Haber Detayı

DEM Parti bugün de Nusaybin'deydi: 'Yüzünüzü 27 Şubat çağrısına dönün'
Türkiye cumhuriyet.com.tr
21/01/2026 16:51 (2 saat önce)

DEM Parti bugün de Nusaybin'deydi: 'Yüzünüzü 27 Şubat çağrısına dönün'

DEM Parti, Suriye'de yaşanan olaylarla ilgili Mardin Nusaybin'de yürüyüş düzenledi. Yürüyüşe DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ve partililer katıldı. Yürüyüşte, Türkiye'deki bütün siyasi partiler, Meclis komisyonunda yer alan bütün siyasi partiler, yüzünüzü 27 Şubat çağrısına dönün. O kıymetli çağrıyı nasıl hayata geçireceğimizi tartışalım denildi.

DEM Parti, Mardin'in Nusaybin ilçesinde Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan'ın katılımıyla yürüyüş düzenledi.

Yürüyüşe DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ve çok sayıda partili katıldı.

MAZLUM ABDİ 'BU BİR TUZAKTIR' DİYE AÇIKLAMA YAPTI Uçar, yürüyüşün ardından yapılan açıklamada şöyle konuştu: Bugün Rojava'da yaşanan savaşı ve katliamı, dün olduğu gibi protesto etmek için ismi de barış olan parka yürümek istedik.

Üç dört defa durdurulduk.

Açıklamayı burada yapmamızın sebebi, emniyetin izin vermemesidir.

Ama geçtiğimiz aylarda Yalova'da IŞİD'lilerin nasıl konvoy yaptığına da hep birlikte tanıklık ettik.

Devletin tercihi buysa açık söylesin.

Bu ülkede Kürt sorununun demokratik çözümüne dair son bir yılda bu kadar umutlar büyümüşken, son bir yılda tek bir insanın burnu kanamamışken, eğer yeniden aynı yöntemlere, eski yöntemlere başvurulacaksa devlet açık söylesin.

Devlet yetkililerinin dediği gibi bir kışkırtmayla değil; 100 yıllık duyguyla, 100 yıllık hafızayla sokaklardayız ve bu değişsin istiyoruz.

Ne ile değişecek bu hafıza? 27 Şubat çağrısıyla Sayın Öcalan'ın sunmuş olduğu çağrıyı devlet görmezden geliyor.

Keşke 10 Mart mutabakatı ile ilgilendiği kadar, Türkiye'de barışın, özgürlüklerin, ortak yaşamın tesis edilmesi için cesaretle yazılmış olan çağrıya esas alsaydı.

Keşke Suriye topraklarında gidip yaptığı diplomasiyi, burada açıktan yapsaydı.

Yapmıyor.

Bakın, Mazlum Abdi, 'Daha fazla kan dökülmesin diye, biz bir iç savaşa çekiliyoruz; bu bir tuzaktır' diye açıklama yaptı.

Halen daha sağduyuyu, halen daha kapsayıcılığı, halen daha diplomasiyi önemsediklerini ifade ediyorlar.

Bu çok kıymetli ve bu fırsat kaçırılmamalı.

BU KADAR KABUL GÖRMESİNDEN UTANIYORUZ Bu ülkede siyaset yürüten bütün siyasi partilere söylüyoruz.

Kürt kadınları apartmanlardan aşağı atılırken hiç mi söyleyecek bir sözünüz yoktu?

IŞİD karşısında mücadele veren Kürt halkının gözlerini oyan, iç organlarını sökenler hakkında hiç mi sözünüz yoktu?

Bu ülkede barış olsun diye en cesur sözü yükselten Kürtlere karşı hiç mi sözünüz yoktu?

Utanıyoruz.

Türkiye'de IŞİD seviciliği siyasetinin bu kadar kabul görmesinden utanıyoruz.

Kürt halkı Suruç'u unutmadı.

Kürt halkı Ankara Garı'nı unutmadı.

Kürt halkı Antep'i, Amed'i unutmadı.

