Haber Detayı
Kalkınma ve planlama yerelden başlamalı
Uzmanlar, Cumhuriyet’in halkçı belediyecilik anlayışı ve planlama sayesinde kalkınmayı sağladığını belirtti. USMER’in Halkçı Belediye Sempozyumu’nda konuşan akademisyenler ve uzmanlar, Cumhuriyet’in tarım, kentsel planlama ve kültür-sanat uygulamalarını anlattı.
Ulusal Strateji Merkezi (USMER)’nin 17 Ocak Cumartesi günü İzmir’in Konak ilçesinde düzenlediği Halkçı Belediye Sempozyumu’nun üçüncü oturumunda, “Halkçı Belediye ve Kentsel Planlama” konusu ele alındı.
Oturumun ilk konuşmacısı Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.
Dr.
Engin Berber’di.
Berber, erken Cumhuriyet döneminde kültür ve sanat uygulamalarıyla halkçı belediyecilik örneği olarak İzmir’i anlattı.
MUSTAFA KEMAL’E GÖRE HALK TANIMI Berber sunumunda şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’yi özgürleştiren Ankara merkezli siyasal ve askeri hareket, devlete isim vermeden 45 gün önce ülkeyi yönetecek partiye ‘halk’ ismini verdi.
Mustafa Kemal’ Atatürk, Anadolu’da çıktığı gezilerdeki konuşmalarında İzmit’te, Eskişehir’de, Balıkesir’de hangi sınıftan ve zümreden olursa olsun Türkiye’de yaşayan herkesi içine alan bir parti olduğunu söyledi.
Aslında Atatürk’ün yapmaya çalıştığı şey, Halk Fırkası’nın bir kitle partisi olarak takdim ederken tüm devrimini korumaktı.
Önemli olan devrimi derinleştirmekti. “Mustafa Kemal’e göre halkçılığın en net tanımı şudur: Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına, vatandaşlık itibariyle Türk denir.
Türk halkına değil, Türkiye halkına Türk denir.
Türkiye’de sadece Türklerin yaşamadığını, başka kökenlerden insanların da varlığını çok iyi biliyor. “Belediyeler Kanunu var. 3 Nisan 1930 tarihli.
Kanunla birlikte kültür-sanatla ilgili kurslar açılacak, kent yeşillendirecek, oyun bahçeleri yapılacak, deniz banyoları kurulacak.
Belediye yaklaşık 10 büyük parkı bizzat yapmış.
Hayvanat bahçesi yapılmış, meydanlar ve anıtlar inşa edilmiş.
Sonra müzeler...
Bunlar hala işlevseldir.
İzmir Belediyesi, pek çok müzeyi kamulaştırıp halka sunmuş.
Belediye Başkanı Dr.
Behçet Uz, Moskova’da gördüğü kültür parkını İzmir’de de yapalım demiş. “Önce 60 dönüm bir araziye yapılması düşünülüyor, sonra İzmir yangınının ardından 460 dönüme çıkarılıyor.
Bugün burası İzmir’in en yeşil yeri.
Kadife Kale’ye çıkıp kente baktığınızda soluk aldığınız, içinizi açan tek bir yer vardır, o da Kültür Park.
İçinde yalnızca yeşillik yok.
Çocuk bahçeleri, paraşütle atlama noktaları, otomobil pisti, golf pisti, sergi alanları, arkeoloji müzesi ve Ege ürünleri müzesi var.
Yani tüm sosyal sınıfların birlikte sosyalleşebileceği bir kültürel alan.
Bugün bile nadide bitkileri var orada.
Halkçı belediyeciliğin iyi örnekleridir bunlar.” BELEDİYELER VE KOOPERATİFÇİLİK Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Çağatay Özcan Kokulu da yerel yönetimlerde tarımın planlanması konusuyla ilgili sunum yaptı.
Gödence’nin İzmir’deki kooperatifleşme konusunda nasıl bir örnek yarattığını anlatan Kokulu, şunları söyledi: “Gelişen ülkelerin tarihine baktığımızda tarım önemli bir sektör olduğunu görüyoruz.
Tarım konusunun iç dinamiğinde ise tarımın örgütlü olması, kooperatifleşmiş olduğu görülüyor.
Ama ne yazık ki Türkiye tarımı için 1980’lerden sonra karma ekonomiden vazgeçmek, liberalleşmenin ana noktasıdır. “Demokratik Halk Kooperatifçiliği, 1960’larda öğrenci hareketleriyle birlikte yükseldi, Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde daha da gelişti.
Kendi bankalarını kuracak kadar ciddi bir sanayi gücüne ulaştı. “Bugün belediyelerin kooperatiflere destek vererek işbirliği yapması çok önemli.
İzmir’in su havzası olan Kızıldağlar bölgesindeki Gödence, coğrafi ve iklim özellikleriyle zeytinyağı kalitesinde özel bir yere sahiptir.
Antik çağlardan beri zeytincilikle anılan bir yer burası.
İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Gödence Kooperatifi arasındaki model bu açıdan örnektir.
Şimdi dünyanın en güzel ürünlerini üretiyoruz.
Yirmi markamız var.
