Haber Detayı
Milli medyaya 'algoritma' tehdidi: Ablukayı kırmak için Dijital Telif şart!
Dijital platformların algoritma düzeni yerli ve milli medyayı görünmez kılan bir tahakküm mekanizmasına dönüşürken üretilen içerikler bedelsiz kullanılıyor. Hem verinin hem emeğin aynı anda sömürüldüğü bu düzende reklam geliri ise küresel tekellerde toplanıyor. Algoritma baskısı kamuoyunun doğru bilgiye erişimini de tehdit ediyor. Konuyu köşesine taşıyan Sabah Yazarı Okan Müderrisoğlu, bu kuşatmayı kırmanın tek yolunun Dijital Telif Yasası’nın gecikmeden hayata geçirilmesi olduğunu belirtti. Müderrisoğlu aksi halde kazananın algoritmalar kaybedenin ise milli medya ve hakikat olacağına dikkat çekti.
Dijital çağda görünmeyen ama her şeyi belirleyen güç artık algoritmalar...
Haber hangi sırayla okunacak, hangi içerik görünür olacak, kamuoyu ne konuşacak tüm bu başlıklar küresel dijital platformların kapalı devre sistemleriyle şekilleniyor.
Yerli ve milli medya kuruluşları ise bu görünmez tahakküm altında varlıklarını sürdürebilmek için de mücadele veriyor.
HEM VERİ HEM EMEK ÇALINIYOR!
Sosyal medya devleri, kullanıcı alışkanlıklarını devasa bir veri havuzuna dönüştürürken, 'yerel' medyanın ürettiği içerikleri hiçbir bedel ödemeden dolaşıma sokuyor.
Haberler, videolar, analizler platformların kar algoritmalarına hizmet edecek şekilde öne çıkarılıyor.
Ortaya çıkan tabloda, küresel platformların yaklaşık 158 milyar dolarlık reklam pastasına fiilen el koyduğu, yerli ve milli medyanın ise emeğinin karşılığını alamadığı bir düzen dikkat çekiyor.
DİJİTAL TEZGAHI BOZMANIN ANAHTARI: TELİF Medya dünyasında giderek daha yüksek sesle dile getirilen bu tablo, 'dijital sömürü düzeni' tartışmasını da büyüttü.
Bu tezgahın bozulmasının yolu ise net.
Türkiye'de Dijital Telif Yasası'nın gecikmeden hayata geçirilmesi.
Aksi halde algoritmalar kazanmaya, yerli medya ise kan kaybetmeye devam edecek.
Bu sadece sektörün değil, kamunun doğru ve bağımsız bilgiye erişim hakkının da meselesi.
Sabah Gazetesi yazarı Okan Müderrisoğlu, küresel gelişmelerin doğru okunabilmesi ve Türkiye'nin çıkarlarının savunulabilmesi için milli medyanın vazgeçilmez bir güvenlik unsuru olduğuna dikkat çekti.
Suriye'den İran'a, Gazze'den Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bölgesel krizlere kadar pek çok başlıkta, sosyal ağlardaki haber akışının küresel güç merkezlerinin bakış açısıyla şekillendirildiğini vurgulayan Müderrisoğlu, bu durumun kamuoyunu manipülasyona açık hale getirdiğini belirtti.
MİLLİ MEDYAYA ALGORİTMA BASKISIYLA KUŞATMA Müderrisoğlu'na göre yerli ve milli medya bugün yalnızca algı operasyonlarıyla değil, dijital platformların algoritmik baskısıyla da kuşatma altında.
Sosyal medya şirketlerinin, hiçbir bedel ödemeden devasa reklam gelirlerini kontrol ettiğini ve telif yükümlülüğünden kaçındığını kaydeden Müderrisoğlu, bunun açık bir rekabet ihlali olduğunu vurguladı.
Dijital telif yasasının bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Müderrisoğlu, algoritmalar üzerinden uygulanan görünmez sansürün meşruiyetinin sorgulanması çağrısı yaptı.
Aksi halde hem medya çoğulculuğunun hem de hakikat mücadelesinin ağır yara alacağı uyarısında bulundu.
Müderrissoğlu, 'Anladınız değil mi mili medya neden gerekli!' başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi: 'Gündemin sıcak başlıkları arasında, 'milli bekayı, milli medyanın geleceğini ve hakikat mücadelesini ilgilendiren' kritik bir konuyu işlemeye devam edeceğiz.
Suriye'de olup bitenleri izliyorsunuz değil mi?
İran'daki toplumsal olaylara dış müdahale yöntemlerinin de farkındasınız elbette.
Veya Gazze'deki gelişmelerin hem insanlık hem de bölgesel dengeler bakımından ne ifade ettiğini de muhakkak yorumluyorsunuz.
Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren gelişmelerin karartmaya tabi tutulduğunu, küresel odaklarca kurgulanmış haberlere maruz bırakıldığınızı bir an için düşündüğünüzde… Olayları, Ankara'nın öncelik ve menfaatleri yerine emperyalist güçlerin bakış açısıyla ele almak zorunda bırakılmanın Türkiyemizin kaderine maliyetini öngörebilir misiniz?
Bakınız, bugün yerli ve milli medya, fikir çeşitliliği içinde, benimsediği habercilik tarzına göre yayıncılığı sürdürmenin son raddesinde.
Medya organizasyonunu kuran, ekipleri bir araya getiren, içerik üreten, bu amaçla masraf yapan gruplar, ana kaynakları olan 'reklâm gelirinden' göz göre göre mahrum bırakılıyorlar.
Adına 'sosyal medya şirketleri' denilen uluslar üstü yapılar, geliştirdikleri algoritmalarla hiçbir bedel ödemeden sadece Türkiye'de yıllık 160 milyar liralık reklam pastasına çöküp, telif ödemeye yanaşmıyorlar.
Masaya oturmaya çağırdığınızda, ellerindeki asimetrik gücü size karşı kullanıp, kitleleri manipüle edebiliyorlar.
Yani bir tür 'algoritmik misilleme' ile devletleri köşeye sıkıştırıyor, maalesef yerli medyanın nefes borusunu kesebilecek kadar ileri gidebiliyorlar.
Peki ne yapılabilir?
Bu platformların taktikleri, argümanları, muhtelif ülkelerde sergilediği metotlar az çok biliniyor.
Bunlara karşı uzun soluklu ama makûl, mantıklı, meşru zemine oturan hamleler mümkün.
Örneğin, siz 'telif' dediğinizde, sosyal medya şirketi 'algoritma silahını çekip' sizi görünmez kılmaya kalkışırsa, 'Algoritmik baskılama araçları, rekabet hukukunun ihlâli ve hâkim durumun kötüye kullanılmasıdır' tezi üzerinden ilerlenebilir.
Böylece malûm platform, 'Bu, bizim ticari tercihimiz' bahanesinin arkasına kolaylıkla saklanamaz.
Üstelik her algoritmik blokaj yeni bir ihlal dosyası doğurur.
Farklı ülke tecrübeleri de gösteriyor ki… Sosyal medya şirketleri, telif ödeme yükümlülüğünden kaçınmak için 'Biz sadece link veriyoruz' savunması yapıyorlar.
Bu iddianın da çürütülmesi mümkün.
İçeriği sıralayan, öne çıkaran, bu yolla reklam geliri üreten aktör artık pasif aracı değildir.
İşin özü çok basittir. 'Sosyal medya ağı, içerik olmadığında gelir kaybına uğruyor mu?' Cevap 'Evet!' O halde, 'Telif yükümlülüğü var' demektir.
Neden?
Çünkü, içerik ona ait değildir'!
Bu platformların, dijital telif yasası için mücadele veren medya gruplarını by pass etmek için başvurdukları 'sinsi taktikler' de yok değil.
Örneğin, 'Büyük medyayı dışlayan, düşük bedelli gizli sözleşmeler imzalamak suretiyle kolektif yapıyı dağıtma oyunu kurmak' gibi.
Bu durumda, 'Bireysel anlaşmalar asgari telif tarifesinin altında olamaz' diye genel bir hüküm konulur ve 'böl-yönet' plânı boşa çıkarılabilir.
Bahse konu sosyal medya şirketleri telif ödememek için ilgili ülkeyi 'ikinci sınıf pazar' durumuna düşürebilmekte, birtakım yenilikleri getirmekten vazgeçmekte, reklam vereni veya tüketiciyi tahrik ederek düzenleyici otorite üzerinde baskı kurulmasını da sağlayabilmekte.
Bu noktada 'Türkiye'de sunulan hizmetler, eş değer nüfuslu AB ülkeleriyle orantılı olmak zorundadır' kuralı düşünülebilir.
Sosyal medya tekellerine karşı 'ahlaki üstünlük kurmanın' yolları da aranabilir.
Zira bu platformlar ancak şu üç şeyden çekinir: 1- Gelir modelinin bozulması. 2- Algoritmik yetkilerinin sorgulanması. 3- Meşruiyetlerinin aşınması.
Hâl böyle iken her bir kullanıcıya, 'Bu platformda var olmanın bedelini ürettiğiniz özgün içerikle zaten ödüyorsunuz.
Farkında mısınız?' söylemi ile yol alınabilir.
Neticede evrensel hukuk, 'Adil rekabet, kültürel çeşitlilik, medya çoğulculuğu' dengesini gözetir.
Bu yolda atılacak genel nitelikli her adım küresel düzeyde de taraftar bulur.'