Haber Detayı
Yardım değil hak temelli hizmet
USMER’in İzmir’de düzenlediği “Halkçı Belediye Sempozyumu”nda uzmanlar belediyelerin toplumsal yaşama etkilerini ele aldı. “Yardım değil hak temelli hizmet!” vurgusu yapan uzmanlar, belediyelerin istihdamda rol üstlenmesini istedi.
USMER’in 17 Ocak’ta İzmir’de düzenlediği ‘Halkçı Belediye Sempozyumu’nun açış ve ilk oturum konuşmalarını okurlarımıza aktarmıştık.
Bugün de ‘Halkçı belediye ve toplumsal yaşam’ başlıklı ikinci oturumun konuşmalarını özetleyerek paylaşıyoruz PROF.
DR.
ESRA İLKAY İŞLER (Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi) Bugün burada kadınlar, yerel yönetimler ve halkçı belediyecilik üzerine konuşurken, aslında Cumhuriyet’in kurucu siyasal aklına, yani Atatürk’ün Altı Ok ilkelerine de yeniden bakıyoruz.
Çünkü şunu çok net söylemek gerekir: Altı Ok, yalnızca tarihsel bir miras değil; bugün yerel yönetimlerde yol gösterici bir siyasal pusuladır.
Bu konuşmayı üç başlıkta ele alacağım: - Neden kadınlar ve belediye? - Kadın politikaları bugün nasıl kuruluyor? - Ve Altı Ok ilkeleri ışığında halkçı belediyecilik kadınlar için ne söylüyor? 1.
NEDEN KADINLAR VE BELEDİYE? (CUMHURİYETÇİLİK VE HALKÇILIK) Cumhuriyetçilik, egemenliğin halka ait olmasıdır.
Ama bu egemenlik yalnızca sandıkla sınırlı değildir; gündelik yaşamda eşit yurttaşlıkla anlam kazanır.
Belediyeler bu nedenle devletin halka en yakın yüzüdür.
Ve bu yüzle en çok temas edenler kadınlardır.
Suya erişim, temizlik, pazar yerleri, ulaşım, parklar… Tüm bunlar kadınların gündelik yaşamını doğrudan belirler.
Burada önemli bir gerçek var: Kadınlar yalnızca birey olarak değil; bakım veren, yeniden üreten, yaşamı sürdüren öznelerdir.
Beslenme, temizlik, bakım, barınma ve ulaşım; yani toplumsal yeniden üretim, büyük ölçüde kadınların omuzlarındadır.
Eğer bu hizmetler kamusal değilse, eğer eşit ve erişilebilir değilse, Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık vaadi boşa düşer.
Bu yüzden kadınlar ve belediye meselesi, doğrudan cumhuriyetçilik ve halkçılık meselesidir. 2.
KADIN POLİTİKALARI NASIL KURULUYOR? (DEVLETÇİLİK VE DEVRİMCİLİK) Bugün birçok yerde kadın politikaları, ne yazık ki hak temelli değil, yardım temelli bir anlayışla kuruluyor.
Kadınlar yurttaş olarak değil; yardıma muhtaç, korunması gereken bireyler olarak görülüyor.
Geçici projeler… Süreksiz sosyal destekler… Seçimden seçime hatırlanan kadın politikaları… Bu anlayış, Cumhuriyet’in devletçilik ilkesine de aykırıdır.
Çünkü devletçilik, sosyal adaleti sağlamak için kamunun sorumluluk üstlenmesi demektir; sadaka dağıtması değil.
Bir diğer sorun da şudur: Kadınlar karar alma süreçlerinde yoktur.
Belediye meclislerinde kadın sayısı azdır.
Üst yönetimler erkek egemenidir.
Planlama süreçleri kadınlardan bağımsız yürütülür.
Oysa devrimcilik, mevcut eşitsizlikleri kabullenmek değil; onları dönüştürme iradesidir.
Kadınları dışlayan bir yerel yönetim anlayışı, Cumhuriyet’in devrimci karakteriyle bağdaşmaz. 3.
HALKÇI BELEDİYECİLİK VE KADIN POLİTİKALARI (ALTI OK’UN BÜTÜNLÜĞÜYLE) Halkçı belediyecilik, Altı Ok’un yerelde vücut bulmuş halidir. - Kadın=Yurttaş (Cumhuriyetçilik) Halkçı belediyecilikte kadın yardım alan değil, hak sahibi yurttaştır.
Üretimin, yaşamın ve karar alma süreçlerinin öznesidir. - Bakım Emeği (Devletçilik ve Halkçılık) Ev içi emek ve bakım yükü hâlâ kadınların omzundadır.
