Haber Detayı

Zeynel Emre: "Türkiye'yi Hep Birlikte Daha Yaşanabilir Bir Ülke Haline Getirebiliriz"
Güncel haberler.com
23/01/2026 17:15 (5 saat önce)

Zeynel Emre: "Türkiye'yi Hep Birlikte Daha Yaşanabilir Bir Ülke Haline Getirebiliriz"

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, Türkiye’nin içinde bulunduğu tablonun değiştirilemez olmadığını belirterek, "CHP olarak biz varız. Bu ülkenin birinci partisiyiz. İstikrarlı bir şekilde oyumuzu arttırıyoruz. Hep birlikte rantı değil ekonomiyi, üretimi önceleyen, verdiği tabana değil tavana yayan, faiz lobileri değil emekçiyi güldüren ekonomi programımızla hazırız. Türkiye'yi hep birlikte daha yaşanabilir bir ülke haline getirebiliriz. Birlikte mücadele edelim, omuz omuza mücadele edelim. Ve güzel bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edelim" dedi.

(ANKARA) - CHP Sözcüsü Zeynel Emre, Türkiye'nin içinde bulunduğu tablonun değiştirilemez olmadığını belirterek, "CHP olarak biz varız.

Bu ülkenin birinci partisiyiz.

İstikrarlı bir şekilde oyumuzu arttırıyoruz.

Hep birlikte rantı değil ekonomiyi, üretimi önceleyen, verdiği tabana değil tavana yayan, faiz lobileri değil emekçiyi güldüren ekonomi programımızla hazırız.

Türkiye'yi hep birlikte daha yaşanabilir bir ülke haline getirebiliriz.

Birlikte mücadele edelim, omuz omuza mücadele edelim. ve güzel bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edelim" dedi.CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, Partisinin Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenledi.

Emre'nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: "Öncelikle yarın ölüm yıl dönümü, Uğur Mumcu'yu anmak istiyorum.

Kendisinin 33'üncü ölüm yıl dönümü olacak.

Kendisinin fikirleri, söyledikleri, ülkemize ilişkin, coğrafyaya ilişkin aslında hala bugün yolumuza ışık tutmaya devam ediyor.

Genel Başkanımız da böylesine değerli bir ismin anmasına yarın itibarıyla kendisi bizzat katılacağını belirtmek isterim."Soma Maden Faciası'nda yaşanan acılardan hesap sorulabilseydi..."Kartalkaya yangın faciasından bahsetmek istiyorum.

Bugün yaklaşık bir yıl oldu üzerinden geçen zaman.

Aslında biz bunları birbiriyle ilintili olarak anlatmak istiyoruz.

Soma Maden Faciası, Kartalkaya Faciası, İliç Faciası; bunlar hepsi esasında denetimsizliğin, 'Ben yaptım, oldu' mantığının, yandaşları korumanın, ülkede görev yapan bakanların kendi karlılığını düşünmesinin, bürokratları korunmasının, sorumluların bir şekilde ceza almadan kurtulmasının sonuçları olarak peş peşe yaşanan olaylar.

Emin olun, bugün bu ülkede eğer Soma Maden Faciası'nda yaşanan o acılardan gerçek anlamda bir hesap sorulabilseydi, belki peşi sıra gelen İliç gibi, Kartalkaya gibi diğer facialarda bu kadar yurttaşlarımızın hayatına mal olmazdı.

Çünkü insanların şu duyguyu bildiği, hissettiği bir dönemdeyiz: İktidara yakınsan, iktidara yakın şirketlerdeysen bir şekilde yaptığı ne olursa olsun sorumluluktan kurtulabiliyorsun.

Ben bu vesileyle 36'sı çocuk, 78 vatandaşımızın hayatını kaybettiği Kartalkaya faciasının bir kez daha anıyorum ve dikkatle takip ettiğimizin CHP olarak altını çizmek istiyorum.

Orada ilk etapta görev yapan bilirkişilerin görevden el çektirilmesi, ikinci olarak sorumlularla ilgili gerçek anlamda bürokraside görev yapan insanların soruşturma izin verilmemesi, o firmayla ilgili, otelle ilgili Bakan'ın sahip olduğu şirketin -tabii kurdu kuzuya emanet edince böyle bir sonuç çıkıyor- her türlü oluru vermesi; bütün bunlar bizim canlarımıza mal oldu.

