Haber Detayı
Tam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet!
1946'da Kürt ulusunun İran'daki Mahabat Cumhuriyeti'ni yok edenler bugün aynı ulusun Suriye'deki özerk yapılanması Rojava'ya karşı aynı alçaklıkla saldırıyorlar
Tam da 80 yıl oluyor...
Yıllarca İç Anadolu'nun köylerinde geçen çocukluğumun 10. yılında kendimi, demiryolcu babamın tayin edildiği Ankara'nın savaş sonu hareketliliği içinde bulmuştum...
Türkiye ilk kez çok partili seçime hazırlanıyor, Missouri zırhlısının ziyareti ardından başlayan ABD emperyalizmine teslimiyet süreci medyanın beyin yıkamasıyla giderek büyük hız kazanıyordu.
Bit Pazarı'na yakın mahallemizde birlikte çaput top peşinde koşuşturduğum Ermeni, Rum, Kürt arkadaşlarımdan Cevdo 1946'nın bir kış günü yüzünde acılı bir ifadeyle bizi bulmuş, savaş sonunda İran topraklarında Kürtler tarafında kurulmuş olan Mahabat Cumhuriyeti'nin İran Ordusu tarafından işgal edildiğini, liderlerinin de tutuklandığını anlatmıştı.
Tam da o günlerde Türkiye'de yeni kurulmuş iki sol partinin, Türkiye Sosyalist Partisi ve Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi'nin sıkıyönetim tarafından kapatılmış olmasına dahi ABD'nin dayattığı anti-komünist histeri içindeki medyada hiçbir tepki gösterilmediği için, komşu ülkedeki bu gelişme de pek yankı bulmamıştı.
İnsanlık tarihinin en yüz kızartıcı olaylarından biri olan Mahabat Cumhuriyeti'nin yok edilmesinin nedenlerini ancak yıllarca sonra, 60'larda, sol medyada ve Türkiye İşçi Partisi saflarında birlikte olduğumuz Kürt dostlarımdan öğrenecektim.
Evet...
Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Osmanlı İmpartatorluğu'nun yıkılış ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş döneminde emperyalist devletlerin güdümünde birçok Arap devleti kurulurken Kürt Ulusu bu haktan özellikle mahrum edilmiş, Kürdistan toprakları Türkiye, Suriye, Irak ve İran arasında bölüşülmüştü.
Ancak, 2.
Dünya Savaşı’nda sürpriz bir gelişme de yaşanmış, İran'ın 1941’de Sovyet birlikleri tarafından doğudan, İngilizler birlikleri tarafından da güneyden işgalinin ardından 1944'te Komela, Xoybun ve Hevi adlı Kürt örgütleri Sovyetler Birliği'nin de desteğini alarak 22 Ocak 1946'da Türkiye ve Irak'a yakın bir bölgede Mahabat Kürt Cumhuriyeti'ni kurmuşlardı.
O gün Mahabad'ın tarihi Çarçira meydanında toplanan binlerce kişi önünde konuşan Qazî Muhamed, “Kanımın son damlasına, alacağım son nefesime kadar Kürdistan'ın bağımsızlığını ve cumhuriyeti koruyacağıma Allah'ıma, Kürt ulusuna ve kutsal Kürdistan bayrağı üzerine yemin ederim” diyerek cumhuriyetin kuruluşunu ilan etmişti.
Cumhurbaşkanı Qazî Muhamed'in başkanlığında 14 bakandan oluşuan bir Kürt hükümeti kurulmuş, Kürtlerin birliğini sembolize eden renklerden oluşan bir cumhuriyet bayrağı ve Kürt şair Dildar'ın 1938 yılında hapisteyken kaleme aldığı “Ey Reqip” şiirinin sözleriyle bir ulusal marş kabul edilmişti.
Cumhuriyetin sınırları içinde yer alan bölgede bulunan okullarda Kürtçe eğitim başlarken, milislerin de düzenli orduya geçiş süreci başlatılmıştı.
Kürt cumhuriyeti kültür, sanat ve edebiyat alanlarında çalışmalara öncelik vermiş, bir opera kurulmuş, bilimsel kitaplardan çocuk dergilerine kadar birçok basın-yayın çalışması gerçekleştirilmişti.
Ancak Kürt ulusunun bu ilk devlet olma girişimi, bir yılını doldurmadan, 9 Mayıs 1946’da Kızıl Ordu'nun İran topraklarından çekilmesi, 17 Aralık 1946'da da Kürt Cumhuriyeti liderlerinin Mahabad'a giren İran ordusu tarafından esir alınmasıyla tarihe karışacaktı.
Mahabad Cumhuriyeti'nin genel kurmay başkanı Molla Mustafa Barzani ise 500 peşmergesiyle uzun ve zorlu yürüyüşten sonra, Aras nehrini geçerek Sovyetler Birliği'ne sığınacaktı.
