Haber Detayı
Prof. Dr. Cemal Zehir: Ayder, Davos'a rakip hale doğru yavaş yavaş gidiyor
Haberler.com'a Uluslararası Ayder Forumu'na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Zehir, Ayder'in küresel enerji politikaları, enerji güvenliği ve stratejik güç tartışmalarının yapıldığı uluslararası bir merkez olarak Davos'a rakip olma yolunda hızla ilerlediğini vurguladı. Zehir, Türkiye'nin enerji koridoru olarak artan jeopolitik rolü ve enerjinin ekonomik ile siyasi güce dönüşümünü de ele aldı.
Rize'nin dünyaca ünlü turizm merkezi Ayder Yaylası, bu yıl 2'ncisi düzenlenen Uluslararası Ayder Forumu'na ev sahipliği yapıyor.Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Prof.
Dr.
Cemal Zehir, küresel enerji politikaları, yapay zeka teknolojileri ve sürdürülebilir enerji stratejilerinin masaya yatırıldığı organizasyonu Haberler.com'dan Melis Yaşar'a değerlendirdi. "AYDER, DAVOS'A RAKİP HALE DOĞRU YAVAŞ YAVAŞ GİDİYOR" Zehir, şu ifadeleri kullandı: "Uluslararası Ayder Forumu gerçekten Rize'de yapılan en büyük uluslararası organizasyonlardan biri.
Karadeniz İşbirliği Teşkilatı'nın da üye olduğu bu Ayder Forumu'nda Karadeniz Bölgesi'nden, Avrupa Parlamentosu'ndan, Romanya'dan, Ukrayna'dan, Rusya'dan, Azerbaycan'dan hatta Hindistan'a kadar akademisyenler, iş adamları, milletvekilleri, parlamenterler, bakanlar katıldı; Türkiye dahil olmak üzere.
Çok iyi geçti yani bir defa.Ayder gerçekten Davos'a rakip hale doğru yavaş yavaş gidiyor.
Rakip değil, biz Davos'u geçmeye tarif ediyoruz.
Biz Türk toplumuyuz.
İnşallah güzel olacak, güzel gidiyor.
Salonlar doluydu, katılımlar çok iyiydi, yüksekti.
Türkiye'den bu konudaki en ilgili insanlar buradaydı.
Bakanımız buradaydı, bakanlarımız daha doğrusu buradaydı.
Siyasilerimiz, değişik partilerden milletvekillerimiz, genel başkanlarımız buradaydı.
Güzel geçti yani. "ENERJİ ALANINDAKİ EN İYİ AKADEMİSYENLER BURADAYDI" Bizim oturumumuz tabii uluslararası bilimsel bir oturumdu.
Rusya'dan dört tane akademisyen var.
Petersburg Üniversitesi'nden vardı, Moskova Üniversitesi'nden vardı, Rusya Devlet Üniversitesi'nden vardı.
Onun dışında Azerbaycan Devlet Ekonomi Üniversitesi'nden vardı.
Bakü Devlet Üniversitesi'nden vardı.
Azerbaycan Parlamentosu'nun Enerji Komisyonu Başkanı vardı oturumumuzda.
Eski Duma üyesi vardı, Rusya Parlamentosu üyesi vardı yine konuşmacılardan.
Enerji alanındaki en iyi akademisyenler buradaydı. 2021 Dünya Enerji Zirvesi'nin Başkan Yardımcısı konuşmacılardan birisiydi, Petersburg Üniversitesi Rektör Yardımcısı vardı, Dimitri Bey buradaydı.
Yani ciddi bir oturum oldu.
Bizim oturumumuzun ana konusu ise Karadeniz Bölgesi, Avrasya Bölgesi'nde enerji stratejileri ve enerji güvenliği konusundaydı.
Benim moderatör olarak yapmış olduğum konuşmadaki başlığım ise 'enerji nasıl stratejik bir güç haline geldi?' idi.
ENERJİNİN TARİHSEL OLARAK STRATEJİK GÜCE DÖNÜŞÜMÜ Ben bir rekabet stratejisi profesörüyüm, enerjinin stratejik hale gelmesine baktığımız zaman aslında kömürden başlıyor.
Yani 1700'lerde kömür ilk defa buhar makineleri kullanmaya başlayarak enerji güç haline gelmeye başladı.
