Haber Detayı

Marx mezarında ters dönüyor... Hippilikten yuppiliğe 'yeni sol'
Kayahan uygur odatv.com
18/01/2026 16:07 (2 saat önce)

Marx mezarında ters dönüyor... Hippilikten yuppiliğe 'yeni sol'

Kayahan Uygur yazdı...

“Sosyal demokrasinin solundaki sol neden kitleselleşemedi” sorusunun en açık ve net cevabını İran’da buluyoruz.Bakın İranî sol neler yaptı: 1979’da Humeyni’yi destekledi, birkaç yıl legal parti olarak yaşadı, sonra kapatıldı, militanların çoğu asıldı ve hapsedildi...1985 sonrası özeleştiri yaptı, eski liderliği reddetti ve her fırsatta İslamcı rejime destek vermenin ne vahim bir hata olduğunu tekrarladı…Ama takvimler 2025 sonunu gösterdiğinde yine Molla rejimini, bu kez Hamaney’i destekledi.

Solun ana ilkesi insanların özgürleşmesi iken tam tersi yolda yürüdü. “Mükafat” olarak da baskı ve işkence gördü.

Yani hem sol ilkelere hem de akla aykırı hareket etti.

Kısacası intihar etti.İran’daki ve diğer ülkelerdeki “İranî” solcuların yine özeleştiri yapacakları muhakkak ama ilk fırsatta yine iktidarda hangi İslamcı varsa ona destek verecekleri de kesin.

Bu tür nerden baksan tutarsız, nerden baksanız şair Hayaloğlu’nun ifadesiyle “ahmakça” olan bu solu kim ne yapsın?FEODALİZME VE EMPERYALİZME YASLANMA HATALARININ NEDENİAma eleştirmek, kınamak yetmez nedenini sormak gerekir.

Neden solun bir kesimi mollalara, teokratik oligarşiye, yani feodaliteye, gericiliğe destek veriyor.Soruyu ters bir perspektiften sormak da mümkün: Neden artık emperyalist devletler bile bu iddiada bulunmuyorlar iken kimi sol liberaller emperyalizmin askeri müdahaleler yoluyla “demokrasi götüreceğini” savunur.

Demokrasi, yani halk yönetimi eninde sonunda bir şekilde doğal olarak ulusal çıkarları savunacağından emperyalist ülkeler bunu hâliyle hiç istemezler.

O halde neden solun bir kısmı hâlâ bu ümitlere sarılır.Aslında yerli gericilerin ya da egemenlerin peşine takılmak da emperyalizmle iş birliği yapmak da aynı hastalığın iki değişik semptomudur.

Sözde emperyalizm karşıtı yerli statükonun yanındaki sol da sözde yerli devletin muhalifi ve emperyalist yandaşı sol da aynı çevreler tarafından manipüle edilirler.

İki fraksiyonun gerekçeleri birbirini tamamlar, bir kesim “emperyalizm var o nedenle gerici de olsalar İslamcılarla birlikteyiz” der, diğer kesim “faşizme karşı emperyalizme muhtacız” diye konuşur.

Oysa gericilik ve emperyalizm zaten birbirlerine görünür-görünmez bağlarla bağlıdır.İşte bu noktada ortaklık apaçık bellidir: Solun iki kesimi de iktidara gelme, ülkeyi yönetme, sosyal ve ekonomik sistemi değiştirme amacını çoktan unutmuştur.

Ya birilerine yedek güç olarak yamanma peşindedir ya da dünya olaylarını seyirci olarak izleyip alınması gereken “ahlaki tavır ne olmalı” konusunu tartışmaktadır.

Karl Marx Londra’da mezarında ters dönüyor.

Sol, felsefeyi dünyayı değiştirerek yapardı, ahlaki tavır tartışmasını öne alacak kadar düştüğü de hiç görülmemişti.GÜNCEL POLİTİKA ANALİZİ DEĞİL, SINIFSAL ANALİZDünya sistemi emperyalizm ve yerli işbirlikçileriyle bir bütündür.

Feodal, gerici güçler doğaları gereği emperyalizmle iş birliği yaparlar.