Bu emek görünmezdir, ücretsizdir.
Halkçı belediyecilik şunu söyler: Bakım, bireysel değil kamusal bir sorumluluktur.
Toplumsallaştırılmadıkça eşitsizlik sürer. - Kreş Politikaları (Devletçilik) Bu yüzden kreş politikaları merkezi bir yerde durur.
Kreş; bir lütuf değil, bir sosyal proje değil, kamusal bir haktır.
Ücretsiz ya da düşük ücretli olmalıdır.
Yaygın ve erişilebilir olmalıdır.
Kadın istihdamının ön koşuludur.
Devletçilik, yerelde kreşle somutlaşır. - Ulaşım ve Kent Güvenliği (Halkçılık ve Laiklik) Laiklik yalnızca inanç özgürlüğü değil; kamusal alanın herkes için eşit ve güvenli olmasıdır.
Aydınlatılmamış sokaklar, gece çalışmayan ulaşım, güvensiz duraklar kadınları kamusal alandan dışlar.
Halkçı belediyecilik: güvenli sokaklar, gece ulaşımı, yaya dostu kentler demektir. - Kadın İstihdamı (Devletçilik ve Halkçılık) Belediyeler kendi içlerinde de eşitliği kurmak zorundadır.
Güvencesiz çalışma, taşeron sistem, düşük ücret kadın emeğini değersizleştirir.
Halkçı belediyecilikte eşit işe eşit ücret vardır, güvenceli istihdam vardır - Kadın Kooperatifleri (Devletçilik) Kadın kooperatifleri vitrin değil, gerçek üretim alanları olmalıdır.
Belediyenin alım garantisi vermesi, sürdürülebilir destek sunması şarttır.
Aksi halde bu yapıların eşitlik üretmesi mümkün değildir. - Katılım Mekanizmaları (Cumhuriyetçilik) Kadın meclisleri, kent konseyleri, danışma kurulları… Ama gerçek söz ve karar hakkıyla.
Cumhuriyet, katılımdır.
Yerelde katılım yoksa, cumhuriyet eksiktir. - Kadın ve Demokrasi (Altı Ok’un Özeti) Şunu açıkça söyleyelim; Kadın güçlenmeden demokrasi olmaz.
Demokrasi olmadan halkçılık olmaz.
Halkçılık olmadan Cumhuriyet yaşayamaz.
Yerel yönetimler bu zincirin en kritik halkasıdır.
SON SÖZ Kadınları merkeze almayan belediyecilik halkçı olamaz.
Halkçı olmayan belediyecilik Cumhuriyetçi olamaz.
Altı Ok, yerelde kadınlarla birlikte yeniden yükselir.
Eşitlik yerelden başlar.
Sosyal belediyeciliğin temel ilke ve esaslarıyla uygulama modeli!
Hizmetin esası: Haysiyet çizgisi DR.
HÜSEYİN AKSU (İnşaat Yüksek Mühendisi, eski Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı) Sosyal belediyecilik deyince belediyeciliğin sosyal devletten ayırt edilmemesi gerektiğini söylüyoruz.
Aslında sosyal devletin temelinin belediyeler vasıtasıyla uygulanması lazım.
Çünkü sosyal devletin Ankara’da veya başkentte sosyal ihtiyacı olan vatandaşları izlemesi, görmesi, araması mümkün değil.
Bu mahalli idarenin işi.
Vatandaşın tamamını tarayarak hanelerine girmek suretiyle onun yaşadığı bütün koşulları öğrenerek, sosyal belediyecilik var olacak.
Ve bunu mutlaka belediyeler vasıtasıyla yapacak devlet.
Devlette bizde şöyle bir alışkanlık var.
Merkeziyetçileştirmek.
Belediyeciliği bile Büyükşehir Kanunu ile bir dükalık haline getirdiler.
Yani yerindelik ilkesi, evrensel bir ilke, yok edilmek suretiyle bütün yetkiler, belde belediyeleri kaldırılarak, ilçe belediyeleri zayıflatılarak Büyükşehir Belediyesi elinde toplandı.
Dolayısıyla sosyal devleti bilmeden, yardıma ihtiyacı olan insana yardım olarak algılarsak yanılırız.
Devlet insana niye yardım etsin?
Devletin temel fonksiyonu vatandaşın huzur, refah ve mutluluğu ise burada kalkınma ile sağlayabiliyorsanız ki kalkınma da ekonomik kalkınma olmadan olmuyor.
