Haber Detayı
En kolay sömürülen işçi - Prof. Dr. Çağatay Güler
Belki genelden başlamak daha uygun olacak: Uluslararası kaynaklara göre 1 milyardan fazla insan çatışma, şiddet ve kırılganlıktan etkilenen ülkelerde yaşıyor. Her yıl milyonlarca insan da afetlerden etkileniyor.
Belki genelden başlamak daha uygun olacak: Uluslararası kaynaklara göre 1 milyardan fazla insan çatışma, şiddet ve kırılganlıktan etkilenen ülkelerde yaşıyor.
Her yıl milyonlarca insan da afetlerden etkileniyor.
Bu sayıların yaklaşık üçte birini çocuklar oluşturuyor.
Çatışmalar ve afetler insanları öldürüyor, sakatlıyor, yaralıyor ve evlerinden, yaşadıkları bölgelerden kaçmaya zorluyor, geçim kaynaklarını yok ediyor, onları yoksulluğa ve açlığa itiyor, temel insan haklarının ihlal edildiği durumlarda insanları neredeyse birer “av”a dönüştürüyor.
Çocuklar, bu krizlerden en ağır etkilenen gruplar arasında yer alıyor.
Dünyada pek çok çocuk, ülke içinde yerinden edilmiş veya başka ülkelerde mülteci durumuna düşmüş ve özellikle insan ticareti ve çocuk işçiliğine karşı savunmasız durumda. ‘UCUZ İŞGÜCÜ’ Gelişmekte olan ülkelerde, en yoksul ve en savunmasız çocuklar, çoğunlukla para kazanmak ve yaşayabilmek için bir işte çalışmaktadır.
Çocuklar, hastalığa veya yaralanmaya neden olduğu bilinen tehlikelere maruz kalınan mesleklerde yer almaktadır.
Bu çocukların temel gıda ve tıbbi bakım gereksinimlerinden de yoksun olmaları, onların sağlıksız bir ortamda yaşam sürmelerine neden olmaktadır.
Çocuk işçiliği, “gelişmekte olan” birçok ülkede ekonomik ve sosyal bir gerçekliktir.
Bazı ülkelerin geleneksel kültürü çocuk işçiliğini, çocuğun sosyalleşmesinin ve yerel toplulukta statü kazanmasının bir koşulu saymaktadır.
Bu gibi toplumlarda ailenin toplam gelirinin büyük bölümü çocuklar tarafından sağlanmaktadır.
Hükümetler, çocuk işçiliğini, ucuz işgücü sağlayarak ekonomilerini rekabetçi tutmada kilit bir faktör olarak görebilirler.
Ancak tam zamanlı çalışan çocuklar okula gitmemekte ve bu nedenle eğitim alma fırsatını yitirmektedirler.
YASALAR YETERSİZ ILO, çocuk emeğini çocuk işçiliğinden ayırmakta ve çocuk işçiliğinin bu en kötü biçimlerini yasaklamaktadır.
Kalkınmanın siyasi propaganda söylemlerinden ibaret olduğu ya da varsa kalkınmanın nimetlerinden kayrılan kesimlerin yararlanabildiği ülkelerde bu korkunç sömürü eğitim kamuflajıyla masum gösterilmeye çalışılmakta, eğitim saatleri çocuk emeği sömürüsüne tahsis edilmektedir.
Çocuk işçiliğini önlemeye çalışan yasaların yetersiz olması veya hiç uygulanmaması, kimi zaman çocukların istismara uğramasına neden olmaktadır.
Yoksulluğun, geleneklerin ve kültürel farklılıkların bunu durdurmaya yönelik çabaları engellediği bazı ülkelerde bu durum daha da ağırlaşmaktadır.
İnsanların açlık sınırının altında bir gelirle yaşamaya itildiği ülkelerde çocuk işçiliğinin kaldırılması, hane halkı yoksulluğunu artıran bir etmen haline getirildiğinden, yasalar ne derse desin çocuğun sömürülmesini dolaylı olarak engellenmektedir.
Gelir dağılımı adaletsizliğinin düzeltilmesi ve çocuk işçiliğinin kaldırılmasının ülkenin bekası için en ivedi eylemler olduğu artık anlaşılmalıdır.
Prof.
Dr.
Çağatay Güler