Haber Detayı
Karavelioğlu: AB’nin orta segment makine talebine cevap verebilmeliyiz
Avrupa makine sektörü, Çin’den kaynaklanan orantısız imalat gücü nedeniyle rekabetçiliğini korumak adına mühendislikte niş alanlara yöneldi. Dolayısıyla Avrupa’nın yüksek teknoloji arayışı ve Çin’e karşı mevzuat düzenlemeleri; Türkiye’yi orta segment makine talebinde üs yapabilir. Buradan doğacak talebe cevap verebilmeliyiz.
Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu KARAVELİOĞLUMakine imalat sanayi konsolide verilerine göre, 2025 yılı Ocak-Ekim döneminde serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0.8 artışla 23.6 milyar dolara ulaştı.
Kilogram başına ortalama ihracat fiyatı ise 8.1 dolar ile rekor seviyeye yükseldi.Yıllıklandırılmış verilere göre serbest bölgeler dâhil ihracat 28.3 milyar dolar olurken, aynı dönemde makine ithalatı 45 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Ekim ayında türbin, turbojet, hidrolik silindirler ile inşaat ve madencilik makinelerinde aylık bazda en yüksek artışlar görülürken, kâğıt ve matbaacılık makineleri ile yıkama ve kurutma makinelerinde belirgin düşüşler kaydedildi.Çin’in orantısız imalat gücü AB’yi sıkıştırıyorMakine ihracatı açısından baktığımızda Avrupa Birliği’nde açıklanan yeni sipariş ve sevkiyat verileri; bölgedeki makine imalatçılarının yapısal bir yavaşlamaya girdiğini gösteriyor.
Yılı dalgalı geçiren ve Eylül itibarıyla siparişlerde yıllık yüzde 19 kayıp yaşayan Alman makine sanayiinde kapasite kullanımının son 5 yılın en düşük seviyesine inmesi, daralmanın konjonktürel olmadığını, rekabetçilikte yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor.
İşten çıkarmaları artırıp, kıtanın mühendislik yetkinliğini orta vadede aşındırarak AB’nin hızlı toparlanma umudunu azaltan bu verilerde, zayıf talep kadar maliyet baskısının da rolü büyük.Çin'in ölçek, standardizasyon ve modüler üretim avantajları nedeniyle rekabet artık tekil ürün bazında değil, üretim ekosisteminin bütününde yaşanıyor.
Elektrikli araçlarda yürütülen sübvansiyon soruşturmasının ardından AB’de üretim ve satışların hızlanması ve Çin’in pazar payının yüzde 25’ten yüzde 17’ye hızla gerilemesi, Avrupa’nın stratejik öncelik gördüğü segmentlerde rekabeti politika araçlarıyla kendi lehine çevirebildiğinin bir örneği.Süregelen mevzuat hazırlıkları, teknoloji ekosisteminin omurgasını teşkil eden makine ve sistem mühendisliği sektörünün de aynı kararlılıkla korunacağını gösteriyor.
Sektörün geleceğini sadece mekaniğin değil, yazılım ve dijital mimarinin belirleyeceği, dönüşemeyen, ürünleri, atıkları ve hatta hizmetleri mevzuatla uyumlanmayan imalatçıların büyük pazarlardan başlayarak değer zincirinin dışına itileceği çok açık.
Çin’in orta segmentteki ilerleyişinin Avrupa’yı yüksek teknolojili ürünlere sıkıştırması ise hacimsel büyüme yerine niş segmentlere yönelimi artırarak sanayi yapısında daralmayı hızlandıran bir paradoks.Oluşacak boşluğu Türkiye doldurmalıRekabetçiliğin Avrupa’yı mühendislikte daha niş alanlara ittiği bu dönemde, orta segmentte oluşan boşluğu Türkiye’nin doldurması gerekiyor.
Türkiye, Avrupa sanayisinin doğal uzantısı konumunda.
Gümrük Birliği’yle başlayan entegrasyon uzunca bir süredir mühendislik, teknoloji ve sürdürülebilirlik düzleminde ilerliyor.Aramızdaki yakınlık sadece coğrafî değil; beklentiler, kalite anlayışı ve üretim kültürü ile de ilgili.
Avrupa’da iş gücünün hizmet sektörlerine kaydığı ve sanayi kimliğinin tartışılır hale geldiği bu süreçte, Türkiye’nin orta segmentteki talep dalgalanmalarına daha hızlı yanıt verebilmesi kritik önem taşıyor.
AB makine imalat ve otomotiv sektörünün savunma sanayiine meyletmesi de ayrı bir pencere.Bu yılın ilk 10 ayında AB’nin büyük makine imalatçısı ülkelerine gerçekleştirilen iki basamaklı ihracat artışları, her iki tarafın da bu ihtiyacın farkında olduğunun önemli bir işareti.
Sipariş çeşitliliğine daima uyum sağlamış, çevik ve dayanıklı üretim yapımız doğru tedbirlerle güçlendirildiğinde taraflar, sadece bugünün değil geleceğin taleplerine de cevap verecek müşterek bir ekosistemi pazarlar hale gelecek.
Son beş yıldır çabaladığı düşük donanımlı makineler üretme ya da ‘sade (frugal) konsept’ teşebbüslerinde istediğini elde edemeyen AB; giderek sıkışmakta olduğu ileri teknolojili makineler evreninde Türkiye’nin kabiliyetleri ile nefes alabilecek.Eximbank’ın rekabetçi faiz açılımını bekliyoruzÖte yandan, Avrupa’daki dönüşüm Türkiye için yeni bir fırsat alanı yaratsa da yurt içindeki göstergelerin bu sürecin kendiliğinden avantaja dönüşmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. 2024 yılında yüzde 9’a kadar daralan makine üretimi, 2025’te yüzde 5’e yakın düştü.
Sene boyunca tarihi ortalamalarının hayli altında seyreden kapasite kullanım oranının nihayet Ekim’de yüzde 63’e kadar gerilemesi; sektörün çok yönlü baskılar altında güç kaybının sürdüğünü gösteriyor.Türkiye’nin katma değeri ve yerlilik oranı en yüksek sınai ürünü olan makinelerin, dezenflasyonist politikalardan en yüksek seviyede etkilenmesi doğal.
OECD verilerine göre üretim maliyetleri içinde ithalata dayalı bileşenleri yüzde 25 seviyesinde olan sektör, ucuz döviz ve ithalat avantajından hiçbir surette yararlanamadığı gibi son yıllarda üretiminin yüzde 59’unu ihraç ederek, yani gelirlerinin önemli kısmını döviz cinsinden sağlayarak yakaladığı büyüme patikasından da hızla uzaklaşıyor.Ana pazardaki hareketlenme; asgariye inmiş ölçeklerimizi yeniden büyütmek için fırsat olarak ufukta belirmişken, Eximbank’ın yatırım malı ihracatına mahsus alıcı kredilerine verileceği açıklanan faiz desteğinin hayata geçmesini sabırsızlıkla bekliyoruz.
Müşterinin finansmanı, rakiplerimizin çok etkili çözümler geliştirdiği ama bizim zaafımız olan bir alandı; bu destekle makine ve diğer yatırım mallarının ihracatı kolaylaşırken, müteahhitlerimizin yurt dışı projelerinde yerli malını öncelemeleri için önemli bir gerekçe de oluşacak.