Vatandaşlarımız bu açıdan adalet peşinde.

Hiç olmazsa kaybettiği canların gerçek anlamda sorumluların cezasını çektiğini görmek istiyor.

Biz dikkatle, itinayla bunu takip ediyoruz."'Nasıl olsa iktidarla yakınım'mantığıyla gerekli hassasiyetin gösterilmediğini görüyoruz"Bir diğer husus da Erzincan İliç.

Yine yıl dönümündeyiz ve orada da dokuz canımız toprağın altında.

Dikkat ederseniz orada görev yapan firmaların başka ülkelerde bulunan ve benzer maliyette işlerine baktığımızda hakikaten doğaya daha duyarlı, güvenlik önlemlerini daha fazla alan işlem yaptığını görürsünüz.

Ancak bizim ülkemizde aynı firmalar, aynı isimler, aynı şirketler gerekli önlemler alınmadan her türlü iş ve eylemde bulunabiliyor.

Niye?

Çünkü 'Nasıl olsa iktidarla yakınım.

Nasıl olsa iktidarla iş birliği içindeyim' mantığıyla gerekli hassasiyetin gösterilmediğini görüyoruz.

Dolayısıyla oradaki faciada hayatını kaybedenleri de analım ve dikkatle takip ettiğimizi de belirtelim."86 milyon biliyor ki 'İmamoğlu cumhurbaşkanı adayı olmasın' düşüncesiyle yapılan saçma sapan hukuki kararlar"Geçtiğimiz haftalarda Sayın İmamoğlu'nun diploma davasıyla ilgili idari yargıdaki duruşması görüldü.

Sayın İmamoğlu'nun gerek yargılandığı gerek idari işleme söz konusu olan iptal davaları gerek hukuk davaları; hakimi değişmeyen mahkemesi yok. 35 yıl önce edinmiş olduğu diplomaya ilişkin hukuksuzca verilen diploma iptal kararına istinaden açılan idari yargıdaki iptal davasında ilk etaptaki görevli mahkeme başkanı ve görevli naip üyenin idare hukuku açısından gerekli olduğu ara kararları hukuka uygun bir şekilde vermesi sonrasında, görevden el çektirildiğini, talep olmamasına rağmen düz üye olarak atandıklarını biliyoruz.

Her nasılsa 35 yıl önce verilen diplomaya ilişkin sahtecilik iddiasıyla yürüyen soruşturma ve sonrasında açılan davada da mahkeme hakiminin değiştiğinin altını çizelim.

Bununla birlikte İstanbul Üniversitesi avukatının geçtiğimiz haftaki idare mahkemesinde şöyle bir cümlesinin de burada altını çizmek isterim: 'Ekrem İmamoğlu'nun doğrudan yaptığı bir eylemi zaten belirtmiyoruz' diyor.

Azıcık ceza hukuku anlayan bilir ki eğer ki sizin iddia edilen suç konusu olayla ilgili bir eyleminiz yoksa sanık olamazsınız.

Amma velakin orada yine belirtilen cümleler, anlatılar ve ilgili dilekçelerde şu ibareleri de kullanıyoruz: 'Diploma Yüksek Seçim Kurulu'nda (YSK) kullanılıyor.' Durmadan bu ibareleri görüyorsunuz.

Çünkü buradaki gayenin tüm yurttaşlarımızı, 86 milyon bilir ki 'Aman Sayın İmamoğlu cumhurbaşkanı adayı olmasın.

Bir şekilde bunun önüne geçelim' düşüncesiyle yapılan saçma sapan hukuki kararlar olduğunu biliyoruz."İmamoğlu, Erdoğan'dan her ankette 10-15 puan önde"Dünya tarihinde örneği yoktur. 19 Mart'tan bugüne kadar sesini duyan yok, izleyen yok, görüntüleyen yok; her gün yandaş kanallarda, 20'den fazla kanalda aleyhine dünya kadar haber yapılıyor, olumsuz propaganda yapılıyor ama bugün neredeyse her ankette 10-15 puan arasında Sayın İmamoğlu'nun Sayın Erdoğan'dan halk tarafından destek gördüğü görülüyor.

Yani bugün böyle saçma sapan diploma iptal meselesi olmasa, cezaevinden aday olsa İmamoğlu açık farkla bu ülkenin cumhurbaşkanı olacak durumda.

