temizleyeceğiz. “EĞER BİR ÜLKEDE HUKUK ESARET ALTINDAYSA SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ” Devletin demokrasiyle yönetilip yönetilmediğini yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki ilişkiye bakarak görürüz.

Eğer yürütme ve yasama, yargı tarafından bağımsız biçimde denetlenebiliyorsa o ülkede demokrasi vardır.

Ama yürütme yargıyı atıyorsa, o yargı muhalefeti tutukluyorsa o ülkede faşizm vardır, bugün olduğu gibi.

Eğer bir ülkede hukuk esaret altındaysa, hukuk yoluyla insanlar susturuluyorsa, hukuk yoluyla ülke soyulurken suçsuz günahsız insanlar yolsuzluk algısıyla cezaevine atılıyorsa sözün bittiği yerdeyiz.

Neden bu yapılıyor?

Her anket sonucunda oyları düştüğünde bir belediye başkanını tutukluyorlar.

Bir gazeteci tutuklanıyor.

Tutuklanmasının önemi yok.

Sayın Balbay beş yıl yattı.

Bakın, dimdik, alnı açık karşınızda duruyor.

Onu yargılayanlar nerede?

Biri Amerika’da mezarda, biri Almanya’da kaçak, diğerleri cezaevinde.

Biz ise buradayız, alnımız açık.

Yarın Ekrem İmamoğlu’na, arkadaşlarına, gazetecilere, Can Atalay’a ve bizlere fezleke yollayıp tutuklayanlar da aynı utancı yaşayacak.

Biz yine burada olacağız, Malatya’da. “VELİ AĞBABA’YA MİLLETVEKİLLİĞİ DURUŞU İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ” Bu toplum, bu ülke 19 Mayıs’tan bugüne kadar dilene dilene değil; direne direne kazanmıştır.

O yüzden hiç kimse emekliye, işçiye 'gariban' falan demesin.

Onlar gariban değildir.

Asıl siyasi gariban ve akıl fukarası olanlar, onları gariban ve yoksul olarak görenlerdir.

Biz, Veli Ağbaba’ya milletvekilliği duruşu için çok teşekkür ediyoruz.

Türkiye’de bir gerçeği ortaya koydular.

Tırnakları sökülmüş, çıplak, tükenmiş, bitmiş bir iktidar var.

Halkına zulümden başka, baskıdan başka, biber gazından başka, cezaevinden başka, kelepçeden başka, coptan başka hiçbir şey vadetmeyen bir iktidar var.

Onu hep beraber yollayacağız.

Birlikte yollayacağız.

Bu seçim çok önemli.

Malatya’daki hemşerilerimize, bize oy veren ya da vermeyen tüm seçmenlere bu salondan sesleniyorum: Bundan daha kötüsü yok. “ÜLKENİN TERTEMİZ, BEMBEYAZ BİR SAYFAYA İHTİYACI VAR” Ülkenin tertemiz, bembeyaz bir sayfaya ihtiyacı var.

Hepimizin buna ihtiyacı var.

Açlık sınırının çok altında yaşayan emekliler için bembeyaz bir sayfa açacağız.

Milyonlarca icralık işçi, avukat, doktor ve yurttaşımız için bembeyaz bir sayfa açacağız.

O borçlar gidecek.

Mustafa abi gibi, içerideki belediye başkanlarımız gibi, bir tweet attığı için tutuklanan Bilgekağan gibi, video konuşmaları nedeniyle yargılanan, tutuklanan emekli Ahmet amca gibi milyonlarca insan için hukuku, hukukun üstünlüğünü getireceğiz.

Beyaz bir sayfa açacağız.

Ülkede gerçekten inanan, gönülden inanan ve inancını özgürce yaşayan insanlarımızı Menzil gibi holdingleşen tarikatlardan kurtararak tertemiz bir beyaz sayfa açacağız.

Bu ülkeyi uyuşturucu bataklığından, çocuk katillerinden, silah tacirlerinden hep beraber kurtaracak; sokaklarda da beyaz bir sayfa açacağız.” “BİZ KENDİMİZİ VELİ AĞBABA VE ÖZGÜR ÖZEL’İN ZİYARETLERİYLE ANLATABİLDİK” Panelin son konuşmacısı Mustafa Balbay ise şunları söyledi: “Arkadaşlarımız Ergenekon’dan tutuklu günlerimizden söz ettiler.

