Haber Detayı

İkinci el araçta bu dolandırıcılığa dikkat
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
20/01/2026 04:00 (2 saat önce)

İkinci el araçta bu dolandırıcılığa dikkat

Son dönemde ikinci el araba satış pazarında yaşanan dolandırıcılıkların haddi hesabı yok.

Son dönemde ikinci el araba satış pazarında yaşanan dolandırıcılıkların haddi hesabı yok.

Ben sanıyordum ki ekspertizlerle anlaşıp pert olmuş arabayı az kazalı ya da kazasız gösteriyorlar...

Meğerse olay çok daha profesyonel ilerliyormuş.

Yurtdışından getirdikleri arabalara trafiğe çıkamayacak durumdaki araçların numaralarını basıyorlarmış.

Üstelik bu arabalar noterden satılıyor, muayeneden geçiyor, ruhsatı düzenleniyor ve trafiğe rahatlıkla çıkıyor.

Gelin nasıl olduğunu anlatayım.

Çünkü bütün bu aşamalardan geçmiş bir araca bakan vatandaş için şüphe duymak neredeyse imkânsız.

Çünkü ortada yalnızca bir satıcı değil; noter var, muayene var, trafik tescil var.

Yani devlet var.

Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianame ise tam da bu güven duygusunun nasıl istismar edildiğini adım adım gözler önüne seriyor.

İddianameye göre dosyanın merkezinde “change” olarak bilinen yöntem var.

Ağır hasarlı, hurda ya da ekonomik olarak trafiğe çıkması mümkün olmayan araçlar ile çalıntı ya da yurtdışından Türkiye’ye giriş yapmış araçlar birleştiriliyor.

Bu birleştirme, sanıldığı gibi kaba bir parça değişimi değil; şasi ve motor numaraları üzerinden yapılan bir kimlik operasyonu.

Yani araç yürür halde ama kimliği başkasına ait.

Savcılık tespitlerine göre bazı araçlar Kapıkule, İpsala gibi sınır kapılarından Türkiye’ye giriş yapıyor.

Bu araçların bir kısmı yabancı plakalı, bir kısmı Türkiye’de hiç tescil edilmemesi gereken nitelikte.

Normal şartlarda bu araçların ya gümrükte kalması ya da parçalık olarak işlem görmesi gerekiyor.

Ancak dosyada anlatılanlara göre bu araçlar, Türkiye’de daha önce kaydı bulunan, aynı marka ve modele sahip ağır hasarlı araçlarla “eşleştiriliyor”.

RUHSATTAKİ ARAÇ DEĞİL Yurtdışından gelen araç, burada kendisine benzeyen başka bir aracın şasi ve motor numarasını alıyor.

Kâğıt üzerinde her şey yerli ve temiz; fiiliyatta ise trafikte dolaşan araç, ruhsattaki araç değil.

İddianamenin en çarpıcı yanlarından biri, bu araçların sistemin bütün kapılarından geçebilmiş olması.

Savcılık, change olduğu tespit edilen araçların defalarca el değiştirdiğini, noter satışlarının yapıldığını, muayeneden geçirildiğini ve yıllarca trafikte kullanıldığını ortaya koyuyor.

Gerçek ne zaman ortaya çıkıyor biliyor musunuz?

Ancak kriminal inceleme yapıldıktan sonra.

Üniversitelerden alınan bilirkişi raporları, şasi ve motor numaralarının sonradan değiştirildiğini net biçimde ortaya koyuyor.

Peki, bu araçlar muayeneden nasıl geçiyor?

İddianamenin satır aralarında bu sorunun da cevabı var.

Çünkü muayene sistemi, aracın kimliğini değil, mekanik uygunluğunu denetliyor.

Freni tutuyorsa, farları yanıyorsa, şasi numarası ruhsattakiyle örtüşüyorsa sistem “geçer” veriyor.

Şasi ya da motor numarasının gerçekten o araca ait olup olmadığı ise muayenenin konusu değil.

Nitekim savcılık da araçların change olduğunun, muayenede değil; ancak kriminal ve teknik incelemeler sonucunda tespit edildiğini vurguluyor.

Muayeneden geçen araç notere gidiyor.

Evraklar sistemde uyumlu.

Noter satışı yapılıyor.

Ardından trafik tescil işlemi tamamlanıyor ve ruhsat düzenleniyor.

Böylece muayene-noter-tescil zinciri tamamlanmış oluyor.

Zincirin her halkası bir sonrakine güvenerek çalışıyor.

Ortaya çıkan sonuç ise çarpıcı: Devletin bütün kapılarından geçmiş ama gerçekte başka bir kimlikle dolaşan araçlar aramızda dolaşıyor.

Bu zincirin sonunda en ağır bedeli ödeyenler ise dosyada “müşteki” olarak yer alan vatandaşlar.

İddianameye göre yaklaşık elli kişi, bu araçları bilmeden satın alıyor.

Bu insanlar ne yeraltı dünyasıyla bağlantılı ne de “ucuz olsun” hesabı yapan alıcılar.

NE ARAÇ NE DE PARA...

Noterde yapılan satışa, muayene raporuna, ruhsata güveniyorlar.

Devletin verdiği kâğıda inanıyorlar.

Aylar, bazen yıllar sonra kapıları çalınıyor.

Araç “change” olduğu gerekçesiyle bağlanıyor.

Geriye ne araç kalıyor ne de ödenen para.

Üstelik hiçbiri olmadan satayım dese bile aracın gerçek değeri ödediği paranın çok çok altında kalacak.

Savcılığın suç tanımı bu yüzden dikkat çekici: “Kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık.” Yani dosyaya göre dolandırıcılık, devletin varlığına rağmen değil; tam tersine, devletin sağladığı güven üzerinden yapılıyor.

Sistem, suçluyu ayıklamak yerine, onu dolaşıma sokan bir mekanizmaya dönüşüyor.

Bu noktada mesele artık bireysel bir dolandırıcılık hikâyesi olmaktan çıkıyor.

Kimliği değiştirilmiş bir araç kazaya karıştığında, bir suçta kullanıldığında ya da bir can kaybı yaşandığında sorumluluk zinciri de karışıyor.

Kâğıt üzerindeki araçla yoldaki araç aynı değilse hukuk kime ulaşacak?

Sigorta, kasko, tazminat gibi kavramlar hangi kimlik üzerinden işleyecek?

Bu dava sonuçlandığında sanıklar yargılanacak, belki cezalar verilecek.

Ancak iddianamenin asıl söylediği şey daha büyük.

Muayenenoter-tescil zinciri bu haliyle çalışmaya devam ettiği sürece, change araç dosyaları bitmeyecek.

Çünkü sorun birkaç kişinin becerisinde değil; güven üzerine kurulu bir sistemin denetimsizliğinde.

Uzatmayayım; mesele dönüp dolaşıp denetime geliyor.

Sistemdeki en ufak açığı bile dolandırıcılar değerlendiriyor.

Yani sadece ceza verip geçmek doğru değil.

Bu açığı kapatmak gerekiyor.

Türkiye her yıl trafik kazalarına on binlerce insanını feda ediyor.

İnsanlar ölmeden önlem almak gerekiyor.

İlgili Sitenin Haberleri