İran’daki rejim kendi gericiliğini de küresel kapitalizmle bağlarını da reddetmiyor.

Bugün bu sınıfın emperyalizmle bazı “geçici çelişkileri” olması onun bağımsız ve demokratik bir İran’la zerre kadar ilgisi olduğu anlamına gelmez.

İlk fırsatta ülkedeki diğer güçleri harcayarak ülkenin varlığını dahi pazarlık konusu yapar.Tudeh ve benzeri İranî güçler İran’da gerçekten bir sosyal devrim ve değişim istiyorlarsa Mollalar ve emperyalistler arasındaki çelişkilerden sol bir amaçla, yani Mollaları devirmek için yararlanırlardı.

Sosyalist analiz ve strateji gündelik siyaset sonucu değil sınıfsal olmalıdır.Elbette emperyalizme karşı yerli güçlerle mesela burjuvaziyle ittifak yapılabilir.

Ama onların da yerli olanlarıyla.

Kompradorlarla değil.

İran mollaları ise hem feodal hem de komprador niteliktedirler.

Batı firmalarıyla yakın ilişkideler, servetleri orada, çoğunun çocukları yakınları oralarda.Peki radikal solun bazı kesimleri bu basit gerçekleri nasıl göremiyor ve neden bu halde?

Bunu anlamak için 60’lı yıllara gitmek ve ABD solundaki gelişmeleri bilmek gerekir.

Çünkü İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’de pişirilen bir sol akım 1960’lardan itibaren önce bu ülkede sonra her yerde etkin olmuştur.

Dünya solu geniş ölçüde artık eski Marksist (ve Leninist) solun değil Amerikan Yeni Solu’nun ilkelerini savunuyor.YENİ SOL, “NEW LEFT” NEDİRÖğrenci gençlik içinde başlayan, aydınlar etrafında gelişen ve adına “New Left” (Yeni Sol) denilen yeni çizgi klasik soldan büyük ölçüde kopuş anlamına geliyordu.

Bizim sol kesimde de açıkça yazılmasa ve söylenmese de klasik soldan önemli bir uzaklaşma vardır.

Yeni Solun ilkeleri genel olarak benimsenmiştir.

Bu ilkelere baktığımızda Türkiye’deki etkilerini hemen görebiliriz:1.

Sınıf mücadelesini inkâr etme, onun yerine emperyalizme karşı sözde devrimci durum (gerçekte provokasyon) yaratma, nerede hareket orada bereket anlayışı.

Bu çerçevede Yeni Solda siyasal gelişmeleri sınıf çıkarları ve ülkede iktidara yürüme stratejisi için kullanma değil soyut bir emperyalizm karşıtlığıyla ele alma eğilimi baskındır.2.

Devrimin temel gücü olarak proletaryadan vazgeçme onun yerine başka güçlere sarılma, çalışan kesimler içinde sabırlı bir çalışmayı sürekli erteleme, öğrenci hareketlerini, azınlık kimlik gruplarını, gençleri, göçmenleri ve marjinalleri ön plana çıkarma gündemdedir.3.

Tek tek ülkelerde iktidarı ele geçirmeyi bir yana bırakma, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki proletaryayı burjuvalaşmış sayarak oralarda devrim olmayacağını iddia etme tavrı yaygındır.

Devrimi siyahların, Müslümanların, eski sömürgelerin, sınıf dışı ezilenlerin, LGTB-Q grupların yapacağı takıntısı vardır, üçüncü dünya denilen ülkelere dayanarak bir global ayaklanma tasarlama sık görülen bir hatadır.4.

Buradan yola çıkılarak klasik solun insanlık anlayışını ve evrensel değerleri reddederek kültürel rölativizm savunulur.

Dincilerin en geri kalmış, çocuk tecavüzcüsü, kadın düşmanı, insan haklarına aykırı feodal gelenekleri meşru sayılır.

Üçüncü dünyada aydınlanma, çağdaşlaşma ve kültürel kalkınma çabası içindeki ulusal yönetimler düşman görülür.