Önce ekonomik kalkınma sonra sosyal, sonra kültürel kalkınma olarak dizerseniz devletin mutlaka kalkınmada bir teorisinin olması lazım.
DEVLET İNSANI GÖRMELİ Burada bir kavramda uzlaşıyoruz.
Bunu yeni doktrin olarak kabul ediyoruz.
Bu kavram; ‘akıl üstündür ve kutsaldır.’ Akıl niye kutsaldır?
İnsan yaratıcılık özelliği olan tek canlıdır.
İnsanın kültürü, yaşamı, huzuru, refahı, sağlığı, eğitimi… Bunların belli bir çizgi arasında kalması lazım.
Ve de ekonomik varlığı, zenginliği.
Bir insanı haddinden fazla zengin, öbürünü haddinden fazla fakir yaptığınızda maraza başlıyor.
Tespit bu.
Peki sosyal devlet nasıl olacak?
İnsan madem kutsaldır, insana bir haysiyet çizgisi çizilecek.
Diyecek ki ben insanların hepsini göreceğim, tanıyacağım.
Öyle sadece izlemeyeceğim.
Onların kötülüğü için değil, ihtiyaçları için izleyeceğim.
Evini de izleyeceğim, yaşamını da izleyeceğim.
Ve o insanın haysiyet çizgisinin altına inmesine müsaade etmeyeceğim.
DÖRT BAŞLIK Nedir başlıkları haysiyet çizgisinin?
Barınma, beslenme, sağlık ve eğitim.
İnsan yaşamı barınma ile başlamış, mağaralara girmişler, sonra et yemişler beslemişler, sonra sağlık problemleri yaşamışlar, en son kültürel gelişme ve eğitim.
Bir devlet -devlet derken belediye eliyle yapılacağı için ben bunu belediyecilik içinde varsayıyorum- haysiyeti çizgisinin altına düşen herkesi o talep etmeden bulan çıkartandır.
Barınma ihtiyacım var, haysiyet çizgisinin altında barınma koşullarında yaşıyorum?
Onu haysiyet çizgisine çekecek.
Lüks villa vermeyecek.
Haysiyet cinsine çekecek.
ÇÖZÜM HERKESTEN ALIP HERKESE VERMEK Mİ?
Beslenme de aynı.
Bakın iki türlü sosyal belediyecilik çıktı.
Bir tanesi Roma hukuku usulü.
Zenginden alan fakiri veren.
Siyaset o kadar popülist hale geldi ki; ‘Herkesten alalım herkese verelim.’ Vergi herkesten toplanıyor.
Belediyenin kaynağı herkesin kaynağı.
Bir tane ekmek büfesi açıyor, yarı fiyatına zararına ekmek satıyor.
Ekmek almak isteyene sormuyor.
Sen zengin misin fakir misin?
Herkesten alıp herkese veriyor.
Bu artık saçmalık haline geldi.
Bu popülizmin bütçesel ayağı haline geldi.
Ben bu soruyu iki bölüme ayırdım.
Birisi sosyal belediyecilik, öbürü popülist belediyecilik.
İki örnek vereceğim.
Kime vereceğiz?
Hak sahibi kimdir?
Neyi hak etmiştir?
O çizginin altına kim düşmüştür?
Bunu tespit etmek için muazzam kaynağa ihtiyaç var.
İzmir’in nüfusu şu kadar, hane sayısı şu kadar.
Her eve birileri gelecek.
Form dolduracak.
Sosyal tarama diyoruz buna.
Biz bunu kendi belediyemiz sınırları içinde yaptık.
Kimlerle yaptık?
Hizmet gönüllüleriyle yaptık.
Kaynak yetmediği için sivil toplum kuruluşlarıyla bedavaya yaptık.
Bilgileri Kent Bilgi Sistemi diye bir sisteme işledik. 168 tane başlıkta tespit yapıldı.
Örneğin televizyonun ekran boyutunda renkli mi bilmem ne mi, buzdolabının durumu nasıl?
Bilgileri bilgisayara verdik.
Birtakım algoritmalarla onlara puanlar, başlıklar çıkardı.
Neye ihtiyacı olduğuna dair.
Ve onları sessizce karşıladık.
O insanları haysiyet çizgisine çektik.
Biz bunu bedavaya getirdik ama bunun kuralları olacak, bir de uygulayıcısı olacak.
Örneğin Aydın Kadın Platformu, ortadaki benim eşim.
Onunla çıktılar.
Bu kadınlar Aydın’ın bütün mahallelerini tek tek dolaştılar. 168 başlıkta bilgi formu doldurdular.