Açıkçası ülkemizdeki açmaz, ülkemizdeki en büyük problemlerden biri esasında Sayın Erdoğan'ın sandığı kendi kazanırsa meşru görmesi, kendi kaybettiği yerlerde tanımaması ve olası rakiplerini bertaraf etmek yönünde ele geçirdiği ve bütünüyle bir siyasi partinin kolu gibi gördüğü yargı vasıtasıyla etkisiz hale getirme girişimleridir.

Türkiye olarak bizim en büyük kaybettiğimiz, en büyük problemimiz budur."Hukuki caydırıcılık, finansal abluka, reklam yasağı ve tedavi seferberliği lazım"Ülkemizin en büyük problemlerinden biri sanal kumar problemi.

Anayasamızın 58'inci maddesi çok açıktır.

Der ki 'Devletimiz gençleri kötü alışkanlıklardan koruma görevi verilmiştir.' Bunun sorumluluğu iktidardadır, bu ülkeyi yönetenlerdedir.

Bu ülkeyi yönetenler bu ülkeyi birkaç yıldır yönetmiyor, çeyrek yüzyıldır yönetiyor.

Dolayısıyla bugün ülkemizdeki çocuklarımız, gençlerimiz sanal kumar ve yasa dışı bahis problemiyle boğuşuyorsa, hayatını kaybediyorsa, bu bağımlılıkla ocaklar sönüyorsa bu ülkemizin en büyük milli güvenlik problemlerinden biridir.

Ekonomideki bunun rakamına baktığımız zaman, 20 milyar dolar gibi bir rakamdan bahsediliyor.

Çünkü denetimsiz, vergisiz, 'Nereden bulursan bul, parayı al, getir' düşüncesiyle geçmiş dönemlerde çıkartılan yasal düzenlemeler oldu.

Biz o zaman CHP olarak dedik ki 'Kara para sadece kendisi gelmez, düzeniyle birlikte gelir.' Dolayısıyla ülkemizdeki hem suç oranının artmasında hem bu tip problemler karşısında gerekli önlemlerin alınması lazım.

Burada ne yapmak lazım?

Birincisi hukuki caydırıcılık olmalı.

Yani kimse açısından bunun bir kabahat olarak görüldüğü ve Türk Ceza anlamında yer almadığı durumda hukuki caydırıcılığı olduğunu görmüyoruz.

İkincisi bir finansal abluka lazım.

Bu konuda reklam olur mu, reklam yasağı lazım.

Dördüncüsü de bunun bir bağımlılık olduğunu bilerek bir tedavi seferberliği içerisinde meseleyi ele almamız gerektiğini düşünüyoruz."Günlük 667 lira emeklimizin yaşamını sağlayacak bir rakamın çok uzağında"Geçtiğimiz hafta itibarıyla gece yarılarına, hatta sabahlara kadar TBMM'de ülkemizin kanayan yaralarından biri, emeklimizin sefalet düzenine ilişkin bir yasal düzenleme söz konusuydu.

Orada ilk başta öngörülen rakam 18 binlerin biraz üzerinde bir rakamdı.

Daha sonra emeklimizin feryadı, bizim nöbetlerimiz, o dayanışma bin liranın üzerinde biraz daha zam yapıldı, 20 bin lira gibi en düşük emekli aylığı üzerinden bir rakam açıklandı.

En düşük rakam ama yıllar içerisinde o uzun süreli görev yapan, daha fazla yüksek maaşlı çalışan emeklilerimiz açısından eşitlenen rakamları olduğunu görüyoruz.

Yani bugün 1 milyon seviyelerinden 5 milyon seviyesine en alt düzey emekli maaşı alan emeklilerimizin durumu söz konusu.

Burada 20 bin lira gibi bir rakam, günlük 667 liralık bir rakamın emeklimizin yaşamını sağlayacak bir rakamın çok uzağında olduğunu, bunun bir yaşamsal mesele olduğunun altını çiziyoruz. ve biz CHP, Türkiye'deki diğer muhalefet partilerinin de hakkını verelim, onlar da aynı şekilde büyük bir direnç ve dayanışma gösterdiler bu rakamın yükselmesi konusunda- ancak dün gece yarısı itibarıyla bu rakam üzerinden bir kanun maddesi geçti.'İktidarı yöneten kim' dediğimizde bugün herkes bilir ki bir Cumhur İttifakı söz konusu.

