Haber Detayı

Uzmanlara göre, Trump'ın güvenlik doktrini AB entegrasyonunu tehdit ediyor
Güncel haberler.com
22/01/2026 11:05 (2 saat önce)

Uzmanlara göre, Trump'ın güvenlik doktrini AB entegrasyonunu tehdit ediyor

Uzmanlar, ABD Başkanı Donald Trump'ın yeni güvenlik doktrininin, Avrupa'daki aşırı sağ hareketleri güçlendirirken aynı zamanda bu partiler arasında bölünmelere yol açarak Avrupa Birliği (AB) entegrasyonunu tehdit ettiğini belirtti.

Uzmanlar, ABD Başkanı Donald Trump'ın yeni güvenlik doktrininin, Avrupa'daki aşırı sağ hareketleri güçlendirirken aynı zamanda bu partiler arasında bölünmelere yol açarak Avrupa Birliği (AB) entegrasyonunu tehdit ettiğini belirtti.Trump yönetiminin Aralık 2025'te yayımladığı yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) belgesi, "Önce Amerika" ilkesiyle küresel hakimiyet arayışından uzaklaşarak Batı Yarımküre'ye odaklanıyor.Belge, Çin'i "ekonomik tehdit", Rusya'yı "bölgesel saldırgan" olarak tanımlarken Avrupa'yı ekonomik düşüş, göç, sansür ve kimlik kaybı gibi yapısal gerileme sorunlarıyla eleştiriyor.Trump yönetiminin Ulusal Güvenlik Stratejisi, göç nedeniyle "medeniyetin yok olması" riskine karşı Avrupa'daki radikal sağ hareketleri destekleme hedefini açıkça ortaya koyuyor.

Ancak uzmanlar, Avrupa aşırı sağ partilerinin bu yaklaşıma farklı tepkiler verdiğini, bazılarının ABD müdahalesinden rahatsız olduğunu vurguluyor.Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Avrupa Direktörü Rosa Balfour ve Roma merkezli Uluslararası İlişkiler Enstitüsü araştırmacısı Riccardo Alcaro, AA muhabirine yaptıkları değerlendirmelerde, ABD'nin yeni söyleminin Avrupa siyasetine etkilerini analiz etti."ABD'nin politikaları göç karşıtlığını destekliyor"Carnegie Avrupa Direktörü Balfour, ABD'den gelen mesajların karışık bir tablo çizdiğini belirterek, "Ulusal Güvenlik Stratejisi göçü, medeniyetin yok olması riskini taşıyan bir etken olarak tanımlıyor.

Bunu yapmak için ABD'nin, Avrupa genelinde sözde medeniyetin yok olmasına karşı politikaları destekleyen radikal sağ hareketleri desteklemesi gerektiğini söylüyor.

Bu esasen göç karşıtı ve Avrupa'da var olan çok kültürlülüğe karşı politikaların güçlenmesi anlamına geliyor." dedi.Balfour, Avrupa'da çok sayıda radikal sağ parti bulunduğuna ancak bunların hepsinin birbirleriyle uyumlu olmadığına dikkati çekerek, "Avrupa'da pek çok radikal sağ parti var ve bunların çoğu ABD'deki bu akımlardan daha güçlü ve daha uzun bir geçmişe sahip.

Birçoğu Ulusal Güvenlik Stratejisi'ni memnuniyetle karşılıyor ve kendi fikirlerini gündeme getirmede ellerini güçlendiren Trump yönetimini önemli buluyor ancak hepsi bu çizgide değil.

Avrupa'daki tüm radikal sağ partilerin derinden milliyetçi olduğunu unutmayalım.

Etnik milliyetçiler var.

Yani ülkelerinde etnik olmayan vatandaşlar istememe konusunda hemfikirler ancak bu onların ABD'den gelen müdahaleyi desteklemeleri anlamına gelmiyor." diye konuştu.Fransa'da anti Amerikanizm, İtalya'da Trump ittifakıFransa'daki Ulusal Birlik Partisinin derin anti Amerikan kökleri olduğuna işaret eden Balfour, "Bu parti onlarca yıldır Fransa'da siyasi bir aktör.

Derin anti Amerikan kökleri var.

Destekçileri oldukça anti Amerikan.

Trump'ın söylediklerini beğenebilirler ama Trump'ın, Fransa'nın ne yapması gerektiğini dikte etmesini kesinlikle istemiyorlar." ifadelerini kullandı.İtalya'daki durumun farklı olduğunu ve Başbakan Giorgia Meloni'nin "Trumpçı" olduğunu dile getiren Balfour, "Meloni de İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan neofaşist kültürün derin mirasına dayanan bir arka plandan geliyor.

O ve partisi derin Katolik inançlara sahip ve ABD'deki bu radikal sağ temsilcilerin çoğuyla büyük bir yakınlık var.

Açıklamalarından, Trump'ın Avrupa'daki çizgisini desteklediği açık ama aynı zamanda Avrupa bağlamında yapıcı bir rol oynamaya çalışıyor." değerlendirmesinde bulundu.Balfour, Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın Rusya yanlısı olduğunu ve Avrupa'nın Ukrayna'ya desteğinde ortak bir konum bulmasına karşı çalıştığını ancak aynı zamanda çok Trump yanlısı olduğunu belirtti."Grönland kaybedilirse Avrupa kurumları büyük ölçüde güvenilirlik kaybeder"Balfour, Trump'ın Grönland'ı ilhak etme tehdidinin Avrupa'daki radikal sağ partilerin işine gelmediğini anlatarak, Rusya'nın Ukrayna işgali ve Trump'ın ikinci dönem başkanlığının birleşmesiyle Avrupalıların savunma harcamalarına ilişkin taahhütlerini artırmak zorunda kaldığına işaret etti.Radikal sağın Grönland tutumuna ilişkin büyük bir soru işareti olduğuna dikkati çeken Balfour, şunları kaydetti: "Demokratik süreçlere ve uluslararası hukuka saygı gösteren bir şekilde gelişirse, sonuç ne olursa olsun Avrupalıların bunu kabul etmesinin iyi olacağını düşünüyorum.

