Haber Detayı
14 yaşındaki kızlarını kaybeden Dinç ailesinin adalet çığlığı: 'Bizi dedektifçilik oynamaya mahkum ediyorlar...'
8 ay önce 14 yaşındaki kızları Işıl Öykü Dinç'i, Pendik sahilinde bir kazada kaybeden aile, kazaya neden olan ancak 5 gün tutuklu kaldıktan sonra salıverilen sürücünün hak ettiği cezayı alabilmesi için mücadele ediyor.
14 yaşındaki Işıl Öykü Dinç’in ölümüne ilişkin, bölgedeki kameraların çalışmadığı gerekçesiyle MOBESE kayıtlarının yer almadığı dava dosyasındaki olaya ilişkin tek görüntü olan 9 saniyelik kask kamerası görüntüleri ile olay yerinde yapılan incelemelerin değerlendirildiği bilirkişi raporunda sanığın kırmızı ışıkta geçtiği ve limitin üzerinde bir hızda seyrettiği değerlendirmelerine yer verildi.
ANKA’ya konuşan Dinç ailesi, yoğun bakım hemşiresi sanığın olayın ardından mesleki gereksinimlerini de yapmadığını kabul ettiğini belirterek, “Artık bu bir trafik kazası değil, bu bir cinayet...
Bu dosyanın bilinçli taksire dönmesi gerekirken bizim itiraz dilekçelerimiz reddediliyor.
Niye?
Bir çocuğun ölümünün ardından bu kadar hukuk sistem niye ayaklar altına alınıyor?
Artık bu dava sürecinin normal nizami bir yola girmesini istiyoruz” diye isyan etti.
BİLİRKİŞİ RAPORU ÇIKTI Baba Yunus Dinç, “Bizi dedektifçilik oynamaya mahkum ediyorlar.
Anne babanın acısını, yükünü hafifletmemesi gerekirken yetkililer, bunların hiçbirisi yaşatılmadığı gibi biz üzerimize daha da yük alıyoruz.
Çünkü biliyoruz ki, yarın sabah gözümüzü açtığımızda, bir şeyleri kovalamazsak, takip etmezsek bu dosya kapanıp gidecek.
Kızımızın adaleti sağlanmayacak” dedi. 14 yaşındaki Işıl Öykü Dinç’in ölümüne ilişkin davada bilirkişi raporu çıktı.
Taksirle ölüme neden olmaktan yargılanan Ömer Faruk Ballı ifadelerinde kaza sırasında hızının saatte 50 km civarında olduğunu söylemişti.
Ancak ikinci duruşmada dinlenen 3 tanık ise çarpışmanın çok şiddetli olduğunu ifade etmişti.
Dinç ailesinin başvurusuyla Trafik Kaza Uzmanı Bilirkişi Murat Aykanat tarafından hazırlanan raporda sanığın hızının saatte 94,4 km olduğu ve seyir istikametinde kırmızı ışık yandığı belirtildi.
YÜKSEK HIZ VAR.
KIRMIZIDA GEÇTİĞİ BİLİRKİŞİ RAPORLARINA YANSIDI.
BUNLARIN HEPSİ BİRLEŞİNCE ARTIK BU BİR TRAFİK KAZASI DEĞİL, BU BİR CİNAYET Dinç ailesi konuya ilişkin ANKA’ya konuştu.
Baba Yunus Dinç, “112’yi aramamak var, müdahale etmemek, polise sağlıkçı olduğunuzun bilgisini vermemek var.
Yüksek hız var.
Kırmızıda geçtiği bilirkişi raporlarına yansıdı.
Bunların hepsi birleşince artık bu bir trafik kazası değil, bu bir cinayet.
Buna rağmen taksirle devam eden davamızın en az bilinçli taksir, hatta olası kasttan yargılanmaları gerekiyor” dedi.
Polis tarafından tutulan olay yeri tutanağındaki yanlışların dosyaya giren görüntüyle ortaya çıktığını belirten baba Dinç , “Tutanak bile baştan sona yanlış, yalan bilgiler içeriyor.
Mahkemeye taleplerimizi iletiyoruz.
