Haber Detayı
Horasan’dan Ra’nın ülkesine Türk işi
Horasan’dan Ra’nın ülkesine Türk işi
Şu bizim Türkler, çok ilginç bir millet vesselam.
Bunu, seneler önceki Alaska ve Bolivya ziyaretlerimde anlamıştım.
Bunlardan biri, Güney Amerika’nın tam ortasındaki Bolivya’nın yayla kasabası Samaipata’daki kebapçı idi.
Diğeri de Kuzey Kutbu’nun hemen eşiğindeki Alaska’da, bir üniversite profesörü.
Kendi geçmişim de Toros dağlarının yörüklerinden geldiği için, aslında Türklerin bu göçebelik karakteri, benim için o kadar da sürpriz sayılmazdı.
Ama yine de kocaman dünyanın hemen her köşesinde bizlerden birini bulmak, yine de ilginç oluyordu.
Ve son zamanki Mısır ziyaretimde ise, iyice karar verdim bu ilginçliğimiz hakkında!
Şimdi bazılarınız, “iyi ki bir Mısır seyahatin oldu, artık bitiremezsin anlatmakla” diyebilirler.
Olsun.
Mısır öyle kolay anlatılacak veya kolay anlaşılacak bir diyar değil.
Hele de Türkler için.
Bu anlatılarımızla, okuyan ve okumayanlarda, Mısır konusunda ilgi uyandırıp, Türkiye’nin geleceğinde çok önemli roller oynayacağını düşündüğümüz, ata yadigarı bir ülkeden bahsetmekteyiz ne de olsa.
Kaldı ki, Trump da daha dün Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile görüştüğüne göre, bir şeyler pişmekte oralarda demektir!
Pişen, bize de düşebilir bir ihtimal.
MALAZGİRT’TEN 203 SENE ÖNCE Türklerin Anadolu’ya 1071 senesinde Malazgirt’ten girmelerini, her sene büyük törenlerle kutlayıp anmaktayız.
Ama, bizim Malazgirt’ten tam 203 sene önce, başka Türkler Mısır’a girmişler ve hem de bağımsız bir devlet kurmuşlardı.
Hatta bu tarih, Türkiye’ye göç eden Türk kavimlerinin, daha Müslüman bile olmadıkları bir zamana denk düşmekteydi.
Horasan şehri Buharalı Tolun, Bağdat’taki Abbasi halifesinin Mısır Valisi olarak 868 senesinde oraya gittiğinde, sadece vali değil, Bizans’a karşı savaşan bir sultan olarak görülmekteydi.
Nitekim, Tolunoğulları’nın Türk devleti, egemenlik sürdürdüğü 40 sene gibi kısa bir sürede, Mısır’daki Nil nehrinden Tarsus ve Cizre’ye, Antakya’dan Fırat nehrine kadar uzanan, güçlü bir devlete sahip oldu.
Ve Horasanlı Tolunoğulları sülalesi, Mısır’da Firavunlardan sonra, ilk defa bağımsız bir idare kuran ve halkını refah içinde yaşatan bir devlet idi.
Yani bir bakıma, toplamda bin yıl süren Yunan, Roma, Bizans sömürgeciliğine son verip, Mısır’ın kendi karakterine uygun bir ülke haline gelmesinin temellerini atmıştı.
Bu devletin bir diğer önemi ise, Müslüman olan Türklerin kurduğu ilk bağımsız devlet olmasıydı.
MEKKE FATİHİ İLK TÜRKLER Mısır’daki Türk varlığı, Tolunoğulları ile bitmez elbette.
Bu defa da Ferganalı Togaç’ın, 935 senesindeki Mısır valiliği ile gelen İhşidler, kendi damgalarını vurdular Nil deltasına ve Kuzey Afrika’nın o bölümüne.
Onlar, Osmanlıdan yaklaşık 600 sene önce, İslam’ın kutsal toprakları olan Hicaz bölgesini sahiplenen ilk Türk devleti olmuşlardı.
Abbasilere sadece ismen bağlı olan bu Akşit sülalesi, Arapçada “melikler meliki” anlamına gelen İhşid unvanı ile onurlandırıldı.
Ama devlet sınırlarının sürekli el değiştirdiği o dönemlerde, İhşidler Fatımiler tarafından 969 yılında yenilerek, ortadan kaldırıldılar.
Türklerin Mısır macerası elbette İhşidler’den sonra da devam eder. 1171’den 1260’a kadar, sadece 90 sene süren Eyyubiler döneminde bile, askeri aristokrasinin Türk Memlükler’den yani köle askerlerden oluştuğu göze alınırsa, Mısır’daki Türk varlığının büyük ölçüde devam ettiği anlaşılır.
