Haber Detayı
Duymayı bilenlere “Islık Çalan Bir Hafıza”
Geçmiş bazen konuşmaz; nefes alır, ses çıkarır, ıslık çalar. Yapı Kredi Müzesi’nde açılan Islık Çalan Hafıza sergisi, tarihi sessiz bir kayıt olmaktan çıkarıp bedenle, sesle ve çağrıyla yeniden kurulan canlı bir anlatıya dönüştürüyor.
Yapı Kredi Müzesi’nde 7 Haziran’a kadar izleyiciyle buluşan Islık Çalan Hafıza, daha kapıdan girerken bir iddia ortaya koyuyor: Geçmiş sabit değildir; her çağrıldığında yeniden şekillenir.
Serginin basın toplantısında konuşan Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen’in şu cümlesi bu yaklaşımı özetliyordu: “Yapı Kredi Koleksiyonu’ndaki eserlerle çağdaş sanat eserlerinin selamlaştığı, konuştuğu sergimize hoş geldiniz.” Gerçekten de sergi, konuşan; hatta yer yer fısıldayan, bazen de ıslık çalan bir hafıza alanı kuruyor.
Tarih doğrusal değil, canlıdır Sergi, Yapı Kredi Müzesi Nümizmatik ve Gölge Oyunu Tiyatrosu koleksiyonlarından yola çıkarak; tiyatro ve gösteri tarihinden Osmanlı dönemi arkeolojik kazılarına, Mezopotamya’ya uzanan çok katmanlı bir anlatı kuruyor.
Burada tarih, vitrine yerleştirilmiş bir nesne değil; bedenle, nefesle ve sesle yeniden çağrılan bir deneyim alanı.
Islık Çalan Hafıza, izleyiciyi şu soruyla baş başa bırakıyor: Tarihi gerçekten “okuyor” muyuz, yoksa yalnızca bakıp geçiyor muyuz?
Üç ayrı hafıza dili Sergi, küratörlüğünü Burcu Çimen’in üstlendiği güçlü bir üçlüye emanet: Akram Zaatari, Hilal Can ve Michael Rakowitz.
Michael Rakowitz, Irak Savaşı’nın yarattığı yıkımı ve bu yıkımın Mezopotamya’daki kültürel miras üzerindeki tahribatını görünür kılıyor.
Onun işleri, kaybolan nesnelerin ardındaki politik ve insani boşluğu hissettiriyor.
Akram Zaatari, Osman Hamdi Bey’in Sayda kazılarına ait arşivleri; fotoğraflar, belgeler ve yeni çeviriler aracılığıyla yeniden ele alıyor.
Arşiv burada donmuş bir geçmiş değil; bugünle konuşan bir tanık.
Hilal Can ise Karagöz ve Hacivat’ın ışık–gölgeyle kurulan anlatı dilini, mitoloji ve bedenin politik konumu üzerinden çağdaş bir yorumla yeniden düşünüyor.
Gölge, yalnızca bir teknik değil; bir hatırlama biçimi.
Tarih nasıl anlatılır?
Islık Çalan Hafıza, tarihin nasıl ve hangi dillerle anlatıldığına odaklanıyor.
Sessizliğin, boşluğun, kırık dökük anlatıların da tarih yazımının bir parçası olabileceğini hatırlatıyor.
İzleyiciyi pasif bir seyirci olmaktan çıkarıp, bu anlatının parçası olmaya davet ediyor.
Sergi kitabı Mart ayında yayımlanacak sergi kataloğu, bu anlatıyı kalıcı bir belleğe dönüştürüyor.
Kitapta Seçil Epik, Edhem Eldem ve Vid Simoniti, sergide yer alan sanatçıların pratikleri üzerine kaleme aldıkları metinlerle yer alıyor.
Ayrıca Osman Hamdi Bey’in, 1892 yılında Théodore Reinach ile birlikte yazdığı Sayda kazılarına ilişkin rapor-anıları, ilk kez Türkçe çevirisiyle okurla buluşacak.
Serginin ve yayının editörlüğünü ise Fisun Yalçınkaya üstleniyor.
Bir sergiden fazlası Islık Çalan Hafıza, geçmişe bakmak isteyenler için değil; geçmişle konuşmayı, onun sesini duymayı ve bugüne taşımayı göze alanlar için kurulmuş bir sergi.
Melike Abasıyanık Kurtiç’in dünyasından yankılarYaşam Keyfi