Dahası, cumhuriyetin kurulmasından tam bir yıl ve bir gün sonra, 23 Ocak 1947'de, Qazî Muhamed İran askeri mahkemesi tarafından idama mahkum edilecek, aynı yılın 31 Mart'ında da daha önce cumhuriyeti ilan ettiği Çarçira Meydanı'nda iki arkadaşı ile birlikte idam edilecekti.
Tıpkı Türkiye'de olduğu gibi, Kürt ulusunun özgürlüğü ve hak eşitliği için mücadele edenlere karşı düşmanlık ve zulüm İran'da da yıllarca devam edecekti.
Rojhilat Kürtleri Şah rejiminde de, sonraki Mollalar rejiminde de, sürekli işkence ve katliamların hedefi olurken, benim de vefatından kısa bir süre önce Brüksel'de buluşup uzun uzun söyleştiğim saygıdeğer Kürt lider Abdul-Rahman Ghassemlou ve iki yardımcısı 13 Temmuz 1989'da Viyana'da katledilecekti.
Ghassemlou'nun öldürülmesinden bir yıl sonra da, Mahabat Cumhurbabşkanı Qazi Muhammad'ın kızı Efat Ghazi, 1990 yılında İsveç'in Västerås kentinde bir suikastte can verecekti.
İran'daki Mahabat Kürt Cumhuriyeti'nin yok edilmesinden tam 80 yıl sonra bugün, Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere Işid'çi teröristlerin ele geçirdiği Suriye yönetimi, ABD ve Avrupa Birliği devletlerinin de desteği ya da hoşgörüsüyle, Suriye'de Kürt ulusunun büyük eseri olan Rojava Özerk Bölgesi'ni alçakça yöntemlerle yok etmeye çalışıyorlar. "Terörsüz Türkiye" aldatmacasının başlatıcısı MHP lideri Devlet Bahçeli bugün yaptığı konuşmada SDG'yi hedef alarak "Fırat’ın doğusunda, Ayn el Arap’tan Kamışlı’ya kadar faal halde bulunan terörist faaliyetlerin kökü kurutulmalı, mıntıka temizliği bütüncül ve eşgüdüm halinde hayata geçirilmelidir" diye fetva veriyor.
Bir yılı aşkın süredir Bahçeli'ye "barışçıl çözüm" için büyük umut bağlayarak kendisine aşırı saygı gösterisinde kusur ertmeyen DEM Parti yöneticileri, Bahçeli tarafından "kurucu önder" sıfatı verilerek tek muhatap ilan edilen Abdullah Öcalan ne derler bilmem ama, SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile birlikte Şam'da Ahmed el Şara ile görüşmüş olan Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) Genel Komutanı Rohilat Efrin'in Rûdaw TV'ye anlattıkları bu sürecin tüm katılımcılarını ve alkışlayıcılarını bir kez daha ciddi şekilde düşündürmelidir.
Efrin, “Bizim bugünkü tavrımız olası bir kıyımın, ölümlerin önünü almaktı.
Ancak biz koalisyondan da somut bir tavır görmedik.
Yeni bir IŞİD ortaya çıkıyor.
Eğer bunun önünü almazlarsa bu tüm Suriye ve komşu ülkeler için de yepyeni bir tehdit olacak” diyor.
Bahçeli'nin dayatması üzerine Öcalan tarafından tarihe gömüldüğü ilan edilen PKK'nin askeri kanadı HPG'nin komutanı Murat Karayılan da bu son gelişmeler karşısında şöyle diyor: "Şüphesiz Türk devleti bu komploda aktif rol oynamaktadır.
Savaş uçaklarıyla, keşif uçaklarıyla bu savaşta yer aldıklarını görüyoruz.
Hatta askerlerini bile çete gruplarının adı altında bu saldırılarda kullanmaktadır.
Türk yetkililer bizim çocuk olmadığımızı bilmeliler.
Kardeşlik deyip gel iç barış sağlayalım diyeceksin.
Rojava ve Kürdistan’da da Kürt halkının tüm kazanımlarını hedefe koyup çeteler eliyle bir soykırım yürüteceksin.
Buna kimse kanmaz." Ve Rojava halkına sesleniyor: "Bilmelisiniz ki sizleri yalnız bırakmayacağız.
Bedeli ne olursa olsun sizleri asla yalnız bırakmayacağız.
Bu süreçte tüm Kürt halkı olarak, biz de Hareket olarak, ne gerekiyorsa onu yapacağız." Evet...
Rojava halkının, Mahabad Kürt Cumhuriyeti'nin alçakça yok edilmesinden tam 80 yıl sonra yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Rojava Özerk Yönetimi'nin yanında yer almak, ona sonuna kadar destek vermek, başta DEM Parti ve tüm Kürt direniş örgütleri olmak üzere, ulusal ve etnik aidiyetleri ne olursa olsun, özgürlükten, halkların eşitliğinden ve kardeşliğinden yana olan herkesin bugün öncelikli görevidir.