Haber Detayı

İran’daki protestolarla gündeme gelen hanedan: Tahttan sürgüne son Şah Pehlevi
Gündem hurriyet.com.tr
17/01/2026 07:00 (8 saat önce)

İran’daki protestolarla gündeme gelen hanedan: Tahttan sürgüne son Şah Pehlevi

Protestolarla çalkalanan İran’da, devrik Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlunun ismi de gündeme geldi. Halkta karşılığının olmadığı söylense de oğul Pehlevi darbeyle gelecek bir yönetime talip. Peki son Şah nasıl bir liderdi? İran için ne ifade ediyor? İşte Humeyni Devrimi’nin ardından, 47 yıl önce 16 Ocak 1979’da İran’ı terk ederken geride şatafatlı bir yaşam ve yoksul bir ülke bırakan Pehlevi’nin entrika, aşk ve politik türbülanslarla dolu portresi…

MUHAMMED Rıza Pehlevi, 26 Ekim 1919’da Tahran’da doğdu.

Babası Rıza Şah, İran’da Kaçar Hanedanı’nı devirerek 1925’te Pehlevi Hanedanı’nı kuran güçlü ve sert bir asker-devlet adamıydı. ‘Modern’ bir İran kurguluyordu.

Demiryolları, laik hukuk sistemi ve merkezi bir otoriteyle ülkeyi dönüştürmeye çalışırken oğlunu da bu yeni İran vizyonuna uygun yetiştirdi.

Muhammed Rıza, İsviçre’de eğitim gördü; Fransızca öğrendi.

İran’da askeri eğitim aldı.BABA SÜRGÜNE GİDİNCE...2.

Dünya Savaşı başladığında baba Rıza Şah, Nazilere yakın duruyordu.

Bu, İngiltere ve Sovyetler’in hiç hoşuna gitmeyecekti. 1941’de savaş devam ederken İngiltere ve Sovyetler’in baskısıyla Rıza Şah tahttan indirildi, Güney Afrika’ya sürgüne gönderildi.

Henüz 22 yaşındaki Muhammed Rıza, bir imparatorluğun değil ama derin çelişkilerle dolu bir ülkenin şahı oldu.

Babasının gölgesi artık üzerinden kalkmıştı…ABD VE İSRAİL’E TESLİM OLDUGenç Şah tahta çıktığında ordu, ulema, aşiretler ve yabancı güçler arasında denge kurmak zorundaydı.

İşi zordu ama iki de güçlü müttefiki vardı: ABD, İngiltere… 1948’den sonra İsrail de müttefikler arasına katılacaktı.

İlk sınavını İran petrollerini özellikle İngilizler’in hakimiyetinden çıkarıp millileştiren Musaddık’a karşı verdi.

CIA hem Şah’ın otoritesini hem de İngiliz-ABD çıkarlarını tehdit eden Musaddık’ı 1953’te bir darbeyle devirdi.

Şah’ın otoritesi güçlendi ama ABD-İngiltere-İsrail üçlüsüne bağımlılığı da arttı.

İran’da başlattığı altyapı ve diğer ‘bayındırlık’ hizmetlerinde ülkenin petrolünü hizmetlerine verdiği ABD ile İngiltere’nin desteğine güveniyordu.FEVZİYE İLE HANEDAN EVLİLİĞİÖzel hayatı da renkli ve hareketliydi.

İlk evliliğini 1939’da Mısır Kralı Faruk’un kız kardeşi Prenses Fevziye ile yaptı.

Bu evlilik aynı zamanda bir çeşit hanedan ittifakıydı.

Fevziye güzelliğiyle dillere destandı; ancak Tahran sarayı, Kahire’nin Memluk ve Osmanlı süzgecinden geçmiş zarafetinden uzaktı.

Bu evlilikten Şehnaz Pehlevi doğdu.

Fakat izdivaç uzun sürmedi.

Önce fiilen, 1948’de de resmen sona erdi.

MAHZUN PRENSES  SÜREYYA’NIN LANETİŞah’ın ikinci eşi Süreyya da farklı ve renkli bir kişilikti.