Özellikle milliyetçi/kalkınmacı/kamucu/ilerici yönetimler Yeni Sol’un baş düşmanıdır.5.

Burjuvazi/proletarya çelişkisi yerine akla gelebilecek her şekilde başka çelişkiler ikame edilir.

Batı/Doğu, erkek/kadın, Hristiyan/Müslüman, beyaz/siyah, biyolojik cinsiyet/tercihli cinsiyet, çoğunluk ulus/azınlık ulus gibi.

Yeter ki sınıfsal olmasın.

Kısacası klasik Marksist teori yerine ilk bakışta devrimci teorilere benzeyen bir “story telling” yani özetle her çeşit gevezelik geliştirilir.6.

Klasik komünist partileri ve rejimleri bürokrasi ve özgürlük karşıtı baskıcılıkla suçlanır.7.

ABD’de Yeni Sol akımın önemli bir kısmını aynı zamanda “karşı kültür” özlemcileri ve bireysel özgürlük yandaşları oluşturmaktaydı, bu kesimler 70’li yılların sonunda gelen başarısızlıkla birlikte anarşizmden, liberteryanizme geçerek Uluslararası Gençlik Partisi’nde birleşip hippilikten yuppiliğe yöneldiler yani liberal iş insanı oldular, medya, akademi ve şov dünyasında etkinlik arayışına kaydılar.

Bunları da unutmamak gerekir.ABD’de Yeni Sol’un fikir babalarının Herbert Marcuse, C.

Wright Mills, Frantz Fanon gibi isimler olduğunu görüyoruz, hareket daha sonra Avrupa’ya kaydığında bunlara birçok başka isim de eklendi. 71’lerin başında Almanya ve birçok Avrupa ülkesinde “K-Gruppen” yani kimi Çin, kimi Küba, kimi Arnavutluk yanlısı sol fraksiyonlar doğdu.

Bunlar da genel anlamıyla Yeni Sol’un bir parçası sayıldılar.Ülkemiz solu işte klasik Marksist hareket zaten pek yerleşemeden 1960’lı yıllardan itibaren daha önce Amerika’da bulunmuş ya da bir şekilde o çizgiden etkilenmiş liderler aracılığıyla “Yeni Sol” çizgiye kaydırıldı. 60’lı ve 70’li yıllardaki öğrenci ve fraksiyon hareketleri aydınlar arasında Yeni Solcu söylemin sosyalizm ya da Marksizm sayılmasını sağladı.

Özetle teorik planda büyük bir karmaşa ortaya çıktı.SOLUN 3 DÖNEMİTürkiye'de “sosyal demokrasinin solundaki sosyalizmin” neden güdük kaldığı konusunda 1970’lerden beri yapılması konuşulan analiz sürekli ihmal edildi.

Birçokları hatayı Türkiye koşullarına uymamakta görüyor ki bu yanlıştır.

Çünkü henüz yerel koşulları ele alıp inceleyecek bir teorik birikim de yoktur.Türk solundaki kriz dünyadakinin bir parçasıdır. 1960’lara kadar dünyada sol iki ana akım olarak devam etmişti: Sosyalist (Marksist) sol ve sosyal demokrasi.

Bu ikisinden de rahatsız olan ve özellikle Sovyetler Birliğine yakın komünist partilerini yok etmek isteyen ABD İstihbaratı yoğun bir ideolojik mücadele başlattı.

Bunun pratik aşamalarını ve bazı şaşırtıcı gerçekleri başka bir yazıda ele alarak CIA’nın Yeni Sol’u nasıl finanse edip öğrenci hareketlerini yönlendirdiğini anlatacağım.ABD’nin öğrenci liderleri eliyle başlattığı Yeni Sol hareket ve uzantıları komünist çizgiyi yenilgiye uğrattı ve sosyal demokrasiyi de zayıflattı. 1991’de Sovyetleri ve sosyalist bloku dağıtan Batı’nın zaferi önce bu ideolojik savaşta kazanılmıştı.Dünyada Yeni Sol 2008 finans krizi sonrası 2011’de başlayan “Occupy Wall Street” eylemleriyle “woke” ve “cancel culture” (iptal kültürü) aşamasıyla daha da yoz bir üçüncü safhaya geçti.