Ancak hukukun üstünlüğüne ve uluslararası hukuka dayanmıyorsa, Grönlandlıların nereye ait olmak istedikleri konusunda demokratik bir tartışma olmaksızın karar verilen bir durumda bunun, kamuoyu açısından Avrupalılar için sorun olacağını ve Grönland'ı kaybederlerse Avrupalı kurumların ve hükümetlerin büyük ölçüde güvenilirliklerini yitireceklerini düşünüyorum."Balfour, ancak askeri bir çatışmaya tırmandırma durumunda Avrupalıların tepkisinin farklı olabileceğini belirterek, "Herhangi bir Avrupalının Grönland için hayatını kaybetmeye razı olacağını hayal etmekte çok zorlanıyorum.

Ateşkes durumunda Ukrayna'ya bir barış gücü, bir güvence gücü göndermeye karar veren Avrupa ülkelerini bulmak zaten çok zordu.

Sadece Fransa ve İngiltere bunu kabul etti.

Bu nedenle Grönland konusunda ABD'ye karşı bu tür bir durumu hayal etmek de aynı şekilde zor görünüyor." diye konuştu."Transatlantik ilişki Trump döneminde çok kötü gidiyor"Roma merkezli Uluslararası İlişkiler Enstitüsü araştırmacısı Alcaro, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde transatlantik ilişkilerin "çok kötü" gittiğini belirterek, "Avrupalılar, ABD'nin ekonomik ve diplomatik baskısının yanı sıra dolaylı olsa da askeri baskıya 'maruz kalan' tarafta olabileceklerini anladılar." ifadesini kullandı.Grönland'ı Avrupa'nın bir parçası olarak saymak gerektiğini vurgulayan Alcaro, "Grönland, Danimarka Krallığı'nın yarı özerk bir parçası.

Dolayısıyla ABD'nin onu askeri güçle veya başka zorlayıcı araçlarla, Danimarkalıların ve Grönlandlıların iradesine karşı ele geçirmesi NATO, AB ve genel olarak Avrupa için büyük bir darbe olur." yorumunu yaptı.Alcaro, Avrupalıların Trump'ın ilk döneminde farklı taktikler denediğini ancak bunların işe yaramadığını söyleyerek, şunları kaydetti: "Trump'ın birinci döneminde denedikleri şey, ABD Başkanı ile orta yolda buluşma ve aslında gösteriden ibaret olan anlaşmalar yapmaydı.

Ancak bu taktik Trump'ın ikinci döneminde işe yaramadı çünkü Trump, Beyaz Saray'a farklı bir adam, farklı bir siyasi lider ve ayrıca farklı bir başkan olarak geri döndü.

Görüşlerini paylaşan, özellikle içeride ama dışarıda da radikal bir gündem uygulama konusunda oldukça aktif olan bir ekiple çok iyi hazırlanmış olarak geri döndü."Avrupalıların "zararı azaltma" ve Trump'ı "pohpohlama" taktiğine döndüğü yorumunu yapan Alcaro, "Avrupalılar için çok utanç verici bir pohpohlama olduğunu söylemeliyim.

Gerçekten, ABD'deki Büyük Birader'i eleştirmemek için her şeyi yapacak iradesiz liderler gördük." dedi.Alcaro, Avrupalıların böyle davranmasının makul sebepleri olduğunu ancak bunun işe yaramadığını söyledi."Aşırı sağ ulusal güvenlikten değil, göç ve küreselleşme karşıtlığından güç alıyor"Alcaro, Rusya'nın Ukrayna işgali ve Trump yönetiminin AB'ye karşı neredeyse "düşmanca" tutumunun birleşmesinin, bir dizi AB liderini savunma politikalarını gözden geçirmeye ittiğine dikkati çekti.Alcaro, "AB üye devletlerinin bu zayıf yönleri azaltmak için birlikte daha fazla şey yapması gerekiyor.

ABD'den ayrılmak çok zor ve kararlı bir şekilde takip edilse bile, başarılması uzun yıllar alır." değerlendirmesinde bulundu.Avrupa'da aşırı sağın yükselişte olduğunu ancak ulusal güvenlik meselelerinden değil, göç ve küreselleşme karşıtlığından güç aldığını vurgulayan Alcaro, "AB entegrasyon projesi kritik eşikte.

AB'nin dağılacağı makul bir senaryo söz konusu ama bunun olması için birçok şeyin aynı anda gerçekleşmesi gerekiyor." diye konuştu.Ana akım AB yanlısı partilerin savunmada olduğunu ancak aşırı sağın sunduğu alternatif yaklaşımların ekonomik ve güvenlik çıkarları, hatta daha fazla özgürlük açısından oldukça yetersiz kaldığını dile getiren Alcaro, sözlerini şöyle sonlandırdı: "AB üyesi devletler için Rusya, Çin ve hatta ABD gibi ülkelerin düşmanca davranışları da dahil dış baskıya karşı zayıf yönleri azaltmak için sahip oldukları en iyi seçenek yine Avrupa Birliği'dir.

Bazı Avrupa liderlerinin, bu noktada siyasi bir mücadele verebileceklerini ve kazanabileceklerini anlayacaklarını düşünüyorum."

İlgili Sitenin Haberleri