Sayın Bahçeli de dedi ki 'Emekli maaşı çok azdır.' Ama MHP oy vermeyi biz her zamanki gibi çark etti, 'Biz iktidar ortağı değiliz, ittifak ortağıyız' diye.

Hatta emekli feryadını da 'teneke gürültüsü' ifadesiyle aşağılayan bir ifadeyle bir yaklaşım sergilendi. 'Ret' oyu verdiler, bizim yükseltilmesi yönündeki taleplerimize.

Dünkü 20 bin liraya mahkum edilen emeklimize oylamada da 'evet' oyu verdiler.

Halbuki 'teneke gürültüsü' dediğiniz şey, insanların yaşamsal hakkı.

Her şeyde, 'Aklımız fikrimiz Türkiye'dir' deyip bu ülkenin yurttaşlarının açlığa mahkum edilmesine 'evet' derseniz sizin hiçbir inandırıcılığınız kalmaz.

Sıkıştığınız yerde de 'Sorumluluk hükümette' deyip çıkamazsınız."Meclis'te yokken oradaymış gibi sahtekarlık yapan anlayışı kınıyorum"Ülkede emeklilerle ilgili bir yasa maddesi görüşülüyor, yaşamsal bir konu.

Gerekli özeni gösterip de orada bulunmaya tenezzül etmeyip, sahte oy pusulası gönderip de varmış gibi davranan bir AK Parti milletvekilini...

Meclis'i yöneten de Sayın Celal Adan kendi sözlerimden ifade edeyim bu siyasi sahtekarlığı: 'Burada bir ciddi saygısızlık yapılmıştır, terbiyesizlik yapılmıştır, ahlaksızlıktır.

Bunu yapan ahlaksızdır.' Burada olmadığı halde buradaymış gibi pusula gönderen bir anlayışın, bir siyasi sahtekarlığın, TBMM gibi en kurumsal ortamda yapılan bir iktidar anlayışının bu ülkeye getireceği bir fayda olabilir mi?

Olmaz.

Bu ülkenin en önemli kurumlarından birinde sahtekarlık yapan bir siyasetin, bir anlayışın, bir yönetme anlayışının, iktidarın bu ülkeye hayrı olur mu?

Olmaz.

Hakikaten Gazi Meclis'te olmuş gibi davranıp sahtekarlık yapan bu anlayışı da kınıyorum.

Milletimize de şikayet ediyorum. ve bu ismin de AK Parti Milletvekili Turan Bedirhanoğlu olduğunu da buradan ifade etmek isterim."Kaynak; faiz lobilerine, kamu özel işbirliği altında ifade edilen imzalanan soygun düzeninde var"Sayın Cumhurbaşkanı'nın bir ifadesi var ki insanın aklıyla alay ediyor.

Diyor ki, 'Biz gelmeden önce en düşük emekli aylığı 66 liraydı.' Emin olun, bu ifadeyi kendisi dışında herhangi bir siyasi ifade etse halkı yanıltıcı bilgiyi aynen yayma suçuyla soruşturma açarlar.

Çünkü çok açık. 2002'de ocakta en düşük emekli aylığı 216 TL'ydi, asgari ücret de 163 TL'ydi.

Yani asgari ücretin çok üzerinde bir rakamda emekli aylığı var.

Bir buçuk katıydı, bugün 0,7 oranına geldi.

O gün sekiz çeyrek altın alabiliyordu, bugün iki çeyrek altın alabiliyor.

Altı çeyrek altın gitti emeklimizin cebinden. 'Kaynak yok' diyorlar, kaynak var bu ülkede.

Yandaş transferine var, faiz lobilerine var, kamu özel işbirliği altında ifade edilen imzalanan soygun düzeninde var. 2026'nın sadece faiz bütçesine baktığımız zaman faize ayrılan 2 trilyon 742 milyar lira.

Emeklimizi düşündüğünüz zaman pekala çözüm bulabilecek bir güçte olduğumuzu ülke olarak ifade edelim.

Bu bir tercih meselesi.

TÜİK verilerine göre baktığımızda 2021 Eylül'den itibaren gıda fiyatlarının altı katına çıktığını, dana eti fiyatının da 10 katına çıktığını görüyoruz.

