Haber Detayı

İbn-Haldun Kürtlere sesleniyor: Devlet hafızanız yok... Bu işler aşiret acemiliğiyle olmaz
Soner yalçın odatv.com
22/01/2026 05:55 (2 saat önce)

İbn-Haldun Kürtlere sesleniyor: Devlet hafızanız yok... Bu işler aşiret acemiliğiyle olmaz

Soner Yalçın yazdı...

Ne demek istediğime geleceğim, önce şu bilgileri vermeliyim:Müslüman Araplar için sürekli ve kurucu devlet tecrübesi, Hz.

Muhammet ile başladı.Yıl, 622.

Medine’de ilk siyasi-hukuki İslam devleti kuruldu.

Bu yapı askeri, idari, hukuki özellikleri olan tam teşekküllü bir devletti.

Yani Araplar için devlet kurma pratiği 7’nci yüzyılın ilk yarısında gerçekleşti… Dört Halife döneminde ise devlet, Arap kabilelerini aşan merkezi bir siyasal yapı haline geldi.

Emeviler, Abbasiler ile sürdü gitti…Arapların devlet kurma tecrübesi yalnızca “geçmişte devlet kurmuş olmak” değildir; devletin nasıl kurulduğu, nasıl yönetildiği ve nasıl çöktüğüne dair kolektif hafıza üretmektir.Kurucu siyasal hafıza şudur:-Devlet kurulduğunda hangi sorunlar çıkar? -Merkez taşra nasıl dengelenir? -Din ile siyaset nerede ayrılır/birleşir? -İsyan, muhalefet, meşruiyet nasıl yönetilir?

Vs.Buradan Suriye’de yaşananlara bakarsak şunu görürüz: Araplar devleti erken kurdu, devlet hafızasını hep korudu.Kürtler modern döneme kadar devlet dışı kaldı, devletleşme deneyimini çok geç ve parçalı yaşadı: İran’da 11 aylık Mahabad Kürt Cumhuriyeti veya Irak’ta özerklik… Yani, bağımsız devlet kuramadı, aşiret-beylik düzenini aşamadı Kürtler…Bu yazdıklarımı biraz daha açayım:KÜRTLERİN ASIL SORUNUŞam, dünyada Roma, Atina, Pekin gibi birkaç şehirle birlikte, devlet merkezliği konusunda en uzun tarihsel hafızaya sahip şehirlerden… Üç bin yıllık bir siyasal merkezden bahsediyoruz.Nice kritik aşamalardan geçti Şam.

Örneğin, Emevi devletinin başkenti olduğunda Akdeniz’den Orta Asya’ya uzanan bir imparatorluk buradan yönetildi.

Şam’ın “devlet merkezi” kimliği küresel ölçekte idi…Araplar 14 asırdır devlet deneyimine sahipken Kürtler neden devletleşemedi?

İbn Haldun bu farkı; ırk, din ya da “yetenek” meselesi olarak değil; tamamen toplumsal örgütlenme ve “asabiyyenin” siyasal biçime dönüşmesi üzerinden açıkladı.

Asabiyye; kan bağıyla başlayan ama siyasi hedef etrafında genişleyebilen bir toplumsal dayanışmanın kavramı.

Devlet, asabiyyenin en üst siyasi biçimi…İbn Haldun’a göre Araplar, İslam’la birlikte kabile asabiyyetini, Medine, Şam, Bağdat gibi şehirlerde devlet kurumlarına dönüştürdü.Yani göçebelikten yerleşik yönetime geçiş sağlandı.

Ki İbn Haldun’a göre bu eşik aşılmadan devlet olunmazdı.Kürtlerde de aşiret asabiyye güçlüydü ama üst, kapsayıcı bir asabiyye üretemedi.

Her aşiret kendi siyasal ufkunda kaldı, merkezi bir iktidar çıkaramadı.

Emirlikler, beylikler, aşiret konfederasyonları devlet değil, devlet öncesi siyasal formlar olarak kaldı.

İbn Haldun’un diliyle; asabiyyet mülke (devlete) değil, riyasete (yerel liderliğe) yöneldi…Tarihsel yolculuktan gelelim bugüne…Çünkü, Arapların yüzyıllara yayılan devlet hafızası ile Kürtlerin geç ve parçalı “devletleşme” deneyimi arasındaki fark, bugünkü Suriye’deki krizi açıklıyor...KÜRT ACEMİLİKTE ISRARCI İbn Haldun’da asabiyyet; kan, soy, kabile temellidir.

Modern dünyada ise asabiyyet; ortak çıkar, ortak tehdit algısı, ortak gelecek tasavvuru üzerinden kurulur.Modern devlet, asabiyyenin inkârı değil, asabiyyenin “hukukla” terbiye edilmesidir!Bunun tersi; aşırı kimlik siyaseti, popülizm, radikal hareketler asabiyyet krizinin belirtileridir…Suriye’de rejimler-iktidarlar yıkılsa bile devlet kurumlarının korunabilmesi, Arap toplumunun uzun devlet hafızası ile ilgilidir.

Örneğin: Beşar Esat’ı yıkıp iktidara gelen Ahmet Şara, ordu, bürokrasi, bakanlıklar, valilikler gibi kurumları mümkün olduğunca korudu; devleti yıkmadı.

Arap siyasal hafızasının devleti, “kişiden” ayırmayı bilecek tecrübede olduğunu gösterdi…Devlet hafızası olmayan topluluklar ise, kriz anlarında kurumu değil, siyasi kazanımı önceleme eğilimindedir.

Bu, İbn Haldun’un diliyle asabiyyetin henüz kuruma dönüşmemesi halidir…Suriye’de yaşanan şudur:Devletleşme sadece askeri güçle değil, kuşaklar boyunca oluşmuş kurumsal hafızayla mümkündür.

Arap toplumunun bin yılı aşan devlet deneyimi, iktidar değişimlerinde bile “devletin korunması” refleksi üretirken; Kürtlerin tarihsel olarak “devlet dışı” kalmış olması, kriz anlarında devleti değil, kazanımı önceleyen siyasal davranışa yol açıyor.

Bu fark, hafıza farkıdır.Suriye’de Kürtlerin yaşadığı sorun; tarihsel olarak devletsiz kalmış olmanın ürettiği kaçınılmaz bir kurumsal acemilikten kaynaklanıyor…Halk dilinde söylenmiş bir devlet teorisi var aslında:-Dağdan gelip bağdakini kovamazsın!Devlet, sadece güçle ele geçirilecek mekân değil; kuşaklar boyunca öğrenilmiş kurumsal yaşamdır…Soner YalçınOdatv.com

İlgili Sitenin Haberleri