Ben ağırlıklı olarak Uğur Mumcu’ya ve ardından bugünün Türkiye’sine değineceğim.

Ama şunu vurgulamadan geçemem: Ergenekon günlerinde biz, kendimizi topluma ikinci yıldan itibaren anlatabildik.

Bu anlatımda da en büyük pay Özgür Özel ve Veli Ağbaba’nın Silivri ziyaretleridir. 15 günde bir, bazen haftada bir Silivri’yi ziyaret edip bizim sesimiz oldular.

Hak arayanın, özgürlük arayanın, adalet arayanın yanında oldular sevgili dostlar.

Bu anlamda kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum. “HERKES SORUYORDU: SIRA KİMDE?” Şimdi Uğur Mumcu’yu sizlere anlatırken şuradan başlamak istiyorum. 1992 Temmuz ayı.

Uğur Mumcu’nun aracına bomba konmasından yedi ay önce, Uğur Mumcu çok güvendiği iki güvenlik uzmanını evine çağırdı.

Bunun birebir tanığı eşi Güldal Hanım’dır.

O iki güvenlik uzmanına şu soruyu sordu; 'Ben nasıl öldürülürüm?' Kaç kişi bu soruyu sorabilir?

Bugünün Türkiye’sinde aydınlar ardı ardına; kimi araçlarına konan bombayla, kimi evlerine gönderilen bombalı kitapla, kimi kurşunla öldürüldü. 31 Ocak 1990, Profesör Muammer Aksoy; 7 Şubat 1990 Çetin Emeç; 4 Eylül 1990, Turan Dursun; 6 Ekim 1990, Bahriye Üçok...

Herkes soruyordu: Sıra kimde?

Ve o sorunun sorulduğu günlerde, Muammer Aksoy’un çerçeveli fotoğrafını en önde taşıyan bir kişi vardı; Uğur Mumcu. 'Ağabeyim' dediği, 'hocam' dediği Muammer Aksoy’un Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurduktan kısa süre sonra öldürülmesinin ardından, sonuna kadar yanında yer aldı.

İşte Uğur Mumcu böyle yaşadı.

Ve o Uğur Mumcu’ya iki güvenlik uzmanı ilk soruları şöyle sordular; 'Evinize düzenli girip çıkar mısınız?, 'Hayır.

Ne zaman gireceğim ne zaman çıkacağım belli olmuyor'. 'Eve posta gelince kim alır?', 'Ben almam', dedi. 'Eve misafir gelince kapıyı ilk kim açar?', 'Ben açmam', dedi. 'Aracı kim kullanıyor?, 'Ben kullanıyorum', dedi Uğur Mumcu.

Güvenlik uzmanları sustular. “UĞUR MUMCU NELERİN UĞRUNA ÖLÜMÜ GÖZE ALDI?” Peki, Uğur Mumcu nelerin uğruna ölümü göze aldı?

Her şeyden önce halk ona 'Kalpaksız Kuvvacı' unvanını verdi.

Yani Kuvayımilliye’yi savunan, bir tek kalpağı eksik, bütün ruhuyla, yazılarıyla, kalemiyle Cumhuriyet’i, Atatürk devrimlerini ve bağımsızlığı savunan bir insandı Uğur Mumcu.

Ve öyle savundu ki adeta bugün CHP'nin Türkiye İttifakı diye önerdiği anlayışta olduğu gibi, Uğur Mumcu gibi düşünmeyenler bile ona güvendiler.

Uğur Mumcu, öyle bir araştırmacı gazeteciliğe imza attı ki, 12 Eylül öncesinde sağ ve sol örgütlere aynı silah kaçakçılarının silah sağladığını ortaya çıkardı.

Düşünün; bir mantığı, bir bakışı vardı.

Türkiye’nin sürüklendiği yerde payı olanları ortaya koydu sevgili dostlar.

Tabii ki o günlerde çok tehdit aldı.”

İlgili Sitenin Haberleri