Bizim çocuklarımız, evlatlarımız yetersiz beslenmeden ötürü sağlık problemleri yaşıyor, bodurluk problemi yaşıyor, protein almadan ötürü problemler yaşıyor.

Bizim ülkemizdeki hayvancılık yüksek maliyet, düşük öngörülebilirlik nedeniyle kıskaç altında.

Girdi maliyetleri çok yüksek.

Besicilerimizi dinlediğimiz zaman, geçmişle kıyasa baktığımız zaman hakikaten içler acısı bir durum içerisindeyiz.

Dolayısıyla bu alanlarda iktidarın, yönetenlerin bir pozitif yaklaşım sergilemesi ve destek vermesinin elzem olduğunu ifade edelim.

Türkiye gibi güzel bir coğrafya saman ithal eder mi, et ithal eder mi?

Bu ülkedeki hayvancılıkla uğraşan insanlara gerekli politik düzenlemeler, siyasi kararlar alındığında ülkemiz dışarıya ithal edecek kadar güzel bir coğrafyada.

Neden dünyanın en pahalı etini bu ülkenin yurttaşları yemek zorunda kalıyor ki? "Bizim reçetemiz belli: Güçlü sosyal devlet, sosyal demokrasi"Bir diğer husus ise rakamlar gösteriyor ki imalat sektöründeki düşen istihdam.

Sanayi istihdamında son bir yılda 178 bin 708 kişi azalmış durumda.

Bu da 2022'den beri gördüğümüz en düşük seviye.

Çünkü ekonomik ortam, sizin talepleriniz, yaklaşımınız sürekli müteahhidi, inşaat ekonomisini, bu alanı önceleyen politikalar yerine imalat sektörünü düşünmeniz lazım.

Türkiye rant ekonomisinden üreten ve halkça paylaşan bir ülke konumuna gelebiliriz.

Biz akademisyenlerle, bu ülkenin yurttaşlarıyla, bilim insanlarıyla tartışarak 'Bu ülkenin problemlerine nasıl çözüm bulabiliriz' mantığıyla hazırladığımız yeni parti programımızda ifade ettik.

Güçlü yurttaşın inşa edilmesi lazım.

Herkesin ürettiği ve hakça paylaştığı bir Türkiye gerçek olabilir, bunu birlikte sağlayabiliriz.

Bunun için katma değeri yüksek, ekonomi; bunu sürekli betona değil, üretime ve teknolojiye yatırım; yüksek katma değerli ve teknoloji üreten bir ülke sanayi ülkesi haline gelebiliriz.

Sizin kalkınma dediğiniz şey sadece bir avuç müteahhidin zenginleşmesi değil; Anadolu'nun dört bir yanındaki fabrikaların bacasının tütmesidir.

Hakç bölüşüm...

Böyle bir vergi düzeni olmaz.

Sürekli yandaşların vergi affıyla bu ülke bir yere varamaz.

Bütçede kurumlar vergisi oranı, OECD ülkelerinin çok arkasında, dibinde yer almaktadır.

Kurumsal reformlara ihtiyacımız var.

Rakamları manipüle etmeyen Merkez Bankası, TÜİK, Rekabet Kurumu gibi bu kurumların siyasetin emrinden çıkartılması elzem.

Bu güven ortamı gelince de elbette emin olun, şu ankinden çok daha fazla yatırım gelecek ve işsizlik bitecek.

Bizim reçetemiz belli: Güçlü sosyal devlet, sosyal demokrasi.

Bu ülkenin imkanları var.

Hiç kimseyi aç, açıkta bırakmayabilirsiniz.

Yeter ki bu yönde bir yaklaşımınız olsun sizin."Atlas kardeşimizinyüz ifadesi gözümüzün önünden gitmiyor"Bu ülkedeki milyonlarca insan, Ahmet Minguzzi cinayetinde o pırıl pırıl evladımızın yüzüne bakamaz, televizyonu gördüğünde üzüntüden yüzünü çeviren duyguyu yaşıyor.

Ama biz bunları yaşamaya devam ediyoruz.

Çünkü ülkede bir sosyal patlama var.

Hesapsız, kitapsız eğitim modeli, işsizlik, gerek televizyon dizileri gerek içinde bulunduğumuz ortam gerek siyasi iktidarın bu ülkedeki mafyanın arkasını kollayan, sırtını sıvazlayan şeklindeki siyasi yaklaşımlar, fotoğraf vermeler, açıklamalar bu ülkenin gençlerini başka bir yola sevk etti.

