Haber Detayı

Direnenleri anlamak!
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
22/01/2026 04:00 (3 saat önce)

Direnenleri anlamak!

Aydınların faşizm karşısındaki konumlanışı, basit bir kahraman-hain ikiliğinden çok daha karmaşıktır.

Aydınların faşizm karşısındaki konumlanışı, basit bir kahraman-hain ikiliğinden çok daha karmaşıktır.

Ancak bu karmaşıklığa faşizm dönemlerinde asla olmayan gri bölgelerde hareket etmeyi seçenleri anlamak için değil, direnişi seçenleri anlamak ve onlardan bir şeyler öğrenmek için bakmak gerekir.

Faşist rejimler, açık zulümle razı edemeyeceğini bildiği toplumu aydınların “normalleştirmeleriyle” hizaya çekmeye çalışır.

Buna “rıza üretimi” denir.

Bu şekilde muhalifler açık zulümle ezilirken, toplum da aydınların rejime verdikleri pasif destekle kontrol altına alınır.

Evet, faşizmin aydınlardan beklentisi aktif değil pasif destektir; yani görmezden gelme, tepki vermeme ve susma!

Bu noktada toplumun en üst düzey eğitim olanaklarına sahip kişiler olan akademisyenler, faşizm için kilit önem taşır.

Çünkü aydınların büyük çoğunluğunu onlar oluşturur ve hem birbirleriyle hem de gençlerle olan ilişki ağlarından dolayı rejime meşruiyet kazandırabilecekleri gibi rejimi sarsma gücüne de sahiptirler.

FAŞİZMİN PASİF DESTEKÇİLERİ VE DİRENENLER İlk tarihsel örneğe bakalım.

Faşizmin ismini aldığı Mussolini’nin rejimi, 28 Ağustos 1931 ’de kanun hükmünde kararname çıkararak İtalya’daki tüm akademisyenleri “Giuramento di Fedeltà al Regime Fascista” (Faşist Rejime Bağlılık Yemini) etmeyi zorunlu kılar.

Ve akademisyenlerin yüzde 99’u bu yemini eder!

Tarihe “sessiz aydınlar” olarak geçen ve içlerinde sonradan Nobel Fizik Ödülü alacak Enrico Fermi ile cumhurbaşkanı olacak Luigi Einaudi gibi isimlerin de bulunduğu bu akademisyenler, ettikleri bu yemin sayesinde faşizm ve savaş döneminde yaşamlarını pek bir “zorluk” olmadan sürdürür.

Ve faşizm bittikten sonra da affedildikçe affedilip aklandıkça aklanırlar.

Öyle ki, bugün bile bu akademisyenler hakkında “geçim kaygısı” ve “ailelerini korumak” amacıyla ya da “içeriden direnmek” için bu yemini ettiklerini işitirsiniz.

İtalya’daki bu bağlılık yemini, 1931'de tüm devlet okulu öğretmenleri için de zorunlu hale getirildi. 1933'te bu zorunluluk özel okul öğretmenlerini de kapsayacak şekilde, 1935'te de hademeler dahil tüm okul personeline dek genişletildi.

Ve yaklaşık 200 bin okul çalışanının yüzde 99,9’u bu yemini etti!

Bugün onlar hakkında da akademisyenlere benzer değerlendirmeler işitirsiniz.

Peki, bu insanların niçin bu yemini ettiklerini anlamaya çalışmanın bir anlamı var mı?

Böyle bir yemini etmek iyi mi kötü mü bir şeydir?

Anlamamız gereken kötülüğe nasıl boyun eğildiği midir yoksa kötülüğe karşı nasıl direnilebildiği mi?

Hannah Arendt gibi filozoflar kötülüğü bu şekilde “anlamaya” çalışmanın onu meşrulaştırmak demek olduğunu söylerken neye dikkat çekiyorlardı?

Direnenlere bakalım!

O zamanların İtalya’sında yaklaşık 1.250 akademisyen vardır ve bunların sadece 12’si yemini etmeyi reddetmiş 1 ve bu yüzden hemen işlerinden atılıp sürgüne gönderilmişlerdir.

Bu noktada faşizm sonrası derhal “anlaşılmaya” başlanan yemini edenlerin aksine ölüm dahil çok ağır bedelleri göze alan bu bir avuç akademisyenin ancak 2000’li yıllarda hak ettikleri saygıyla anılmaya başlanmasına dikkat çekmek gerekir.

Neden?...

Aynı şekilde sayıları çok çok az olan bazı öğretmenler de bu yemini reddetmiştir.