Ama HTŞ'ye destek verenler diyor ki: 'Kürtler olacağına IŞİD olsun, HTŞ olsun.' KÜRT HALKININ STATÜSÜ TANINMALI Bugün dört parça Kürdistan'da ve Avrupa'da Kürtlerin kalbi Rojava'da atıyor.

Bunu görmelisiniz, bunu duymalısınız.

Kaç gündür sokaklarda halkımız; 7'den 70'e Kürt'ün özgürlüğü bu kadar mı zorunuza gidiyor?

Kürt'ün kimliğinin tanınması bu kadar mı zorunuza gidiyor?

Tıpkı Rojava'da Demokratik Suriye Güçleri Genel Komutanı Mazlum Abdi'nin dediği gibi, bunun arkasındayız: Diplomasiyle, barışla, müzakereyle bu iş çözülebilir.

Kürt halkının iradesi tanınmalı.

Kürt halkının statüsü tanınmalı.

Kürtlerin kimseden bir lütuf beklentisi yok.

Hak ettiğini istiyor.

Herkesin hakkı olan özgürlüğünü istiyor; kimliğini istiyor, dilini istiyor.

Ve nerede yaşarsa yaşasın, bütün Kürtler bunu istiyor.

Kimsenin zoruna gitmesin.

Bir yerde bir halk, bir toplum özgür değilse; kendi dilini, kimliğini ifade edemiyorsa, orada hiç kimse özgür değildir.

YÜZÜNÜZÜ 27 ŞUBAT ÇAĞRISINA DÖNÜN Yıllardır Türkiye'de demokratik siyaset yürütürken anlatmak istediğimiz tam da bu.

Çabamız bu.

O yüzden diyoruz ki: Türkiye'deki bütün siyasi partiler, Meclis komisyonunda yer alan bütün siyasi partiler, yüzünüzü 27 Şubat çağrısına dönün.

O kıymetli çağrıyı nasıl hayata geçireceğimizi tartışalım.

O kıymetli çağrının bir daha heba olmaması için neler yapmamız gerektiğini konuşalım.

Bu ülkeyi, Orta Doğu'da demokrasi ve özgürlükler anlamında en model ülke hâline hep birlikte getirelim.

Kürt hakkını alınca kimse hakkından bir şey kaybetmiyor.

Demokratik siyaset hayat bulunca hiç kimse siyasetsiz kalmıyor.

Rojava'da Kürtlere dayatılan savaş, Allah'tan korkmazların, kuldan utanmazların savaşıdır.

Biz yaşadığımız müddetçe Demokratik Suriye Güçleri'nin savunduklarını savunmaya devam edeceğiz.

Biz yaşadığımız müddetçe, hangi coğrafyada olursa olsun, Kürt halkının özgürlüğünü de Türkmenlerin özgürlüğünü de bütün halkların özgürlüğünü de savunmaya devam edeceğiz.

Rojava'da yaşatılan bir tuzak var, Rojava'da yaşatılan bir komplo var.

Ve bu komplo hayat bulursa, bütün Orta Doğu IŞİD karanlığında boğulacak.

Diyoruz ki: Karanlığı değil; binbir emekle örülen, binbir bedelle ödenen özgürlüğe sahip çıkalım.

Rojava'da hayat bulan ortak yaşam iradesine destek olalım, ona sahip çıkalım.

Burada her bir annemizin saçının telinde bir hafıza var.

Burada her bir insanımızın mücadelesinde bir hafıza var.

O hafıza bize diyor ki: Kürtler kaybetmedi, Kürtler kaybetmeyecek.

Bu duygularla, 7'den 70'e sokakları terk etmeyen halkımızın ayağına taş değmesin.

Bu duygularla, özgürlüğünü ve kimliğini savunmak için bütün bedelleri göze alan Demokratik Suriye Güçleri'nin ayaklarına taş değmesin.

Her zaman yanlarındayız.

İlgili Sitenin Haberleri