Haber Detayı

Süper Türk Canavarı: Anadol STC-16’nın öyküsü ve geride bıraktığı miras
Chip galeri chip.com.tr
22/01/2026 23:31 (2 saat önce)

Süper Türk Canavarı: Anadol STC-16’nın öyküsü ve geride bıraktığı miras

Türkiye’nin otomobil tarihinde bir dönüm noktası olan Anadol, 1973 yılında standartların dışına çıkarak ülkenin ilk gerçek spor otomobilini yollara çıkardı. Ford motoruyla güçlendirilen STC-16, teknik kapasitesiyle "canavar" lakabını sonuna kadar hak ediyordu. Peki sonra ne oldu?

Türkiye’nin otomobil mirası denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Anadol, 1970’li yılların başında oldukça cesur bir adıma imza attı. 1966’da seri üretime başlayan markanın, aile tipi araçların ötesine geçme arzusuyla ortaya çıkardığı STC-16, Türkiye’nin ilk ve tek gerçek spor otomobil girişimi olarak tarihe geçti. 1973-1976 yılları arasında üretilen bu model, tasarımı ve mühendislik tercihlerini bir araya getirerek döneminin çok ötesinde bir vizyonu temsil ediyordu.Anadol’un üreticisi Otosan, STC-16’yı tasarlarken Ford Avrupa ile yakın bir iş birliği içindeydi.

Aracın kalbinde Ford’un 1.6 litrelik dört silindirli motoru yer alırken, bu güç dört ileri manuel şanzımanla arka tekerleklere iletiliyordu.

Fiberglas gövdesi sayesinde oldukça hafif bir yapıya sahip olan araç, dış görünüşüyle Ford Capri ve Datsun gibi dönemin ikonik spor araçlarını andırıyordu.

Henüz on yaşını bile doldurmamış bir otomobil üreticisi için bu seviyede bir spor otomobil üretmek, endüstriyel açıdan büyük bir meydan okuma haline geldi.STC-16, sadece yerel pazarda değil, yurt dışında da ilgi çekici bir model olarak görüldü.

İsminin açılımı "Sport Turkish Car" (Spor Türk Arabası) olsa da, kullanıcılar arasında "Süper Türk Canavarı" lakabıyla anılmaya başlandı.

Avrupa’daki otomobil çevrelerinde ise tasarımı ve duruşu nedeniyle "Müslüman Corvette’i" yakıştırması yapıldı.

Boyutları ve sürüş dinamikleriyle günümüzün modern yol araçlarına ilham verecek bir potansiyel taşıyordu.Anadol STC-16 için her şey yolunda görünse de, 1973 yılında dünyayı vuran petrol ambargosu projenin kaderini değiştirdi.

Spor otomobillerin "fazla yakıt tüketen lüksler" olarak görüldüğü bu dönemde, Türkiye’deki alıcılar daha ekonomik modellere yöneldi.

Ayrıca, el işçiliği ve özel üretim maliyetleri aracın fiyatını oldukça yukarıya çekti.

O dönem yaklaşık 29 bin dolar seviyesindeki satış fiyatı, ortalama bir kullanıcı için erişilemez bir noktadaydı.

Bu olumsuz şartlar nedeniyle, üretim bandından sadece 176 adet STC-16 çıkabildi.Ticari olarak kısıtlı bir üretim sayısında kalsa da, STC-16 ralli parkurlarında rüştünü ispatlamayı başardı.

Yarışlar için hazırlanan özel versiyonları, motor gücünü 140 beygire kadar çıkararak önemli başarılar elde etti.

Eğer dönemin ekonomik krizleri ve yüksek maliyet sorunları aşılabilseydi, bu yerli sporcunun dünya otomobil literatüründe çok daha kalıcı bir yer edinebileceği hala konuşulan bir ihtimal.

Bugün kalan kısıtlı sayıdaki örnek, koleksiyoncuların en değerli parçaları arasında yer alıyor.

İlgili Sitenin Haberleri