Bazısı kabul ediliyor, bazısı sürüncemede bırakılıyor.
Anne babası olarak bizim canımızı acıtan önemli konulardan bir tanesi, iki duruşmayı geride bıraktık, 2 duruşma boyunca mahkeme sanığa bir tane dahi soru sormadı.
Savunmalar hala yalan ve yanlış bilgiler üzerinden dönüyor” diye konuştu.
Kızı için adalet istediğini belirten Dinç, “Hakimi, savcısı, polisi, avukatı, vatandaşı her kim varsa, bizim yerimize koysunlar kendilerini.
Biz ilk günden beri sadece ‘adalet’ diyoruz.
Kızımızın adaletinin sağlanmasını talep ediyoruz, adil ve şeffaf bir sürecin yürütülmesini istiyoruz.
Sürecin sonunda kızımızın kusurlu olduğu çıkarsa ortaya, biz zaten kızımızı toprağa koyduk, bu kusurunun karşılığını zaten canıyla ödedi.
Bağrımıza taş basacağız, kızımızın acısını yaşayayacağız.
Ancak bizim sadece adalet istememize karşılık, olmayan veya gerçeklikle bağdaşmayan şeyler üzerinden bizim karşımıza dikilmesinler.
Artık bu dava sürecinin normal nizami bir yola girmesini istiyoruz, bekliyoruz” ifadeleriyle isyan etti.
Dinç yaşadıkları süreci şöyle anlattı: POLİSLER TUTANAĞA KIZIM İÇİN YARALI YAZIYORLAR, ARABAYA AĞIR HASARLI YAZIYORLAR “26 gün boyunca, motosikletli kask kamera görüntüsü sosyal medyaya servis edilip de ardından dosyaya eklenmeden önce bizim elimizde sadece olay yerindeki polislerin tuttuğu tutanak ve kızımızın yanındaki yine on dört yaşındaki arkadaşının ifade tutanağı ile sanığın ifade tutanağı yer alıyordu ve biz buna istinaden durum değerlendirmesi yapıyorduk.
Ancak görüntünün ortaya çıkmasıyla bir gördük ki, polislerin tuttuğu tutanakla görüntü hiç alakası olmayan iki ayrı doküman olarak karşımıza dikildi.
Polislerin tuttuğu tutanakta, trafik ışıklarından 14.30 metre sonra yaya geçidi olmayan yerden saksıların arasından yola fırlamak suretiyle kaza gerçekleşmiştir şeklinde tutulan bir hem yazıyla hem krokiyle çizilen bir tutanak mevcuttu.
Ancak bu görüntüde kızımızı yaya geçidi üzerinde, trafik ışıklarının dibinde.
Bu tamamen bir çelişkiydi.
Sonrasında ikinci duruşmaya katılan 3 tanıkla birlikte yeni bir şey daha öğrendik ki kızımıza ilk temas eden, kızımızı ilk kontrol eden trafik polisleriymiş.
Trafik polisleri kızımızı kontrol ettiğinde eks demişler.
Hatta olay yerinde doktor, hemşire diye bağırışlara kimseden cevap gelmeyince olay yerindeki vatandaşlardan birisi ’Ben veterinerim, ben de kontrol edeyim’ demiş.
Polisler de kabul etmişler.
Kadın da bakmış, o da eks demiş.
Ancak aynı polisler tutanağa kızım için yaralı yazıyorlar, arabaya ağır hasarlı yazıyorlar.
Tutanak bile baştan sona yanlış, yalan bilgiler içeriyor.
Kaldı ki biz aylardır olay yerinde polislerin kalemle doldurdukları, elle yazdıkları orijinal olay yeri tutanağını talep ediyoruz.
Ona da bir cevap alamıyoruz.
Mahkemeye taleplerimizi iletiyoruz.
Bazısı kabul ediliyor, bazısı ne olumlu, ne olumsuz cevap dönülmeden sürüncemede bırakılıyor.
En basit örneği o rent a car firmasından GPRS kayıtlarının talep edilmesi.
