Haber Detayı

Gürsel Tekin: Madde bağımlılığını görmezden gelirsek geleceğimizi kaybederiz
Politika haberler.com
24/01/2026 11:41 (2 saat önce)

Gürsel Tekin: Madde bağımlılığını görmezden gelirsek geleceğimizi kaybederiz

CHP'li Gürsel Tekin, Türkiye'de hızla artan madde bağımlılığının sadece bir sağlık sorunu değil toplumsal güvenliği ve gençlerin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir kriz haline geldiğini belirtti. Tekin, "Türkiye madde bağımlılığıyla sessiz ama ağır bir savaş veriyor. Bu konuyu görmezden gelirsek geleceğimizi kaybederiz" dedi.

CHP'li Gürsel Tekin, Türkiye'de hızla artan madde bağımlılığına dikkat çekerek, konunun artık yalnızca bir sağlık sorunu değil, aile yapısını, toplumsal güvenliği ve gençlerin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir kriz haline geldiğini belirtti.

Tekin, bağımlılıkla mücadelenin politik pozisyonların ve parti hesaplarının ötesinde ulusal bir mesele olduğunu belirterek, "Bu konuyu görmezden gelirsek geleceğimizi kaybederiz" dedi. "TÜRKİYE SESSİZ BİR SAVAŞIN ORTASINDA" Tekin yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Türkiye, farkında olmadan sessiz bir savaşın ortasında.

Bu savaşın adı madde bağımlılığıdır.

Sokaklarımızda, okullarımızda, evlerimizde ve ailelerimizin kalbinde derin yaralar açan bu sorun; artık münferit bir sağlık problemi değil, toplumsal güvenliği tehdit eden, aileleri dağıtan, gençleri hayattan koparan, geleceğimizi ipotek altına alan ulusal bir krizdir.

Konu yalnızca bağımlılık değil; arz, talep, suç, yoksulluk, çaresizlik, toplumsal çürüme ve en önemlisi ihmal meselesidir.

Bu nedenle madde bağımlılığıyla mücadele devletin en öncelikli gündemlerinden biri haline gelmeli ve politik pozisyon üstü bir milli mesele olarak ele alınmalıdır. "TOPLUMUN GELECEĞİNİ DE KAYBEDİYORUZ" Madde bağımlılığı ile mücadelede en kritik adım sorunu doğru tanımlamaktır.

Bağımlılığın temelinde; benlik saygısının düşüklüğü, merak, travmalar, aile içi sorunlar, psikolojik hassasiyetler ve ekonomik çöküntü bulunmaktadır.

Bu tabloyu yalnızca bireysel tercihlerle açıklamak ise trajik bir yanılgıdır.

Bağımlılık bir irade zaafı değil, tanımı gereği bir beyin hastalığıdır.Bugün bağımlı birey yalnızca kendi bedenini ve ruhunu kaybetmiyor; ailesinin bütün düzenini, sosyal çevresini ve toplumun geleceğini de kaybediyoruz.

Daha vahimi, bugünün kullanıcı gençlerinin yarın sokakta tedarik zincirinin parçası haline gelme ihtimalinin çok yüksek olmasıdır.

Yani bağımlılık sadece tüketen değil üreten bir suç ekonomisi yaratmaktadır. "TEDAVİDE AİLENİN ROLÜ DEĞERLİ AMA YETERLİ DEĞİL" Mevcut sistem yalnızca detoks uygulamalarıyla yetiniyor.

Oysa detoks tedavinin başlangıcıdır, nihayeti değil.

Rehabilitasyon süreciyle desteklenmeyen tedavilerin kalıcılığı yoktur.

Bu nedenle; detoks, psikoterapi, rehabilitasyon, sosyal uyum, mesleki eğitim ve istihdam birbirini takip eden kapalı bir zincir haline getirilmelidir.Bağımlıları cezaevine kapatmak sorunu çözmediği gibi infaz sonrası kullanım tekrar başlamaktadır.

Cezaevlerinde bağımlıların tedavi edilmesi, rehabilite edilmesi, mesleki eğitim alması ve istihdamla desteklenmesi toplum güvenliği açısından stratejiktir.Tedavi sürecinde ailenin rolü değerlidir ancak tek başına yeterli değildir.

Çünkü bağımlı birey çoğunlukla bağımlılığını reddeder, aile ise çaresizlik ve bilgisizlik içinde kalır.

Bu nedenle zorunlu ikna ve tedavi mekanizmaları bilimsel, hukuki ve etik çerçevede yeniden düzenlenmelidir. "BU MÜCADELE SADECE BAKANLIĞIN OMUZLAYABİLECEĞİ BİR YÜK DEĞİL" Bu mücadele Sağlık Bakanlığı'nın tek başına omuzlayabileceği bir yük değildir.

Sağlık, MEB, İçişleri, Adalet, Aile ve Sosyal Hizmetler, yerel yönetimler ve sivil toplum aynı masada toplanmalı ve ulusal strateji planı hazırlanmalıdır.

Bu kapsamda 2018'de kapatılan TBMM Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu derhal yeniden kurulmalıdır.İsviçre, İtalya ve Portekiz gibi ülkelerde bağımlılık tedavisinin özel rehabilitasyon merkezleri + devlet desteği modeliyle yürütülmesi başarı oranlarını artırmıştır.

Benzer modellerin ülkemizde uygulanabilirliği değerlendirilmelidir.

Bağımlılıktan kurtulan bireylerin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 30. maddesine benzer şekilde dezavantajlı istihdam kotasına alınması toplumsal dönüşüm açısından önemlidir.Madde bağımlılığıyla mücadele yalnızca bir sağlık politikası veya güvenlik operasyonu değildir; bir geleceğin savunmasıdır.

Çocuklarımızı, gençlerimizi, ailelerimizi ve toplumsal dokumuzu korumak zorundayız.

Bu ülkenin kaynakları, kurumsal kapasitesi ve toplumsal dayanışma gücü bu sorunu çözmeye yeterlidir.

İradeye, kararlılığa ve koordinasyona ihtiyaç vardır"

İlgili Sitenin Haberleri