Böylelikle buhar makineleri gemileri hızlandırmaya başladı.
Ona sahip olanlar savaşlarda öne doğru geçmeye başladılar.Böylelikle I. ve II.
Dünya Savaşı'nın ana gayesi ise petrol ve petrol kaynaklarına sahip olmaktı.
İşte Osmanlı'ya, bize saldırmanın sebebi Batılıların; bizim dünyadaki o gün bilinen petrol rezervlerinin neredeyse tamamına sahiptik.
Yani Osmanlı coğrafyası dediğim, bugün Orta Doğu coğrafyası, bugün bile dünya petrollerinin yüzde 55'inden daha fazlasına sahip.Yani yüzde 19'u bugünkü Suudi Arabistan'da, Osmanlı'ya bağlı.
Yüzde 11'i Irak'ta, Osmanlı'ya bağlı.
Yüzde 9'u Kuveyt'te, Osmanlı'ya bağlı.
Bunlar bizim eyaletlerimiz.
Ya da Cezayir'de, Libya'daki yüzde 4'ü, yüzde 5'i bağlı.
Suriye'deki petroller yine Osmanlı coğrafyasına, İran coğrafyasının bir kısmındaki petroller yine Osmanlı'ya bağlı.
Böyle bir halde idi.
Onun için bize saldırdı, petrole hakim olmak için saldırdılar.Petrol, bir güç devşirmeye başladı, elde etmeye başladı.
Daha sonra petrolün siyasi bir güç haline geldiğini görürüz.
Mesela 1970'teki Arap-İsrail Savaşı sonrasında Suud Kralı'nın Batılılara petrol ambargosu uygulayarak ilk defa siyasi bir güç haline geldi ve Batılılar cidden zor durumda kaldı petrol ambargosuyla.
DOĞAL GAZ VE RUSYA'NIN ENERJİ POLİTİKASI Daha sonra baktığımız zaman doğal gaz devreye girdi. 1991'deki Sovyetlerin dağılmasından sonra Batılı ülkeler doğal gazı kendi ülkelerinde kullanmak adına, en büyük doğal gaz tedarikçisi olarak Ruslar devreye girdi.
Ve bugün bile Avrupa ülkelerinin çoğunun doğal gaz ihtiyacının yüzde 50'sinden fazlasını Ruslar, Rusya Federasyonu sağlıyor ve Rusya Federasyonu'nun Avrupa ülkelerine karşı bir politik güç olarak enerjiyi kullanmaya başladığını görüyoruz.Doğal gaz adına ve bugün bile Batılı ülkeler, yani Ukrayna-Rusya Savaşı'nda Ukrayna'nın arkasında duruyorlar ama Ruslara karşı ciddi bir hamle yapmamasının altında sebep; Ruslar bu kış günü mesela doğal gazı keserlerse ne yapacaklar?
Dört senedir anlaşma yapmaya çalışıyorlar, bundan kurtulmaya çalışıyorlar.
Halen birçok ülkede yüzde 50'den fazla Rus doğal gazına bağımlılar.
Ve 2027 sonunda ancak bundan sürdürülebilir bir halde minimuma indirmeyi hedefliyorlar.
TÜRKİYE'NİN BÖLGESEL ENERJİ POLİTİK GÜCÜ Yani güç; artık enerji bir ekonomik, politik ve siyasi güç haline gelmiştir.
Bu evrilmede işte bizim de konumuzun bu olması, bunu sağlıyor.
Türkiye'de işte enerji koridoru, enerji satan değil, enerji yöneten geçiş ülkesi olarak bu gücü aslında elinde tutan bir ülke haline gelmeye başlıyoruz.Rusya'nın Batı ile olan bu çatışması Azerbaycan, Kazak ve Türkmen petrollerinin ve doğal gazlarının Batı pazarına ulaşmasını sağlayacak ve Türkiye üzerinden geçecek.
Hatta Irak petrollerinin Türkiye üzerinden Batı'ya doğru, Yumurtalık hattıyla Batı ülkelerine satılması Türkiye'yi geçiş ülke olarak bir enerji politiğini yöneten, vanası elinde bulunan ülke haline gelen bir politik güç haline geldiğini görüyoruz ve bu gittikçe artacak."