Haber Detayı
İnsancıl dergisinden kadim şehrin hikayesi: Her şairin bir İstanbul'u var
Şairlerin İstanbul'u, Cafer Yıldırım'ın İnsancıl dergisinde yayımlanan "Her Şairin Bir İstanbulu Vardır" başlıklı yazı dizisinde, Lale Devri'nden itibaren birbirinden farklı yüzleriyle çıktı okurların karşısına.
Cafer Yıldırım, Nedim'in İstanbul'undan başlayarak Tevfik Fikret'in, Yahya Kemal'in, Mehmet Akif Ersoy'un, Faruk Nafiz Çamlıbel'in, Nazım Hikmet'in, Necip Fazıl Kısakürek'in, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın, Abdulkadir Meriçboyu'nun, Behçet Necatigil'in, Niyazi Akıncıoğlu'nun, Cahit Külebi'nin, Orhan Veli'nin, Oktay Rifat'ı, Melih Cevdet Anday'ın, Ziya Osman Saba'nın İstanbul'unu benzerlikleri ve farklılıklarıyla tek tek ele alıyor.Şiirlerde hayat bulan İstanbul, hem kaleme alındığı dönemin tarihsel ve siyasal dokusunun hem de yazarının hayata bakış açısının rengini yansıtıyor.
Yıldırım'ın İnsancıl dergisinde yayımlanan "Her Şairin Bir İstanbulu Vardır" başlıklı yazı dizisi şairlerin mısralarına yansıttığı duygu cümbüşünü tüm renkleriyle ortaya koyuyor.TEVFİK FİKRET'İN İSTANBUL'U NEDİM'İNKİNE YABANCINedim’in 18'nci yüzyılda İbrahim Paşa için yazdığı ünlü kasidesinin giriş bölümündeki “bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır” dizesini anımsatan Yıldırım, "Nedim’in İstanbul sevgisinin ana kaynaklarından birisi şairin coşkulu ve şen ruhunun karşılık bulduğu eğlence yaşamıdır." diyor.Günümüz Türkçesi ile "Tüm İran mülkü feda olsun tek bir taşına" anlamına gelen dizelerdeki İstanbul, Tevfik Fikret'in kavrayışıyla tam karşıtı bir anlama bürünüyor.
Fikret’in İstanbul’unun tarihsel-siyasal bir okumanın ve anlamlandırmanın karşılığı olduğunu belirten Yıldırım, şairin Sis’le mecazlandığı şehri, aynı adlı şiirde arınmış bir ahlak ve yüksek bir sorumluluk duygusuyla sorguladığının altını çiziyor.Yıldırım, "Fikret, İstanbul’u “sis”le etiketlerken gerçekte imparatorluğun işleyiş düzenini hedef alır." alır diyen Yıldırım, "Sis’te İstanbul’u teşhis sanatı üzerinden kişileştirip karşısına alır.
Şiir boyunca artık sürekli olarak ona hitap halinde bir konum edinir.
Bu hitaplarda bütün öfkesini, kızgınlıklarını, nefret ve hırçınlığını sebepleriyle birlikte dile getirir.
İstanbul, kötülük üretimi bakımından tarihsel bir süreklilik arz eden yönetimlerin karşılığıdır.
Aynı zamanda bir kötülük üretim mekânıdır.
Sonuçta İstanbul, Sis’te faille onun yurt edindiği mekânın bütünleştiği bir metafor olarak çıkar karşımıza." diye anlatıyor Tevfik Fikret'in İstanbul'unu.İstanbul, bütün cepheleriyle amansız bir çürümeyi yaşarken aynı zamanda bütün değerleri de çürüten bir gerçeklik oluyor Tavfik Fikret için:“Mavi gözlerinle ne munis görünürsün!Munis fakat ne kirli kadınlar gibi munis:Üstünde coşan ağlamaların hepsine karşı hissiz.Daha kurulurken bir hıyanet eliTemeline lanetin zehirli suyunu katmış gibi!Zerrelerinde, hep riya kiri dalgalanır,İçlerinde bir saflık zerresi bulamazsın.Hep riya kiri, haset kiri, menfaatçilik kiri:Yalnız bu… ve yükselme umudu yalnız bunun.Milyonla barındırdığın cesetler arasındaParlak ve parlak kaç alın vardır?"YAHYA KEMAL'İN ŞEHRİNedim gibi Yahya Kemal'in de şehrin coğrafyasına tutkun olduğunu anımsatan Yıldırım, "Bu coğrafyaya ait mevsimler, iklimler, bu coğrafyanın sahip olduğu doğasal çekicilik Yahya Kemal için de bağlılık duygusunu oluşturan önemli bir etmendir" diyor ve şairin özgünlüğünü şöyle anlatıyor:"Vatan duygusunun kültürel edimler üzerinden yüceltilmesi, toprağın ve iklimin kültürel içerikli bir bağlılık ve mutluluk duygusuyla kucaklanması Yahya Kemal’in İstanbul algısını önemli ve özgün kılan bir yaklaşımdır.