Çalışan sınıflardan iyice uzaklaşmaya başladı.

İnsanı özne değil düşman gören radikal çevreciliğe yöneldi.

Batı’nın sadece sistemini değil uygarlığını yıkmayı hedefleyen “doğa isyanına” ve her türden gericiliğe sarıldı.Yeni Sol döneminde zayıflamış olan Sosyal Demokrat akım ise artık net olarak sendikalardan uzak sol liberal partilere dönüştü.Yeni Sol akımının üçüncü dünyacı Batı düşmanı dalı ise Türkiye’de siyasal İslamcı propaganda desteğiyle az da olsa ilgi görse de dünyada iflas etti.

Bunun nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:Birkaç yöre ve halk dışında dünyada siyasal bağımsızlığını kazanmayan kalmamıştır.Onların da bağımsızlıklarına engel olanlar en büyük emperyalistler değildir.

Orta güçler ya da bölgesel kabadayılardır.Irkçılıkla mücadele sonucu kurtulan yeni Güney Afrika da dahil olmak üzere yeni bağımsız ülkelerde öyle yolsuzluklar ve insan hakları ihlalleri yaşandı ki sosyal adaletsizlik sömürge çağını geçti.Mecazi olarak “dünyanın zencileri” denilen kimi siyah, kimi beyaz, kimi Asyalı kavimler kendi ülkelerinde azınlık ya da yerli sayılan ezilen halklara öyle baskılar uygulandı ki eski emperyalistlerin yaptıklarını aştı.Pek az istisnayla hemen her ülkede bir yerel bir milliyet sorunu çıktı, bunlardan pek azı halloldu.Sömürgecilik konusunda hiç kimsenin sütten çıkmış ak kaşık olmadığı anlaşıldığı gibi Yeni Solun ve üçüncü dünyacılığın basit çözümlerinin anlamsızlığı görüldü.GENEL VE BASİT BİR ÖNERİPeki, sol için ne önerilebilir?

Geçmişte bu konuda değişik fikirler ortaya atıldıysa da bunlar daha çok polemiğe yönelik oldu.

Asıl sıkıntı içeriği, neden ve sonuçlarıyla başlı başına ele alınmadı.

Nesnel analize girişilmedi bile, sadece insanlar yahut bazı fraksiyonlar eleştirildi.Kimileri solu liberalizme, kimileri değişik milliyetçiliklere kaymakla suçladı.

Bazıları emperyalizm olgusunu gündeme getirdi, diğerleri ise ülkedeki statükoyu.

Bazı çevrelere göre sol seçkinciydi, onlara katılmayan başkaları popülizmden söz ettiler.

Bence bunlar yetersiz saptamalar.Bana göre dünyada olsun Türkiye’de olsun solun varlığını sürdürebilmesi için en az iki konuda açık ve net bir yönelimi olmalı: Çalışan sınıfları yeniden sola kazanmak, eleştirel teoriye büyük önem vermek.

Özetle madem sağ özüne dönmekten söz ediyor ve Trump’ın gelişiyle 19’uncu yüzyıl pervasız kapitalizmine dönüyor, sol da köklerine dönmeli.Ve her şeyden önce kendi gücüne güvenmeli.

Mao ve arkadaşlarına “Çin egemenleriyle gerilla savaşı yapmayın, emperyalizme yarar” demişlerdi.

Mao, onları dinlemedi ve Çin bugünkü durumuna ulaştı.

Onları dinleseydi asıl o zaman “emperyalizme” hizmet edecekti.

Bu konuya Odatv’de 13 Nisan 2025’te yayınlanan “Bugünkü Çin’in Sırrı 2027’de Gizli” başlıklı yazımda değinmiştim.

Bugün kimileri yaprak kımıldasa “aman emperyalizme yarar” demekteler, bence onlar emperyalizm yanlısı kurulu düzen adına konuşmaktalar.

Onlara kalsa baskı rejimleri hep devam eder.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri