Haber Detayı
Eskinazi: Yapısal dönüşümün acilen başlaması gereken yıldayız
Türk ihracatçısının uzun süredir ertelediği, görmezden geldiği ya da geçici olarak değerlendirdiği yapısal sorunlarla doğrudan yüzleşmek zorunda kaldığı bir kırılma yılıdır 2025. Kurun baskılandığı, üretim maliyetlerinin hızla yükseldiği, finansmana erişimin hem zorlaştığı hem de pahalılaştığı, buna karşılık öngörülebilirliğin neredeyse tamamen ortadan kalktığı bir ekonomik iklimde faaliyet göstermeye çalıştık. Bu süreçte ihracatçı için mesele büyüme değil, sistemin içinde kalabilmek hâline geldi.
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak ESKİNAZİEge İhracatçı Birlikleri, tüm bu zorlu koşullara rağmen Kasım ayında 1 milyar 533 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. 2025 yılının Ocak-Kasım döneminde ihracat 16 milyar 859 milyon dolara, son 12 aylık ihracat ise 18 milyar 401 milyon dolara ulaştı.
Bu rakamlar, Ege ihracatçısının üretimden vazgeçmediğini ve küresel pazarlardaki varlığını korumaya çalıştığını gösteriyor.Fakat bu tablo, sağlıklı bir büyümeyi değil; yüksek maliyetlere rağmen sürdürülen bir direnç hâlini yansıtıyor.
Kasım ayında sanayi ihracatı 751 milyon dolar, tarım ihracatı ise 667 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Sanayi ve tarım sektörleri üretimini sürdürdü; ancak bu üretim, yatırım ve büyüme motivasyonuyla değil, mevcut kapasitenin kaybedilmemesi adına gerçekleştirildi. 2025 boyunca ihracatçılar üretimi büyütmek için değil; kapanmamak için sürdürdü. 2025 yılında ihracatçının temel hedefi kârlılık olmadı.
Öncelik, nakit akışını korumak ve finansal dengelerin tamamen bozulmasını engellemek oldu.Bu durum özellikle KOBİ ölçekli ihracatçılar açısından ciddi bir kırılganlık yarattı.
Ege ihracatçısı 2025’i tamamlamayı başardı; ancak bu tablo bir başarı hikâyesi değil, yüksek direnç gerektiren bir hayatta kalma mücadelesi olarak değerlendirilmeli.
Açıkça ifade etmek gerekir ki mevcut üretim yapısı, ithalat bağımlılığı ve yüksek enerji faturası dikkate alındığında, Türkiye’nin dış ticaret açığını kısa vadede kapatması mümkün değil.
Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, geçici dalgalanmalardan ziyade yapısal bir soruna işaret ediyor.
Ancak bu durum, dış ticaret açığının yönetilemez olduğu anlamına gelmiyor.Öngörülebilir olmak kritik eşikte duruyorKur-faiz ve enflasyon dengesinin öngörülebilir hâle getirilmesi, ihracatçıya uzun vadeli ve uygun maliyetli finansman sağlanması ve sanayide enerji verimliliğini artıran yatırımların güçlü biçimde desteklenmesi.
Bu adımlar, hem maliyet baskısını azaltacak hem de üretim kararlarının daha sağlıklı alınmasını mümkün kılacak.Orta vadede dış ticaret açığı üzerinde kalıcı etki yaratabilecek yapısal hamleler kaçınılmaz.
Petrokimya, elektronik, makine, batarya teknolojileri ve ara malı üretimi gibi stratejik alanlarda büyük ölçekli yatırımların hayata geçirilmesi, ithalat bağımlılığını azaltmanın en etkili yolu.
Bu yatırımlar aynı zamanda sanayinin teknolojik dönüşümünü hızlandırarak, ihracatın katma değerini yükseltecek.Uzun vadede ise Türkiye’nin dış ticaret dengesini kalıcı biçimde iyileştirebilmesi için küresel ticaret mimarisindeki konumunu yeniden tanımlaması gerekiyor.
Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, serbest ticaret anlaşmaları ağının genişletilmesi ve yüksek teknolojiye dayalı üretimin sistematik biçimde güçlendirilmesi bu sürecin temel yapı taşlarını meydana getiriyor.Bu dönüşüm kararlılıkla uygulanırsa, dış ticaret açığı 5-7 yıllık bir süreçte yönetilebilir seviyelere gerileyebilir.
Aksi hâlde mevcut göstergeler, yüksek dış ticaret açığının Türkiye ekonomisi için yeni norm hâline gelme riskini açık biçimde ortaya koyuyor.2026 yılı, Türkiye için yalnızca toparlanma değil; yapısal dönüşümün başlatılması gereken bir yıl olmak zorunda.
İhracatın yeniden büyümenin lokomotifi hâline gelebilmesi için tekil adımlar değil, eş zamanlı ve bütüncül bir politika seti gerekiyor.
Bu çerçevede; düşük ve öngörülebilir enflasyon ortamının sağlanması, reel sektör için uzun vadeli, düşük maliyetli yatırım ve dönüşüm kredilerinin devreye alınması, enerji maliyetlerinde Avrupa ile rekabeti mümkün kılacak dengeleme mekanizmalarının oluşturulması, AB Yeşil Mutabakatı, CBAM ve EUDR gibi düzenlemelere uyum sürecinde ihracatçıyı destekleyecek fonların artırılması en stratejik başlıklar olarak öne çıkıyor.