Biz haziran ayında dilekçelerimizi verdik. 21 Kasım'daki ilk duruşmaya kadar hakim herhangi bir şekilde olumlu ya da olumsuz bu sorumuzu, talebimizi cevaplamadı.
İlk duruşmada bu talebimizi yineleyince bu sefer kabul etti.
İkinci duruşma öncesinde de GPPS kayıtlarının olmadığı yönünde rent a car firmasından gelen yazı eklendi dosyaya.
KAZA YERİNDE KEŞİF YAPILMASI TALEBİMİZ REDDEDİLMEMELİYDİ Bizim ilk duruşmada da ikinci duruşmada da en büyük talebimiz olay yeri keşfinin yapılması yönündeydi.
Ölümlü bir kazada, bu kadar eksik varken olay yeri keşfinin yapılması kaçınılmaz olması gereken bir detay.
Ancak hakim tarafından bu taleplerimiz reddedildi.
İkinci duruşmadaki tanıkların, polislerin kontrol edip eks demesine rağmen tutanağı yaralı olarak tuttukları tespit edilince, hem polisler davaya dahil edildiler hem de 9 saniyelik o motosiklet görüntüsü üzerinden ATK'ya (Adli Tıp Kurumu) gönderildi yeni bir olay yeri raporunun ve krokisinin çizilip yazılması için.
Ama yine olay yeri keşif talebimiz kabul edilmedi.
Bu talebimiz yine reddedilince dışarıdan bir bilirkişi heyetine olay yerinde keşif yaptırttık.
Gelen raporlar çerçevesinde de itiraz dilekçemizi mahkemeye sunduk.
Gelen bilirkişi raporunda olay yeri keşifle birlikte aracın kırmızıda geçtiği tespit edildi.
Anne babası olarak bizim canımızı acıtan önemli konulardan bir tanesi, iki duruşmayı geride bıraktık, 2 duruşma boyunca mahkeme sanığa bir tane dahi soru sormadı.
Soru cevap kısmını tamamen biz yapıyoruz.
Mesela en basitinden ilk duruşmada sanık frene basmadığını, 112’yi aramadığını, kızımıza müdahale etmediğini, polislere sağlıkçı olduğunu söylemediğini beyan ettiğinde ‘niye’ sorusunu biz sorduk.
Bu soruyu dahi biz sorduk.
Hakimden herhangi bir soru gitmiyor, sadece dinliyor.
Neden?
Kendisinin sorması gerekmiyor mu?
Mahkemede, ilk duruşmada kızımızın olay anında, yanında bulunan arkadaşının ifadesi pedagog eşliğinde alındı ve karakol ifadesi.
Tamamen çöpe çıktı.
Ki kızımız da o gün mahkeme salonunda beyan etti ‘Polisler beni o gün çok hırpaladı’ şeklinde, zapta da geçti bu.
Pedagog eşliğinde alınan ifadesinde olay anını görmediğini, olayı görmediğini, kafasını sadece sola doğru döndürdüğünde kızımızın havada uçtuğunu beyan etti ve sonrasında yaşananları anlattı.
Görüntüde de mevcut.
Güya kızın söylediği cümleler üzerinden yazıldığı iddia edilen ifade tutanağında o kadar keskin ve net cümleler var ki, ‘yayalara kırmızı yanıyordu, araçlara yeşil yanıyordu’ (şeklinde).
Ama görüntü orataya bir çıktı ki kızımızın arkadaşının sırtı yola dönük, ne ışıkları ne kaza anını görüyor.
Gürültüye kafasını çeviriyor ve kızımın 38 metre ileriye düştüğünü görünce yanına koşarak gidiyor ve kızımın başında duruyor.
Ancak karşı taraf bu görüntüyü inkar ederek hala daha karakolda pedagog, avukat olmaksızın alınan ifadesini baz alıyor, savunmasını ona göre yapıyor.
Kimse de demiyor ki, o tutanağın zaten yanlış olduğu ortaya çıktı, bunun üzerinden savunma yapmayın artık diyen de yok.