Güngören'de de Atlas kardeşimizin, evladımızın katledilmesi, o pırıl pırıl çocuğumuzun yüz ifadesi gözümüzün önünden gitmiyor.

Bu çocukların durumu bir değil, beş değil, 50 değil, 100 değil.

Pırıl pırıl evlatlarımıza kıyıdığını görüyoruz.

Bu bir düzenin sonucu, yoksulluğun sonucu, düzenetimsizliğin sonucu, eğitimsizliğin sonucu, ceza hukukundaki cezasızlığın, hesapsız kitapsız çıkartılan yasların sonucu.

Ben olumsuz rakamlar inanın vermek istemem CHP sözcüsü olarak.

Ülkemiz silahlı işlenen cinayet oranında Avrupa'da ilk sırada.

Niye böyle bir şey olsun?

Biz niye bunları yaşayalım?

Niye bu kadar silah ortada olsun?

Niye bu kadar kolay bu ülkedeki 14-15 yaşındaki çocuklar bıçak edinebilsin?"Uyuşturucu kullanmakla ilgili işlenen suç sayısı 80 bin 103 iken 2024'te 438 bin 921'e çıkmış"Çeşitli suç örgütleri çıktı.

Bizim çocukluğumuzun çizgi film kahramanları adıyla anılan 5 bin liraya silahlı eylemde bulunuyorlar, 50 bin liraya cinayet işliyorlar.

Dosyalarda biz bunları görüyoruz.

Dehşet verici.

Birçok faktörü var bunun gerçekleşmesinin.

Bunlardan biri de bağımlılıktır elbette.

Rakamlara baktığımızda 2015'te Türk Ceza Kanunu'nun 195'inci maddesi uyuşturucu kullanmakla ilgili düzenlemedir.

Bu suçtan ötürü işlenen suç sayısı 80 bin 103 iken 2024'te 438 bin 921'e çıkmış durumda.

Bu kadar kolay tedarik, okul önlerine kadar giden, erken yaşta bağımlılık; bu nasıl oluyor?

Bunu da bakmayın siz durmadan sosyal medya paylaşımları yapan sorumsuz bakanların açıklamalarına.

Burada gerçekten kullanıcı değil, torbacı; onun başındakilerle mücadele ediyorsanız sınırlarınızın güvenliğini almanız lazım, uyuşturucunun girmemesi lazım.

Cezaevlerindeki doluluk da en büyük oranda yine bu alanda.

Dolayısıyla basına yansıyan içiciymiş, sanatçıymış; bunlar işin propaganda kısmı.

Bu işle ilgili etraflı bir mücadele ve politika şart.

Çocuklarımızı korumamız lazım.

Pırıl pırıl evlatlarımızı düşünmemiz lazım.

Bunun için de Türkiye'nin hak ettiği bir şekilde doğru, dürüst, kuvvetler ayrılığının olduğu, denetimin olduğu, iyi hesaplanan kanunların çıkartıldığı bir düzen içerisinde, hesap veren bir yönetim anlayışı, yeteri kadar üniversitenin bulunduğu, ara mesleklerinde bunun hesaplandığı, sokak güvenliğinin alındığı, imarların buna göre düzenlendiği...

Siz ilçe nüfuslarını 1-1 buçuk milyonlara çıkartan imar politikası yapar, belli bölgelerdeki insanları yoksullaştırır ve herkesin büyükşehirlere taşınıp orada gettolaşmaya sonuç verirseniz, orada sahipsiz çocuklar bir şekilde...

Şiddetin bir ortam meselesi olduğunu ifade edelim.

Bu kadar yüksek suç oranıyla karşı karşıya kalırsınız."Saman bile ithal eden bir hayvancılık sektörü olmaz"Geçtiğimiz hafta yine Manisa'daki besicilerimizin Ulusal Süt Konseyi'nin açıkladığı 22,22 TL'deki çiğ süt ücretine ilişkin feryadını dinledik.

Bu bizim en önemli milli güvenlik meselelerimizden biridir.

Bizim üretmemiz lazım, bizim desteklememiz lazım.

Biz sürekli ithal edemeyiz.

Bizim kalkınmacı bir devlet için sektörel anlamda doğru planlama ve desteğe ihtiyacımız var.

