Haber Detayı

Şok Diyetler Böbreklere Kalıcı Hasar Riski
Gündem haberport.com
17/01/2026 10:51 (3 saat önce)

Şok Diyetler Böbreklere Kalıcı Hasar Riski

Sosyal medyada yayılan şok diyetler; düşük kalori, yüksek protein ve az sıvı alımı nedeniyle özellikle böbrekleri etkileyerek kalıcı hasar riski taşıyor.

Şok Diyetler Böbreklere Kalıcı Hasar Riski Sosyal medya ve internet ortamında hızla yayılan şok diyetler, estetik kaygılar uğruna sağlığı ciddi şekilde riske atıyor.

Özellikle çok düşük kalorili, yüksek proteinli ve sıvı alımı yetersiz beslenme modelleri, başta böbrekler olmak üzere pek çok hayati organın fonksiyonlarını olumsuz etkileyebiliyor.

Uzman uyarısı: Doç.

Dr.

Nadir Alpay Doç.

Dr.

Nadir Alpay, şok diyetlerin böbreklere verdiği zarara dikkat çekti: "Şok diyetleri günümüz toplumunda çok kısa sürede hızlı kilo verdiren zararlı tipte bir diyet olarak adlandırabiliriz.

Bu sistemde genel olarak çok düşük kalorili, yüksek proteinli, karbonhidrat seviyesi çok düşük (bazen sıfır) ve sıvı alımı yetersiz bir beslenme şekli bulunmaktadır.

Vücut fizyolojisine uygun olmayan ve çok kısa sürede yapılan bu tür müdahaleler, başta böbrekler olmak üzere birçok organ sistemine zarar verebiliyor.

Bu tür diyetlerin kısa vadedeki zararları yanında uzun vadede de böbreklere zararlarından söz edebiliriz.

Her gün yüksek seviyede protein alanlarda vücutta asit içerikli metabolik artıklar oluşur.

Böbreklerimiz bu artan metabolik artıkları temizlemek için gittikçe zorlanır, ilave olarak az sıvı tüketimi ile birleşince adaptasyon yeteneğini azaltır ve kronik böbrek yetmezliği durumu zaman içinde gelişmeye başlar.

Bu etki özellikle böbreği tutan iki önemli hastalık olan hipertansiyon ve şeker hastaları ile ailesinde böbrek hastalığı, böbrek kistleri ve böbrek taşları olanlarda çok daha belirgin ve erken dönemde gelişebiliyor" dedi.

Alpay, diyetlerin böbrek sağlığını nasıl bozduğunu şu ifadelerle ayrıntıladı: "Böbreklerin yükünün aniden artması, yüksek protein alımı vücutta azot içeren artıkların, üre, kreatinin ve asidin miktarını arttırır.

Bunlar da böbreklerin temizlemesi gereken özellikle asitli maddelerin (metabolik asitlerin) kanda yükselmesiyle böbreklerin iş yüklerini çok arttırır, süzme (filtrasyon) kapasiteleri düşürür ve böbreklerimiz yorulur.

Kapasite düşünce gizli böbrek hastalıklarının ortaya çıkma riski yükselir.

Tansiyon ve şeker hastalarında yıllar içinde hafif protein kaçağı ve böbrek fonksiyonlarında azalma vardır.

Bu durum zaten sınırda olan böbrek fonksiyonlarını bozarak böbrek yetmezliğine sebep olabilir.Karbonhidrat azaldığı için vücuttaki su hızla atılır, ayrıca az sıvı alımı da olunca kişi tartıda hızla düşüş yaşar ama bu yağ kilosundan değil vücudun su kilosundan kaybedilir.

Su hem böbrekler hem de tüm vücut fizyolojimiz için çok önemlidir. 70 kg bir insanın yüzde 60’ı yani 42 litresi su, sıvıdır.

Bu sıvı, hücreler içinde ve hücreler arasında dağılır.

Tüm biyokimyasal reaksiyonların sağlıklı olması için su çok önemlidir.