Kültürel değerlerimizin milli değerlerimizin korunması üretim yapmamız kadar önemlidir.
İzmir kooperatifçiliğinde kıdemli hale geldik.
Dünya çapında iş yapar olduk.
Bu gibi başarıların artması için Tarım Bakanlığının desteklemesi şarttır.” Kentler kamu için yeniden yapılandırılmalı ODTÜ Öğretim Üyesi Prof.
Dr.
Çağatay Keskinok da kent planlamasında kamu yararının önemini anlattı.
Prof.
Keskinok şunları kaydetti: “Halkçı belediyeciliğin yeniden inşası için Cumhuriyet’in kurulduğu günden bugüne ülkenin geçmiş halkçı birikim ve deneyimini kucaklamak gerekiyor.
Altı Ok ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirilen 1. ve 2.
Sanayi Planları ülkemizde halkçı belediyeciliğin ana çizgilerini belirlemiştir.
O günlerin belediyeciliği, ulusal kalkınma programının bileşenlerden biridir; kendi başına bir ideoloji olmayıp kapsamlı bir programın önemli bir öğesidir.
Kentlerin planlamasında öncelikle halk sağlığı esas alınmaktadır.
Büyük kent parkları yalnızca dinlenme alanları olarak değil önemli toplumsallaşma mekânları olarak kentlerin en baş köşelerinde yerlerini almaktadır. “Otuzlu yılların ortasında yayın yaşamına başlayan Belediyeler Dergisi dönemin belediyecilik ve şehircilik anlayışını sergilemektedir.
Dergide belediyelerden haberler, belediye hizmetleri, kent yaşamı, belediyelerin planlama faaliyetleri, kentlerin planlama raporları, şehircilik uygulamaları ve dünya örnekleri hakkında kuramsal ve uygulamaya dönük bilgiler verilmektedir. “1980’li yıllarla ‘yerel demokrasi’, ‘yerelleşme’ kılıfı altında Dünya Bankası ve IMF güdümlü yeniden yapılanma programları ile yerel yönetim sisteminde köklü dönüşümler gerçekleştirildi.
Yeniden yapılanma programları ile kamusal hizmetler ile başlayarak devlet mülkiyetindeki ve Cumhuriyet tarihinin önemli birikimi olan kamu iktisadi teşekküllerin ve kamu emlâkının insafsızca özelleştirilmesi ve sonunda tasfiyesi ile birlikte yerel yönetim sistemimizde dönüşümler gerçekleştirilmiştir.
Ulusal devletin ve kamu sektörünün en önemli işlevi/görevi olan üretimin planlanması, üretimin planlı yer seçimi ve benzeri planlama işlevleri tasfiye edilmiştir. 1980’li yılların ortasında ‘yerelleşme/demokratikleşme’ adına belediyelere bırakılan yetkiler, özelleştirme programının yerel yönetimler düzeyinde düzenlenmesi ve ulusal sınırlara takılmayacak küresel sermayenin yatırımlarının yer seçimlerinin kolaylaştırılmasıyla ilişkiliydi.
Ulusal devletin merkezi planlama araçları tasfiye edilirken yerel düzeyde imar düzenlemeleriyle ilgili kuralsızlaştırma siyasetini anlamak zor olmasa gerek.
Merkezi planlama sistemi tasfiye edilip yerel yönetimlerin imar ile ilgili yetkilerinin artırılması yerelleşme, yerel demokrasinin geliştirilmesi vb. ideolojik kılıflarla sunulmuşsa da yerel yönetimler üretimden koparılan devlet fabrikaları ve işletmeleri sisteminin tasfiyesi, kamu emlâkının özelleştilmesi programının yarattığı iktisadi ve yönetsel yapı içinde kamu yararına yönelik kapsamlı kamusal projelerden kopmuşlardır. “Çözüm, kentlerin kamusal hizmet ve kamusal yararlara göre yeniden yapılandırılmasından geçiyor.
Kentsel kamusal hizmetlerin sunumunda eşitsizliklerin giderilmesi yanı sıra iş olanaklarının da kentsel bölgelerde eşit dağılımı hedeflenebilir.
Kentsel kamusal hizmetlerin üretilmesinde yerel istihdam ve kaynak olanaklarından öncelikle yararlanılmalıdır.
Belediye hizmetlerinin sunumunda yerel yönetimlerin kamusal girişimiyle yerel insan gücü kaynaklarını harekete geçirerek istihdam sorunlarını çözmek mümkündür.
Kaynak tahsislerinde akılcı çözümlere yönelmek önemli kaynak tasarruflarını beraberinde getirecektir.
En az bunun kadar önemli bir sorun da kentsel hizmetlerin sunumundaki eşitsizliklerin giderilmesidir.
Bunların yanı sıra, toplumsal ayrışmaya hizmet eden kentsel hizmet ve altyapı sunum siyasaları terkedilmelidir.
Diğer yandan, halkın refahını ve yaşam kalitesini öne çıkaran bakış açısı ile altyapı üretiminde kaynak israf eden uygulamalara son vererek yapılabilecek çok şey vardır.
Yerel üretim kapasitesinin geliştirilmesi önemlidir.”