Bizim sütünü yollara döken üreticilerine ihtiyacımız yok.

Böyle bir düzen görmek istemiyoruz.

Saman bile ithal eden bir hayvancılık sektörü olmaz.

Bizim açımızdan gıda güvenliği önceliğimiz.

Bunu yapabiliriz, bunu gerçekleştirebiliriz.

Su meselesinin kamusal bir yaşam hakkı olarak korunması lazım.

Bu alanda gerçekten rakamlar endişe verici.

Geçtiğimiz günlerde Karapınar bölgesinde görülen sayısı 700'ü bulan obruklar, sürekli yenisi ekleniyor.

Hep söylüyoruz, sürekli rant ekonomisi, inşaat ekonomisi üzerinde bir devlet anlayışı, yönetme anlayışı olmaz.

Bazı hatalar vardır telafisi olmaz.

Dolayısıyla biz İstanbul'un içme suyu açısından en önemli barajlarından birini yaşamsal açıdan böyle bir statüye, böyle bir çevrilmesine anlam veremiyoruz.

Burayı korumamız lazım.

Sazlıdere Barajı gibi barajların korunması özellikle Karadeniz'de, Akdeniz'de, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde hesapsızca yapılan HES projelerinin sürekli böyle büyük rant ekonomisinin çıktığı yerlerdeki doğa tahribatını görmemiz lazım.

Kırşehir ve Seyfe Gölü'nde doğaya ihanet var.

Çünkü burası uluslararası koruma altında.

Gitti mi gidiyor, bir daha geri getiremiyorsunuz. 187 kuş türüne ev sahipliği yapan bir cennet.

Burası bir maden sahası gerekçesiyle karar verildi.

Tam 5 bin 855 hektarlık bir alan kullanılacak maden sahası diye.

Koruma alanı da Cumhurbaşkanı kararıyla 10 binlerden 5 bin hektarlara kadar düştü.

O Seyfe Gölü, Seyfe çölü olursa geri onu düzeltmenin imkanı yok.

Enerji ve madencilik politikalarınızı da muhakkak tarımla, doğayla, hayvancılık sektörüyle uygun şekilde ilerletmeniz lazım."Türkiye'yi hep birlikte daha yaşanabilir bir ülke haline getirebiliriz"Hem emeklinin feryadı, onlara sırtını dönen iktidar ve teneke gümrüklüsü diyen anlayışı, uyuşturucu batısındaki çocuklarımızı ve bizlere uygulanan muhalefete uygulanan düşman hukukunu sadece siyasi partiler olarak demiyorum, bu ülkenin yurttaşları açısından da diyorum ama bu durum düzeltilebilir mi?

Düzeltilebilir.

Çünkü CHP olarak biz varız.

Sizlerin desteğiyle varız.

Bu ülkenin birinci partisiyiz.

İstikrarlı bir şekilde oyumuzu arttırıyoruz.

Dolayısıyla biz hep birlikte rantı değil ekonomiyi, üretimi önceleyen, verdiği tabana değil tavana yayan, faiz lobileri değil emekçiyi güldüren ekonomi programımızla hazırız.

Yargının bağımsız olduğu, kimsenin düşüncesinden ötürü zindanlarda olmadığı bir Türkiye gerçek.

Ülkemizin yurttaşlarının, kadınların, gençlerin, çocukların güven sokaklarda yürüyeceği bir Türkiye'yi gerçekleştirebiliriz.

Yeşil kalkınma programını hayata geçirebiliriz.

Bunun için hep birlikte sesinizi en gür bir şekilde yükseltin.

Biz de bizim buluşma programlarımızla, eylemlerimizle, mitinglerimizle, halkla buluşmalarımızla gelin, sesimizi birlikte yükseltelim.

Biz bu ülkeyi çok güzel yönetebiliriz.

Bu iradeye sahibiz CHP olarak.

Bu hazırlığa sahibiz.

Kadrolarımızla buna varız.

Yarın 24 Ocak Cumartesi 16.00'da Sayın Genel Başkanımızın Yalova'daki 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı'nda düzenleyeceği mitinge katılmaya ve bu mücadelemize omuz vermeye hepimizi davet ediyorum.

Türkiye'yi hep birlikte daha yaşanabilir bir ülke haline getirebiliriz.