Kuşkusuz en ünlüsü Pina adıyla bilinen ünlü komünist kadın öğretmen Giuseppina Re ’dir.

Fakat en çarpıcı öğretmen direnişi, Bobbio kasabasından gelir.

Bu kasabada büyük çoğunluğu ilkokullarda çalışan 80’den fazla öğretmenin neredeyse hepsi, ülke genelinin tam aksine yemini reddeder!

Evet, akademisyenlerin kaybedeceği çok fazla şey vardı, maaşları çok daha düşük ve toplumdaki statüsü oldukça kırılgan olan öğretmenlerin ise kaybedecekleri çok değil, her şeyleri vardı!

Ama işte, yine de bazı akademisyenler ve öğretmenler direndiler ve tarihe korku yerine cesareti öneren insanlar olarak geçtiler!

Korku, faşizmin kontrol gücüne ilişkin bir göstergedir.

Şu hâlde, bugün anlamamız gereken yemini şu ya da bu gerekçeyle edenlerin korkuları değil, aynı koşullar altında bu yemini etmeyenlerin gösterdiği cesarettir!

TÜRKİYE’NİN ÖĞRETMENLERİ VE AKADEMİSYENLERİ Mussolini döneminde faşizme aktif destek veren kesim toplumun ancak %10’u ile %15’i arasındaydı.

Bugün ülkemizdeki karşıdevrim güçlerinin sahip olduğu bir oran kadar yani!

Ancak İtalya’daki aydınların ezici çoğunluğu sustukça bu pasif destek gün be gün artıp yüzde 99’lara kadar genişledi.

İtalyan aydınlarının tarihin en kritik dönemlerinde yaptıkları seçimler çok konuşuldu ve tartışıldı.

Ancak faşizmin faturalarından hiçbiri asla onlara kesilmedi; ancak bu tarih bugüne dek yeterince ciddi bir şekilde de irdelenmedi!

Bugün ülkemizde de benzer bir tarihi süreci yaşıyoruz.

Ve kuşkusuz bu süreci akademisyenlerimizden daha fazla kimse okuyamıyor!

Şu hâlde, 30 yıl önceki bir diplomanın iptaline ve aynı şekilde YÖK’ün mesai, ders, sınav ve uygulamaların cuma namazına göre düzenlenmesini şart koşan anayasaya ve laikliğe aykırı yazısına ses çıkarmayan akademisyenlerimizi anlamaya çalışmanın da hiçbir anlamı yok!

Bugün anlamamız, anlamak için kafa yormamız gereken tıpkı Bobbiolu öğretmenler gibi kaybedecekleri çok şey değil her şeyleri olmasına rağmen “öğrenci gelişim raporu” nda Mustafa Kemal Atatürk’e yer vermeyen MEB’e karşı açıkça direnip öğrencilerine bu raporları Atatürk görselleriyle iletme cesaretini gösteren ilkokul öğretmenlerimizdir!

Onların öğrencilerine ilettiği “Sizlere çok güveniyoruz!” sözleridir!

Arendt çok haklıdır, kötülüğü dramatik kalıpların içinde anlamaya çalışarak meşrulaştırmamalıyız!

Açıktır ki, bugün akademisyenlerimiz, faşizmi yaşatan rejimi sarsmak yerine ona pasif destek vermeyi seçiyor.

Öğretmenlerimiz ise direnmeyi seçiyor ve direniyor!

Bakalım, tarih kimleri ne şekilde irdeleyecek ne şekilde anacak! *** İnsanlığın hikâyesi, şu ya da bu şekilde kötüye uyum gösterenlerin hikâyesi değildir!

Çoğu durumda sayıları çok çok az da olsa, cesaretleri ve sembolik değerleri çok çok büyük olanların hikâyesidir!

İlkelerden güç almak yerine koşullardan korkmaktan bahsedenlerden uzak durun! 1 Birçok kaynağa göre ilk reddeden isim antik tarih profesörü Gaetano De Sanctis ’tir.

Hukuk profesörü Francesco Ruffini , sanat tarihçisi Lionello Venturi , matematikçi ve fizikçi Vito Volterra , din tarihçisi Ernesto Buonaiuti ile Aldo Capitini ve Pier Martinetti adlı filozoflar da yemini etmez.

Bu yemini etmeyen en ilginç isim ise Mussolini'nin kayınbiraderi olan tıp profesörü Mario Carrara ’dır.

Bazı kaynaklarda yemini reddedenlerin sayısı 11 ya da 15 olarak gösterilir.

İlgili Sitenin Haberleri