Haber Detayı

Lezzet, Bilgelik ve Sorumlulukla Yarınlara Atılan Lezzetli İmza
Reha tartıcı gercekgundem.com
17/01/2026 06:00 (6 saat önce)

Lezzet, Bilgelik ve Sorumlulukla Yarınlara Atılan Lezzetli İmza

İstanbul’un kalbinde, Boğaz’ın tüm görkemini kucaklayan Swissôtel The Bosphorus, benim için sadece bir otel değil, şehrin hafızasında yer eden bir yaşam ve lezzet durağıdır. Bu otelin her köşesinde hissedilen o köklü ağırlık, modern dokunuşlarla birleşince ortaya çıkan atmosfer, gastronomi dünyası için de her zaman güvenli bir liman olmuştur.

Özellikle bünyesinde barındırdığı ve Londra’nın asil Hint ruhunu İstanbul’a taşıyan Madhu’s, kentin gastronomi haritasında kendine has, vakur bir yer edindi.Geçtiğimiz günlerde bu özel mekânda, sadece damaklara değil, zihinlere de hitap eden bir akşama şahitlik ettim."4 Hands Dinner" serisinin bu ayki buluşması, mutfağın sadece bir üretim alanı değil, aynı zamanda bir felsefe alanı olduğunu hatırlatır nitelikteydi.Gastronomi dünyasında "4 Hands Dinner" konsepti genellikle bir teknik gösterisi olarak algılanır.Ancak bu kez durum farklıydı.

Swissôtel’in Executive Şefi Soner Kesgin’in ev sahipliğinde, mutfağın geleceğini sürdürülebilirlik üzerinden okuyan Şef Özge Şahin’in bir araya gelmesi, masaya bambaşka bir derinlik kattı.Özge Şahin, sadece bir şef değil, aynı zamanda mutfağın etik ve ekolojik boyutuna kafa yoran bir araştırmacı.“Geleceğin Mutfağı” adlı kitabıyla Gourmand World Cookbook Awards 2025’te sürdürülebilirlik kategorisinde dünya birinciliğine layık görülmesi, onun bu alandaki otoritesini tescilleyen bir başarı.Bu akşamın temel motivasyonu da işte bu başarıyla perçinlenen "atıksız mutfak" anlayışının, Hint mutfağının o kadim ve karmaşık dünyasıyla nasıl bir diyalog kuracağıydı.Madhu’s’un sofistike atmosferinde masaya oturduğumda, Hint mutfağının o alışılagelmiş yoğun baharatlı karakterinin, Özge Şahin’in yalın ve duyarlı dokunuşlarıyla nasıl evrileceğini merak ediyordum.Karşımda bulduğum şey, bir mutfağın diğerine üstünlük kurma çabası değil, tam tersine birbirini tamamlayan bir uyumdu.Hint mutfağının zengin baharat paleti, atıksız mutfak prensipleriyle harmanlandığında, her malzemenin en saf haliyle parladığı tabaklar ortaya çıktı.

Şeflerin bu iş birliği, gastronominin sadece tüketim değil, aynı zamanda bir koruma ve saygı sanatı olduğunu sessizce fısıldıyordu konuklara.Modern dünyada pazarlamadan tedarik zincirine kadar her alanda konuştuğumuz sürdürülebilirlik kavramı, bu sofrada somut bir gerçekliğe dönüştü.Malzemenin her parçasının değerlendirildiği, ziyanın estetik ve lezzetle ikame edildiği bir menü deneyimledik.Bu, bir şovun ötesinde, entelektüel bir duruşun yansımasıydı.Soner Kesgin’in mutfak yönetimindeki ustalığı ile Özge Şahin’in vizyoner yaklaşımı, tabaklardaki her bir aromanın bir hikâyesi olmasını sağladı.Servis edilen her lokma, mutfaktaki sorumlu şef profilinin ne denli kıymetli olduğunu bizlere kanıtladı.Hint mutfağının zarafeti, atıksız mutfağın disipliniyle birleşince ortaya çıkan o zarif denge, akşamın ruhunu belirledi.

Bir tabakta kullanılan kökün, diğer tabakta kabuğun bir başka formda karşımıza çıkması, yaratıcılığın kısıtlarla nasıl beslendiğinin en güzel örneğiydi.Swissôtel’in o huzurlu ve profesyonel hizmet anlayışı, bu entelektüel deneyimin çerçevesini başarıyla tamamladı.Mekânın Londra’dan gelen köklü mirası, İstanbul’un modern yüzüyle buluşurken, sürdürülebilirlik gibi hayati bir meselenin mutfağın merkezine konulması takdire şayandı.Yazılarımda her zaman vurguladığım gibi, bir yemeği sadece tadıyla değerlendirmek, onun arkasındaki emeğe ve fikre haksızlık olur.Madhu’s’da geçirdiğim bu akşam, bana gastronominin geleceğine dair umut verdi.Şef Özge Şahin’in dünya çapındaki başarısının tesadüf olmadığını, malzemenin ruhuna dokunan o hassas ellerin yarattığı tabaklarda bir kez daha gördüm.Bu buluşma, mutfakta sınırların olmadığını ama sorumlulukların olduğunu hatırlatan bir manifesto gibiydi.Şehrin bu tip vizyoner eşleşmelere, sadece karın doyuran değil, aynı zamanda düşünce uyandıran sofralara fazlasıyla ihtiyacı var.Boğaz’ın serinliği Madhu’s’un sıcak ve baharatlı havasıyla birleşirken, geceden aklımda kalan en güçlü his, dürüstlük oldu.Malzemeye karşı dürüstlük, doğaya karşı dürüstlük ve konuğa karşı dürüstlük.

İki usta şefin bu samimi iş birliği, gastronomi dünyasının sadece şatafattan ibaret olmadığını, özünde derin bir saygı ve bilgi barındırdığını bir kez daha gösterdi.Swissôtel’in bu tarz nitelikli organizasyonlara ev sahipliği yapmaya devam etmesi, İstanbul’un küresel bir gastronomi merkezi olma iddiasını da kuşkusuz güçlendiriyor.Bu özel deneyim, hafızamda hem bir lezzet şöleni hem de bir çevre bilinci dersi olarak yerini aldı.

İlgili Sitenin Haberleri