Sisteme işlendi.
Haysiyet çizgisi dediğimiz çizgiyi tanımlarken dört ana başlık tespit ettik.
Barınma, beslenme, sağlık, eğitim.
Örneğin cezaevinden çıkan adli suçluların hepsi ortada kalıyorlar, dışlanıyorlar.
Suça itiliyorlar.
Bunları tek tek ele aldık.
Çok kolay bir şey değil, gördük.
Onları izlemek zorundasınız.
Adamın neye ihtiyacı var?
Bakıyorsunuz.
Çünkü o cezaevinden çıkan kişi insan haysiyeti çizgisinin altında kalıyor.
Bizim görevimiz herkesi o çizgide tutmak.
Engelliler ve engelli aileleri için özgür ve güvenli kent!
Engellilere yardım değil hak temelli destek DR.
RİFAT MUTLU (Beyin Cerrahisi Uzmanı) Benim konum engelliler ve engelli aileleri.
Hep yadsınan, ihmal edilen, görmezden gelinen bir engelli nüfusumuz var.
Ülkemizin nüfusunun yüzde 6,9’u engelli.
Ameliyat ettiğim hastalarda, engellilerin ve engelli ailelerinin imkansızlıklarını gördüm.
Ve bu konuyla ilgilendim.
Hükümet’in yani Sosyal Hizmetlerin üzerine düşen büyük görevler var.
Büyükşehir Belediyesi’nde engelliler alanında genel sekreter yardımcılığı da yaptım.
Yani hem merkezi hem de lokal olarak konuyu çok iyi değerlendirdim.
Bu nedenle engelli vatandaşlarımıza yerel yönetimlerin sahip çıkmasının da çok önemli olduğunu görüyoruz.
Yerel yönetimlerin engelli bireylerin ve ailelerinin mutluluğu için, yaşamlarını kolaylaştırmak için çok önemli fonksiyonları var.
Birincisi eğitim, ikincisi sosyal yardım ve destekler, üçüncüsü erişilebilirlik ve ulaşım, dördüncüsü de bakım ve sağlık hizmetleri.
AMAÇ İSTİHDAMA KATMAK OLMALI Yerel yönetimlerin okul bitirmemiş, diploma almamış kişilerin eğitimde çok büyük işlevleri var.
Örneğin yerel yönetimler mesleki eğitim kursları açıyor.
Türkiye’mizde yerel yönetimlerin düzenlediği mesleki eğitim kurs ve programlarının yüzde 96’sına engelliler katılmıyor.
Yüzde 4’üne katılıyor.
Demek ki yerel yönetimlerin yalnızca mesleki eğitim kursu değil, onların istihdamına yönelik eğitimler vermesi lazım.
Verdiğimiz resim, dantel, heykel eğitimi değil mi?
Ama insanlar işsiz, aileleri çok ciddi bir sıkıntı içinde.
Belediyeler engelli bireyleri mesleki kurslarda eğitmeli ve onların istihdamını sağlamalı.
Yerel yönetimler bu insanlara sosyal hizmetleri “yardım” anlayışı ile veriyor.
Bu yanlış.
Belediye sokakta çalışma yapıp engellilerin ihtiyaçlarını saptamalı.
Bunu hak anlayışıyla yapılmalı.
Ulaşım da çok önemli bir konu.
Engellilerin, engelli bireyin özgürleşmesi, engelli ailesinin özgürleşmesi ne demek?
Engellilerin rahat rahat, en azından istedikleri mekanlara, istedikleri zamanlarda gitmesi.
Ama engellilerimizin yüzde 89’u kendi başına sokağa çıkamıyor.
Yani burada bir çözüm gelmesi gerekiyor.
Aynı şey tabii bakım ve sağlık hizmetlerinde de oluyor.
Yerel yönetimler bakım hizmetleri vermeli.
Ailede çalışma mecburiyeti olan kişi varsa, engelliye bakabilecek kişi yoksa bunu yerel yönetimlerin planlaması lazım.
Engellilerimizin ulaşım konusunda çok ciddi olarak hastaneye ulaşım sorunu var.
Hastaneye ulaşamıyorlar.
Hastaneye gidiyor, doktora derdini anlatamıyor.
Yani hastanede kendilerine refakat edecek personelin olması gerekiyor.
Sonuç olarak insanlarımızın yerel yönetimden bekledikleri eğitim, hak temelli sosyal yardım, erişilebilirlik ve ulaşım, sağlık ve bakım desteğidir.