Haber Detayı
Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Esenler'de anıldı
Türk edebiyatının önemli isimlerinden Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Esenler Belediyesi tarafından düzenlenen anma programı ile vefatının 40. yılında yad edildi. Programa katılan Prof. Dr. Abdullah Uçman, Kaplan'ın ders verme yöntemleri ve eğitim ??????ları hakkında anekdotlar paylaştı.
Türk edebiyatı ve düşünce dünyasının önemli isimlerinden Prof.
Dr.
Mehmet Kaplan, vefatının 40. yılında anıldı.Esenler Belediyesi tarafından Dr.
Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi'nde gerçekleştirilen anma programında konuşan Prof.
Dr.
Abdullah Uçman, Mehmet Kaplan ile 1970'li yıllarda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne başladığında tanıştığını söyledi.Üniversitedeki hocaları arasında Mehmet Kaplan'ın çok ayrı bir yeri bulunduğunu dile getiren Uçman, öğrencilik yıllarında başından geçen olayları ve hocalarıyla hatıralarını anlattı.Zamanla Kaplan'ı daha iyi tanıma fırsatı bulduklarını aktaran Uçman, "Diğer hocalarımızdan çok daha farklı bir hocaydı.
Son derece disiplinli bir insandı.
Zamanında dersine girerdi.
İşleyeceği derse ait küçük defterler vardı elinde, onları masaya koyar derse başlardı.
Ama defterlere bakmadan irticalen dersini anlatır, gerekli bir takım şeyler varsa tahtaya yazar ve asla vakti şaşırmadan yine ders saati dolunca saatini alır, notları alır dersten çıkardı." dedi.Uçman, 1970'lı yıllarda üniversitelerdeki eğitimin bugünkünden çok farklı olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Önceki sistem bugünkünden çok daha farklıydı.
Bana sorarsanız çok daha iyi, yani zor bir sistemdi ama çok daha iyi bir sistemdi.
Mesela Kaplan Bey, bir sene üçüncü sınıfa derse giriyor.
Bir sömestir boyunca diyelim ki Halide Edip'in 'Sinekli Bakkal' romanını işliyor.
İkinci dönem bu sefer Halit Ziya'nın 'Aşk-ı Memnu' romanını işliyor.
Ertesi yıl aynı sınıfa girdiği zaman aynı dersi yapmıyordu.
Bu sefer bakıyorsunuz Abdülhak Hamid'in tarihi piyesleri üzerine ders yapıyor.
İkinci dönem bakıyorsunuz Namık Kemal'in tiyatroları üzerine ders yapıyor.
Yani hoca da o sistemde kendi kendini tekrarlamadan kendi kendini yenileme imkanı buluyordu.
Şimdi mesela bu sistemde bunu uygulamanız mümkün değil.
Çünkü o dersi alttan alan bir öğrenci, biz bu dersi hiç görmedik diye itiraz edebiliyor.
Yani bu sistem maalesef hocaları da böyle dönme dolap gibi döndürüyor etrafında."Fakülteden mezun olduktan sonra, asistan olmadan önce, Türk Dili Edebiyatı Bölümü'nün seminer kitaplığında memur olarak çalıştığını aktaran Uçman, "İşittim ki Kaplan hoca son sınıf öğrencilerine Encümeni Şuara dersleri yapıyormuş.
Bizimle böyle bir ders yapmamıştı.
Hocadan izin aldım, ben de o dersleri takip ettim.
Kendi kendine uyguladığı bir yöntem vardı.
Bu da onun diğer hocalardan farklılığını ortaya koyuyordu." şeklinde konuştu.Kaplan'ın hayatına ilişkin bilgiler veren Uçman, "Fakir bir ailenin çocuğu ama iradeli, azimli, gayretli bir hüviyeti var.
İlkokulu harf inkılabından önce okumuş.
Eskişehir Lisesi'ni bitirdikten sonra da İstanbul Üniversitesi'ne geliyor.
Tabii o yıllarda şimdiki kadar kalabalık değil, 15-20 kişilik sınıf.
Hocaların dikkatini çekiyor ve Fuat Köprülü o zaman bölüm başkanı, 1939 yılında mezun olunca bölüme asistan olarak alıyor." değerlendirmesini yaptı.Mehmet Kaplan, konuşmasının ardından soruları cevapladı ve katılımcılara hediye edilen Dergah Yayınlarından çıkan "Saatleri Ayarlama Enstitüsü Üzerine 20 Ders" adlı kitabını imzaladı.