Susuzluk böbreklerin en ciddi düşmanı olup idrarı koyulaştırır, böbrek içi kristalleşmeye, böbrek taşı oluşumunun hızlanmasına, özellikle sıcak havalarda akut böbrek yetmezliği riski ile karşı karşıya kalmamıza sebep olabilir.

Böbrek taşı riskinin artması: Şok diyetlerde genellikle çok protein, az lif ve az kalsiyum alınır.

Bu tür beslenme vücutta asit yükünü artırır ve idrara daha asidik bir yapı kazandırır.

Asidik idrar da böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırır.

Özellikle kalsiyum oksalat ve ürik asit taşları ile gut hastalığı riski de artar.

Eğer kişi daha önce böbrek taşı düşürmüşse ya da ailesinde böbrek taşı öyküsü varsa, bu risk daha da yükselir.

Bu tür diyetlerde hızlı kilo kaybı sırasında sodyum, potasyum, kalsiyum ve magnezyum dengesi bozulabilir.

Bunlarla ilgili komplikasyonlar olabilir.

Örneğin potasyumla ilgili kalp ritim bozuklukları, böbrek kanallarında hasar, kalsiyum ve magnezyumla ilgili kas krampları, kas güçsüzlükleri, sodyumla ilgili bulantı kusma, bilinç bulanıklığı beyin ödemi tabloları gelişebilir".

Diyetisyen uyarısı: Gökçen Efe Aydın (Türk Böbrek Vakfı) Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, kısa sürede istenilen kiloya ulaşma arzusunun genellikle sağlık bilincini geri plana ittiğini vurguladı: "Diyet kelimesi Eski Yunanca ‘diaita’ sözcüğüne dayanır.

Diaita yalnızca beslenmeyi değil, hareketi, uykuyu ve ruh hâlini de kapsayan, hayatın bütüncül olarak düzenlenmesini ifade eder.

Günümüzde ise birçok insan için bu yaklaşım, yerini hızlı çözümlere ve ciddi kısıtlamalara bıraktı.

Şok diyetler genellikle çok hızlı kilo verdirdiği için umut verir.

Ancak bu süreçte vücut aslında yağ yakmaktan çok su ve kas kaybeder.

Uzun süre aç kalındığında beden bunu bir tehlike olarak algılar ve kendini korumaya almaya başlar.

Metabolizma yavaşlar, kişi daha çabuk yorulur, üşür ve halsiz hisseder.

Diyet bittiğinde ise vücut, bir sonraki ‘açlık’ dönemine hazırlık yapmak ister ve alınan kilolar çoğu zaman geri gelir.

Bu nedenle şok diyetler, kalıcı bir çözüm sunmak yerine aynı döngüyü tekrar tekrar yaşatır.

Sürekli şok diyetler uygulanarak verilen kiloların, kısa süre sonra fazlasıyla geri alınması ‘yo-yo sendromu’ olarak adlandırılır.

Bedenin tekrar tekrar bu tür ani kısıtlamalara maruz kalması, zamanla kilo artışına yol açabilir.

Metabolizma hızının düşmesi, sağlıklı kilo vermeyi zorlaştırırken hormonal dengeyi ve organların düzenli çalışmasını da olumsuz etkileyebilir" dedi.

Aydın ayrıca, trend hâline gelen yüksek protein tüketimi ve düzensiz beslenmenin böbrekler üzerindeki yükü artırdığını ve bunun uzun vadede kronik böbrek hastalığı riskini yükseltebileceğini vurguladı: "Özellikle son yıllarda trend hâline gelen yüksek protein tüketimi ve düzensiz, eksik beslenme tarzı, böbreklerin üzerindeki yükü artırır.

Böbrekler bu yükü uzun süre taşıyamadığında ise fonksiyonlarında bozulmalar görülebilir ve bu durum zamanla kronik böbrek hastalığına zemin hazırlayabilir" dedi.

Öneri: Hızlı sonuç vaat eden diyetlere başlamadan önce mutlaka hekim ve diyetisyen görüşü alınmalı; yeterli sıvı alımı, dengeli beslenme ve sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleri tercih edilmelidir.

NEFROLOJİ UZMANI DOÇ.

DR.

NADİR ALPAY

İlgili Sitenin Haberleri