Birlikte mücadele edelim, omuz omuza mücadele edelim. ve güzel bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edelim.""Bir yanda Milli Birlik ve Kardeşlik Komisyonu'ndan bahsediliyor, bir yanda Kent Uzlaşısı kapsamında açılan dava" Emre, açıklamalarının ardından gazetecilerin mensuplarının sorularını yanıtladı.

Sözcü Emre, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'e, "kent uzlaşısı" davasından verilen altı yıl, üç aylık hapis cezasını şöyle değerlendirdi: "Bir yanda Milli Birlik ve Kardeşlik Komisyonu'ndan bahsediliyor, bir yanda Kent Uzlaşısı kapsamında açılan dava, savcılık açıklamaları.

Baktığımız zaman şöyle ifadeler var, 'Nedir Kent Uzlaşısı' dediğimizde deniyor ki 'Kürt'lerin batıda belediye meclis üyeliğine seçilmesi.

Meclis üyeliğinde görev yapması.' Bir defa şuna inanmanız lazım; siz eğer bu ülkenin milli birliği, bütünlüğü, kardeşliğinden bahsediyorsanız yani bütün samimiyetimizle söyleyelim, bizim Anayasamızda yer alır; 'Bu ülkeye yurttaşlık bağıyla bağlı olan vatandaşların hepsi birdir, eşittir' diye.

Anayasa'nın 10'uncu maddesi eşitlik içerisinde işaret etmiştir.

Her türlü kimliğin, mezhebin, inanın ötesinde bir yurttaşlık tarif etmiştir.

Büyük Atatürk'ün bize çizdiği yol da budur.

Buna karşı bu kadar hassas bir süreçte hala kent uzlaşısı diye diye ifade edilen ve Sayın Özer'in mesela geçmişine baktığımızda ve orada yargılananların hiçbir şekilde şiddetten uzak, bilim insanı olarak görev yaptığını, fikirlerine sahip çıkıldığını, önemli komisyonlarda görüşünün alındığını ve Türkiye'nin yaşadığı bu geçmişten kaynaklı birçok problemde de bir aydın olarak fikrine başvurulduğu kimse.

Söylediği her yerde aynı.

Siz bu insanlara böyle cezalar verir, siyaset dışına iterseniz, belediyeleri gasp ederseniz bu ülkenin milli birliği, kardeşliği nasıl sağlanır?

Olacak iş değil.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının hepimizin eşit bir şekilde buluştuğu nokta olduğunu göstermek ve anlatmak için ne dediğimizde burada sığınacağımız şey eşittir.

Bu ülkenin Türküyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkes'iyle, Sunni'siyle, Alevi'siyle, gayrimüslimiyle bu ülkenin eşit yurttaşlığıdır.

Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti'nin o kutsal bayrağı altında ve yurttaşlık bilinciyle bu ülkeye bağlılık hissetmemiz lazım.

Ama bunun için de böyle bir yaklaşım sergilemeniz lazım sizin."Türkiye'nin en büyük ilçelerinden birinin seçilmiş belediye başkanının böyle cezalarla karşılaşması kabul edilebilir değil"Bu tür davaların toplumda büyük yaralar açtığını görmemiz lazım.

Esenyurt gibi İstanbul'un en büyük ilçelerinden biri, Türkiye'nin en büyük ilçelerinden birinin seçilmiş ve farkla seçilmiş bir belediye başkanının, bir akademisyenin abuk sabuk iddialarla böyle cezalarla karşılaşması hakikaten kabul edilebilir bir şey değil.

Bakın, biz kişisel olarak bir şeylerden endişe etmiyoruz.

Biz bu ülkenin iyiliği için, güzelliği için acı çekeceksek çekeriz gerçekten.

Hiçbir partilimiz, hiçbir yöneticimiz hiç sızlanmadan bunu yapar.

Ama bütün bu kararların, açıklamaların, konuşmaların, yaklaşımların, iktidarın yönetme şeklinin bu ülkede çeşitli fay hatlarını tetiklediğini ve yaralar bıraktığını, izler bıraktığını, geleceğe kötü miraslar bıraktığını görmek lazım.

Ben umuyorum ki bu kararların bir aklıselim ortamında düzeltileceği temyizde bir süreci görürüz inşallah diye temenni ederim.

Biz enseyi karartmadan yurttaşlarımızla birlikte yolumuzda yürümeye devam edeceğiz."

İlgili Sitenin Haberleri