Haber Detayı

Kırmızı ya da bir rengin hafızası
Yaşam keyfi ekonomim.com
18/01/2026 14:05 (2 saat önce)

Kırmızı ya da bir rengin hafızası

Bir sergi düşünün; baktığınız resimleri değil, baktığınız yeri değiştiriyor. Rengi bir estetik unsur olmaktan çıkarıp belleğin, tanıklığın ve zamanın taşıyıcısına dönüştürüyor. Habip Aydoğdu’nun sergisi tam da böyle bir karşılaşmaya davet ediyor.

Bazı sergiler vardır; baktığınız şeyi değil, baktığınız yeri değiştirir.

Renkle aranızdaki mesafeyi kapatır, hatta sizi o rengin tanığı kılar.

Habip Aydoğdu’nun Bir Rengin Tanıklığı başlıklı sergisi tam da böyle bir deneyim sunuyor.

Brieflyart Sanat Galerisi’nde 22 Şubat tarihine kadar süren sergi, sanatçının farklı dönemlerinden süzülen işleriyle yalnızca bir üretim çizgisini değil, bir ülkenin, bir zamanın ve bir belleğin renk üzerinden kaydını tutuyor.

Bir boya değil, bir hikâye Aydoğdu’nun resmine yaklaşırken ilk fark edilen şey, rengin bir estetik tercih olmanın çok ötesine geçmesi.

Kırmızı, onun dünyasında bir boya değil; bir başlangıç, bir yokluk hali, bir itiraz ve giderek bir hafıza alanı.

Askerlik yıllarında Mardin’in Nusaybin ilçesinde, elinde yalnızca dolmakalem ve kırmızı ıstampa mürekkebi varken başlayan bu ilişki, zamanla kişisel tarihten toplumsal olana doğru genişliyor.

Kırmızı, yokluğun içinden doğuyor ama orada kalmıyor; isyana, aşka, göçe, savaşa, huzura ve huzursuzluğa aynı anda temas eden bir dile dönüşüyor.

Tek bir kırmızı yok Sanat tarihinde renkler çoğu zaman sanatçıyla özdeşleşir.

Aydoğdu için bu renk kırmızıdır.

Ama bu kırmızı tekil değildir.

Istampa kırmızısından kan kırmızısına, koyu kırmızıdan siyaha yaslanan tonlara kadar uzanan geniş bir skaladır söz konusu olan.

Her ton, başka bir tanıklığı çağırır; her ton, başka bir hafıza katmanını görünür kılar.

Habib Aydoğdu Boşluğun sesi, rengin ısrarı Aydoğdu’nun resimlerinde yalnızca renk konuşmaz; boşluk da konuşur.

Hatta çoğu zaman sessizliğiyle daha yüksek sesle.

Boşluk, yaşanmamış bir zaman gibi durur yüzeyde; renk ise “şimdi ve burada” olmanın ısrarcı kanıtı gibidir.

Renk, boşluğun içinde yer alırken aynı anda onu kuşatır, hatta yutar.

Ressamca bakış tam da burada kurulur: Renk ve boşluk, resim dilinin gramerine dönüşür.

Katalogdan okunan tanıklık Sergi için hazırlanan katalogda yer alan Nilgün Yüksel’in satırları, bu ilişkiyi berraklaştırır: Aydoğdu’da boşluk kompozisyonun, renk anlatının taşıyıcısıdır.

Kırmızı ve siyah dramatik yoğunluğu, ani renk patlamaları ritmi, jestüel ifadeler ise devinimi belirler.

Yüzey, artık yalnızca bir resim alanı değil; yaşanmış ve yaşayan bir sahnedir.

Aynı katalogda Doğan Hızlan’ın metni de bu tanıklığın edebî ve düşünsel boyutunu tamamlar.

Rengin tanıklığı Bu sergi, yalnızca Habip Aydoğdu’nun tanıklığını değil, rengin tanıklığını da görünür kılıyor.

Renk, insanlığın resimle kurduğu anlatının, uygarlıkların geride bıraktığı izlerin sessiz ama inatçı tanığıdır.

Binlerce duyumun, tonun ve nüansın içinde en eski tanıklar ise kuşkusuz kırmızı ve siyahtır.

Özür mektubu, 2012, Tuval üzerine akrilik, 35 x 50 cm Biriken, dönüşen bir süreç Aydoğdu’nun bir söyleşide söylediği gibi, “Sanat bir eklemlenme süreci.” Hiçbir şey bir anda ortaya çıkmaz; birikir, dönüşür.

Bir Rengin Tanıklığı da tam olarak bunu yapıyor: Sanatçının yaşanmışlıklarını ve yaşanmamışlıklarını, zihnin karmaşasını ve duyumları önce tuvale taşıyor, sonra onları renkle baş başa bırakıyor.

Ve izleyiciyi de bu tanıklığın doğal bir parçası haline getiriyor.

Sergiden geriye kalan Bazı sergilerden çıktıktan sonra aklınızda imgeler kalır.

Bu sergiden çıktıktan sonra ise aklınızda bir renk kalıyor.

Kırmızı.

Ama artık eskisi gibi olmayan bir kırmızı.

Gastronomi dünyası bu kez Altın Kaşık Ödülleri’nde buluştuYaşam Keyfi  

İlgili Sitenin Haberleri