Onun kültürel ve tarihsel izlek üzerinden kimlik bulan yaklaşımı Bizans ve Türk sentezine dayanmakla birlikte, bu sentezin Türk katkısına vurgu yapar"“Türk’ün asude mizaciyle Bizans’ın kederiKarışıp mağfiret iklimi edinmiş bu yeri.”(Kocamustapaşa şiirinden)MEHMET AKİF'İN GERÇEKLİĞİNDEN FARUK NAFİZ'İN DUYGULARINAYıldırım, "Yahya Kemal’in gerçekliğine inandığı “pırıl pırıl ve berrak” şehir Mehmet Âkif’in ancak hülyalarında var olabilmektedir.
Mehmet Âkif’in hülyalarındaki İstanbul tasavvuru abartılı betimlemelerden uzaktır. " diyerek Mehmet Akif Ersoy'un İstanbul'a gerçekliğin merceğinden ve toplumsal sorumluluk duygusuyla yaklaştığının altını çiziyor."Bu ne müthiş azamettir, ne müthiş dârât!Sayısız mektep açılmış; kadın, erkek okuyor;İşliyor fabrikalar, yerli kumaşlar dokuyor.Gece gündüz basıyor millete nâfi’âsâr;Âdetâ matbaalar bir uyumaz hizmetkâr.Mülkü baştanbaşa i’mâr edecek şirketler;Halkın irşâdına hâdim yeni cem’iyetler,Durmayıp iş buluyor, gösteriyor, uğraşıyor;Gemiler sâhile boydan boya servet taşıyor…"Faruk Nafiz Çamlıbel ise bireysel duyguları üzerinden eğiliyor İstanbul’a:"Gönlüm ne zaman Göksu’da isterse dolaşmak,Kaplar hemen etrafı hayâlimdeki bahçe..."NAZIM'IN TOPLUMCU GERÇEKÇİ ANLAYIŞIYLA İSTANBULYıldırım, "Türk şiirinde toplumcu gerçekçi sanat anlayışının ilk örneklerini veren Nâzım Hikmet, İstanbul’a da bu sanat felsefesinin penceresinden bakar." diyor ve şöyle devam ediyor:"Tevfik Fikret’le Mehmet Âkif’in toplum odaklı İstanbul anlatımı Nâzım’la birlikte, sınıfsal bir boyut kazanarak yeni bir gerçeklik aşamasına kavuşur.
Nâzım Hikmet’in İstanbul’u birbirinin içine geçmiş, birbirine karşı durmuş, eğri-doğru, yenik-muzaffer, elemli ve mutlu, özgeci ve bencil birçok hayat çizgisinden, birçok hayat fotoğrafından oluşur...Nâzım, yaşanan sınıfsal ve sınıfsal özlü ulusal çelişkiyi sergilerken birçok şaire tuzak olan Anadolu-İstanbul aykırılığına da gerçekçi ve mantıki bir cepheden yaklaşmış olur.
İstanbul’la Anadolu arasındaki ayrım bölgesel bir farklılığın ötesinde, İstanbul’un ayrıcalıklı, etkili elit kesimiyle Anadolu’nun yoksul, yorgun fakat kurtuluş çabalarına omuz veren büyük halk kitlesi arasındadır.
Ayrıcalıklı kesimse Nâzım’ın halkla bütünleştirmiş olduğu İstanbul kimliğinin dışında bırakılmıştır.""Biz ki İstanbul şehriyiz,Fransız, İngiliz, İtalya, Amerika ve bir de Yunan,bir de zavallı Afrika zencileri yer bitirir bizi bir yandan,bir yandan da kendi köpek döllerimiz: Vahdettin Sultan, ve damadı Ferit ve İngiliz muhipleri ve Mandacılar."NECİP FAZIL’DAN FAZIL HÜSNÜ’YE ABDULKADİR MERİÇBOYU'NDAN BEHÇET NECATİGİL’Eİstanbul'un Nâzım Hikmet’le aynı dönemin şairi olan Necip Fazıl Kısakürek için, kimliğinde benliğini bulduğu bir şehirdi olduğunu ifade eden Yıldırım, "Türk tarihi, Türk toplumu ve Müslümanlık değerlerinin sentezi olarak bütün varlığını kuşatmış bir ruh iklimidir" diye anlatıyor şairin şehrini."Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar."Fazıl Hüsnü’nün İstanbul algısının kaynağında ise fetih ve bu fetihle beslenen tarihsel övüncün yattığını vurguluyor:"Biz sultan MehmetDeriz kiÖzgürsünüzAnadan Allah’a kadar."(Ferman şiirinden)Abdülkadir Meriçboyu için şehrin kartpostallarda yansımayan bambaşka gerçeklik oluğunu belirten Yılıdırım, bu yaklaşımın şairin özgünlüğünün kaynağı olduğunu vurguluyor:"Şairin 'Cibali' şiirinde anlattığı kadınlar bu arka plandaki İstanbul’a aittir.
Kimi beş çocuklu, kimi kocasız kalmış, kimi körpe, yüzleri başörtülü, parmakları tütün kokan, pazen entarili, hastalıklı, çarpık ayakkabılı fakat kahraman elleri olan kadınlardır bunlar.
Bir başka şiirinde, 'Beşiktaş Tramvayı'nda A.
Kadir çalışıp çabalayarak geçimlerini sağlayan bu yoksul, küçük insanların kurduğu ilişkilerin duygusal rahatlığını, oluşturdukları güvenli ortamların esenliğini duyumsatır.
Terzi Âdem, Berber Ali, Emine teyze, Makbule, Kapalıçarşı terlikçileri, vatman""Hep iyi insanlar bunlarDert yüzü görmesinler.Eksik olmasınlar."Abdülkadir Meriçboyu, İstanbul’a emekçiler ve emek eksenli bir düşünsellikten yaklaşırken Behçet Necatigil, bütün İstanbulluların İstanbul yaşantısıyla ilgili gözlem ve tanıklıkları üzerinden eğiliyor...Behçet Necatigil’in İstanbul panoraması doğma büyüme bir İstanbullunun gözünden verildiğini hatırlatan Yıldırım, "Bu panoramada bir İstanbullunun yaşamında çocukluğundan yaşlılığına dek İstanbul’da hiçbir değişiklik söz konusu olmamıştır.
Necatigil, bir metropolün günlük yaşamında insanların çektiği sıkıntılara işaret ederken bir yandan da sosyal hayatta yer edinmiş nezaket yoksunluğunun altını çizer" diyor ve şairin;"Yalvarmalı izleyerek taşıtlarıBir araca bin de nasıl binersen binZifoslar fışkırtarak üstümeBasar gider arabalı." tasviri ile ortaya koyuyor yaklaşımını.TAŞRADAN GELEN ŞAŞKINLIĞIN, TUTKUNUN, NÜKTELİ BİR SEVGİNİN VE SARHOŞLUĞUN ŞEHRİNiyazi Akıncıoğlu'nun mısralarının "bir taşralının şaşkınlığını", Cahit Külebi şiirlerinin "taşradan gelmiş bir gencin duygularını", Orhan Veli'nın duygularının "gerçek bir tutkuyu", Oktay Rifat dizelerinin "nükteli bir sevgiyi", taşıdığını söyleyen Yıldırım, "Melih Cevdet zil zurna bir sarhoşun gözünden yaklaşır şehre.
İstanbul’a baktığında şehrin tüm geçmişini gören bir şairdir Ziya Osman Saba ise." diye anlatıyor.“öğleden sonrave hemen sonrasubyân âlemleri yapılır sinemalarındave tiyatrolarında,düzgünlü kokonalarıngöbek çalkalaması,gerdan kırması seyredilir.Açıkçası,eller cepte zevkedilir.”(Niyazi Akıncıoğlu)“Anladım bu şehir başkadırHerkes beni aldattı gitti,Anladım bu şehir başkadırHerkes beni aldattı gitti.Yine kamyonlar kavun taşır,Fakat içimde şarkı bitti.”(Cahit Külebi-İstanbul şiirinden)“Serin serin Kapalı Çarşı;Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;Güvercin dolu avlular.Çekiç sesleri geliyor doklardan,Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları;İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.(Orhan Veli-İstanbul’u Dinliyorum şiirinden)“Kasımpaşa kıyıları tersaneBir kız sevdim alimallah bir taneHer dem sevdalıya kız bahaneTop çiçeğim deste gülümCanım İstanbullumAman aman bahaneGittim baktım şıkır şıkır BalıkpazarıÜç tek attım sarhoş oldum ayak üzeriÜç doluya üç tanecik badem şekeriTop çiçeğim deste gülümCanım İstanbullumAman aman badem şekeri”(Oktay Rifat-İstanbul Türküsü şiirinden)Bir yanda pırıl pırıl Göksu testileriAyışığında dipdiri, büyümekte kolları, elleri…Bir yanda ağlar, alabanalarYavaş yavaş uyanan fakir balıkçı köyleriBir yanda yalılar, sahilsaraylarKimi yanmış, kimi çökmüş, kimi…Kiminin Hürriyet’te beli bükülmüşKiminin Hürriyet’te atılmış temeli.Bir yanda betonarme kübik yalılarBetonarme kübik yalıların salonlarındaMor kadife yastık üstüne çiğ beyazYağlı boya hülyalı bir mehtap.İki sahil boyunca yalılarEski yalılar, yeni yalılar(Melih Cevdet Anday-Boğaziçi’nde Ayın On Dördü adlı şiirinden)“Seni görüyorum yine İstanbul,Gözlerimle kucaklar gibi uzakta.Minare minare, ev ev,Yol, meydan.(…)Bir yanda, serin sabahlarla beraber,Doğduğum kıyılar: Beşiktaş’ım.Baktıkça hep semt semt, yer yer,Beş yaşım, on beş yaşım, ah yirmi yaşım!”(Ziya Osman Saba-İstanbul şiirinden)Odatv.com