Annesi Eva Karl, Moskova doğumlu bir Alman, babası Halil İsfendiyari de İranlı bir diplomattı.

Süreyya’nın hayatı İran ile Avrupa arasında geçiyordu. 1951’de eski zamanların görkemine denk bir törenle evlendiler.

Her adımları, her hareketleri ilgi görüyordu.

Haberleri Avrupa basınının magazin sayfalarını süslüyordu.

Ama bir sorunları vardı.

Süreyya’nın çocuğu olmuyordu.

İran’da erkek veliaht meselesi devlet meselesiydi.

Şah, iktidarını sürdürebilmek için aşkından vazgeçti. 1958’de boşandılar.

Ancak Süreyya’nın laneti Pehlevi Ailesi’nin yakasını bırakmadı.

FARAH İLE GELEN VELİAHT1959’da Şah, mimarlık öğrencisi Farah Diba ile evlendi.

Güzelliği, zarafeti ve endamıyla dikkat çeken Farah, kısa sürede yalnızca eş değil, rejimin ‘modern yüzü’ oldu.

Şah’ın çocuk arzusu da yerine geldi.

Dört çocukları oldu. 1960’ta doğan ilk çocukları bugün İran’da olaylar devam ederken ABD’den Trump’a hitap eden açıklamalarıyla gündemde olan Rıza Pehlevi’ydi.

Onun ardından Farahnaz, Ali Rıza ve Leyla doğdu.

Farah; sanat, eğitim ve kadın hakları projeleriyle öne çıktı.

Ancak saray ne kadar modernleşirse modernleşsin, toplumla arasındaki mesafe kapanmadı.

Halkın derdi ve gündemi başka Şah’ın ve Farah’ın gündemi bambaşkaydı.

DEVRİM VE SÜRGÜN1971’de Pers İmparatorluğu’nun 2500.

Yılı kutlamaları için yaptıkları tören hiç unutulmadı.

Dünyanın dört bir tarafından devlet adamları, ‘krallar’, ‘prensesler’ davet edildi.

Milyonlarca dolar harcanarak şatafatlı, görkemli ve de bol israflı ziyafetler verildi, merasimler yapıldı.

Halkın yokluk ve sefalet içinde olması bu şatafata mâni değildi.

Nitekim biriken enerjiyle 1979’da Humeyni’nin ‘İran İslam Devrimi’ geldiğinde Şah’ın şatafatından eser yoktu.

Sağlığı da iyi değildi.

Kanserle mücadele ediyordu; ABD ve diğer müttefikleri de onu kurtaramayacaktı.

Ülkeyi terk etti.

Mısır, Fas, Panama ve son olarak yeniden Mısır… Sürekli yer değiştiren bir sürgün hayatı başladı. 27 Temmuz 1980’de Kahire’de hayatını kaybetti.

Cenazesi sakin ve sessiz bir törenle defnedildi.ŞAH’TAN KALAN SERVETRıza Pehlevi 31 Ekim 1960’ta Tahran’da doğduğunda resmen ‘veliaht’ ilan edilmişti.

Önce İran’da saraya bağlı özel okulda eğitim gördü; ardından 1978’de ABD’ye gitti, pilotluk eğitimi aldı.

Devrim olduğunda ABD’deydi.

Daha sonra siyaset bilimi eğitimi de aldı.

Ama hiçbir zaman profesyonel bir işi de olmadı.

Babasından kalan servetle geçindi.

İddialara göre Şah Rıza Pehlevi 16 Ocak 1979’da İran’dan ayrıldığında yurtdışındaki hesaplarında en az 1 milyar dolar vardı.

Bu servetini de çocukları arasında paylaştırmıştı.

Şah’ın en küçük kızı Leyla moda ve sosyete dünyasında tanınan bir isimdi, 2001’de öldü.

Küçük oğul Ali Rıza Pehlevi 2011’de ABD’de intihar etti.

Ferahnaz ise ABD’de gözlerden uzak bir hayat yaşıyor.

İlgili Sitenin Haberleri