Nitekim hemen sonrasında, bu memluk askeri sınıfı, yaklaşık 300 sene sürecek Memlükler devletinin kurulmasını sağlayıp, Türk tarihinde önemli bir dönem yaratacaklardır. 1500’lerin başında Orta Doğu’da İstanbul’dan Mekke’ye Türk varlığı TÜRKİYE’DEN ÖNCEKİ TÜRKİYE Bunların kurdukları devlete de Devletu’l-Memâlîk, yani günümüz Türkçesindeki karşılığıyla Memlûkler Devleti denilmiştir.
Çeşitli kavimlere mensup olan ve Türk adları taşıyan memlûklerin konuştukları dil de Türkçeydi.
Dolayısıyla Türk veya Etrâk diye çağrılıyorlardı.
Orta Çağ günlük yazışmalarında, Devletu’l-Memâlîk adı daha çok tercih edilse ve modern tarihçilikte Memlûk Devleti adı oturmuş olsa da resmî yazışmalarda Devletu’t-Türkiyye ve Devletu’l-Etrâk adları kullanılmaktaydı.
Yani, Türkiye Cumhuriyetimizden çok uzun seneler önce de bir Türkiye devletimiz var idi.
Yaklaşık 300 senelik Memluk Türk devletinden sonraki dönem, 1517’den itibaren Osmanlı’nın Mısır’ı oldu.
Dört yüz senelik bu Mısır maceramız da 1914’te Osmanlının hemen her yönde kaybettiği toprakların bir devamı olarak, sona erdi.
Ama 868 senesinden başlayan Türklerin Mısır macerası, elbette 1914’teki yenilgi ile bitmeyecekti.
İhşidler, Tolunoğulları, Memlükler, Osmanlılar ile bu bereketli topraklara yerleşen Türk insanları, Osmanlının yenilgisinden sonra, Türkiye’ye taşınmadılar elbette.
Zaten bin senedir iyice kaynaştıkları ve kültürleri ile de Mısırlı hâline geldikleri bu bölgede; Baybarslardan, Aybeklerden gelen girişimci ve mücadeleci karakterleri ile, Mısır toplumunda özel bir yere sahip oldular.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa her yerde.
Kahire’deki bir dönercideyiz “ABAZA” TABELALI KAMYON SÜRÜSÜ Kahire ile Assiut arasındaki 500 kilometrelik otobüs yolculuğumuzda, bu bahsettiğimiz girişimci ruhun bugüne nasıl yansıdığına, hızla yanından geçtiğimiz her kamyon ve TIR ile şahit olduk.
Çünkü, hemen tüm bu araçların arka kapaklarında, “ABAZA” tabelası vardı.
Merak edip sorduğumuzda, bunun Mısır’daki en büyük kamyon-TIR satan şirketin adı olduğunu belirtti arkadaşlarımız.
Tahmin ettiğimiz gibi, bunlar Memluk günlerinde Kafkaslardaki Abaza topraklarından getirilmiş, savaşçı kölelerin evlatlarıydı.
Aynen Osmanlı’nın Balkanlardan getirip, Topkapı’da eğittiği Yeniçeriler gibi, Abbasilerin zamanından başlayan ve Memlükler döneminde zirveye çıkan bu savaşçı gençler, Mısır topraklarında kök salmış ve 1300 sene sonra bile, toplumun en aktif kesimlerinden biri olmuşlardı.
Hatta bize Kahire’yi gezdiren arkadaşlarımızdan biri, kendisinin de Abaza soyundan olduğunu belirtince, bu durumun sandığımızdan bile daha yaygın olduğunu anladık.
NİL KIYISINDAKI PAŞA KONAKLARI ŞAHİTTİR Mısır toplumundaki, 868 yılından başlayıp günümüze kadar gelen bu Türk katmanlarının fiziki şahitleri, sadece Kahire’nin her yerinde değil, Assiut gibi başkente 500 kilometre uzaklardaki bölgelerde bile, kendisini gösterir.
Yeter ki piramitler ve firavunların kalıntılarından zaman ayırıp, şehirlerin daracık arka sokaklarında, gözünüz biraz da yukarılarda olarak gezinti yapınız.
Muhammed Ali Paşa’nın sarayından, Sultan İnal’ın hamamına, Kansu’nun külliyesinden, Nil kıyısında inci gibi dizilmiş “paşa konaklarına” bakıp, bu bin yıllık ecdad tarihimizin, bugüne nasıl hizmet edebileceğine dair düşüncelere dalacaksınızdır.
Selahaddin Eyyubi’nin kalesindeki Mehmet Ali Paşa Camisi, Kahire’deki tek Osmanlı mimarisi ile yapılmış cami NOT: Yazımızın başlığındaki Horasan, Farsçada “Güneşin Doğduğu Yer” anlamına gelirken, “Ra” da antik Mısır’ın Güneş Tanrısının adıdır.
Tesadüf işte!