Ayrıca polislerin tuttuğu olay yeri tutanağı yalan bilgiler içerdiği için polisler üçüncü duruşmaya dahil edildiler ve ATK’dan bilirkişi raporu istedi hakim; ancak buna rağmen yine karşı tarafın avukatı iptal edilen tutanakta yazılı olan ‘14.30 metre sonra yola fırlayan Işıl’ diye savunma yapıyor. ‘Savunma kutsaldır’ cümlesinin karşılığı bu olmamalı.
Gerçeklikle bağdaşmayan ve gerçeği inkar edip yanlış bilgiler üzerinden savunma yapmak kutsallık değildir.
Bizim yerimize koysunlar artık kendilerini.
BİZ İLK GÜNDEN BERİ SADECE ‘ADALET’ DİYORUZ...
BİZİ DEDEKTİFÇİLİK OYNAMAYA MAHKUM EDİYORLAR Hakimi, savcısı, polisi, avukatı, vatandaşı her kim varsa, bizim yerimize koysunlar kendilerini.
Biz ilk günden beri sadece ‘adalet’ diyoruz.
Kızımızın adaletinin sağlanmasını talep ediyoruz, adil ve şeffaf bir sürecin yürütülmesini istiyoruz.
Sürecin sonunda kızımızın kusurlu olduğu çıkarsa ortaya, biz zaten kızımızı toprağa koyduk, bu kusurunun karşılığını zaten canıyla ödedi.
Bağrımıza taş basacağız, kızımızın acısını yaşayacağız.
Ancak bizim sadece adalet istememize karşılık, olmayan veya gerçeklikle bağdaşmayan şeyler üzerinden bizim karşımıza dikilmesinler.
Artık bu dava sürecinin normal nizami bir yola girmesini istiyoruz, bekliyoruz.
Bizi dedektifçilik oynamaya mahkum ediyorlar.
Biz bunlarla uğraşmak zorunda değiliz.
Biz sosyal medyada haber yorumlarında olayı görmüş birileri var mıdır, yorumlara yansıtmış mıdır, bunları her gün her gün kontrol etmek zorunda değiliz.
Biz görüntüleri döne döne, yüzlerce, binlerce kez izlemek zorunda değiliz bir şey yakalayabilir miyiz umuduyla.
YARIN SABAH GÖZÜMÜZÜ AÇTIĞIMIZDA, BİR ŞEYLERİ KOVALAMAZSAK, TAKİP ETMEZSEK BU DOSYA KAPANIP GİDECEK 14 yaşında bir çocuğun hayatını kaybetmesinin üzerinden anne babanın acısını, yükünü hafifletmemesi gerekirken yetkililerin, bunların hiçbirisi yaşatılmadığı gibi biz üzerimize daha da yük alıyoruz.
Çünkü biliyoruz ki, yarın sabah gözümüzü açtığımızda, bir şeyleri kovalamazsak, takip etmezsek bu dosya kapanıp gidecek.
Kızımızın adaleti sağlanmayacak.
Mağdur aileler sadece acılarını yaşasınlar.
Desinler ki; devletim, hukuk sistemim benim yerime bu süreci yürütüyor, yönetiyor, benim gözüm arkada değil. ‘Evladımızın, babamızın, annemizin, ablamızın, kardeşimizin hakkını devletimiz takip ediyor, koruyor, kolluyor’ diyebilelim biz.
Ama diyemiyoruz.
Bugün 241 gündür biz kızımla birlikte toprak altındayız.
Bizim, kızımızın yanına gittiğimizde ‘huzurla uyu’ diyebilmemiz lazım.
Geride kalan evladımızın sağlıklı bir birey olarak yetiştirebilmek için bu adaletin sağlanması lazım.
Başka hiçbir şey istemiyoruz biz.
Bu şahıs zaten frene basmadığını, devamında mesleki gereksinimlerini yapmadığını da kabul ediyor.
Dolayısıyla bu dosyanın bilinçli taksire dönmesi gerekirken bizim itiraz dilekçelerimiz reddediliyor, hala taksirle devam ediliyor yargılanmasına.
Niye?
Bir çocuğun ölümünün ardından bu kadar hukuk sistem niye ayaklar altına alınıyor?
Hukuksuzluk niye yaşatılıyor?” ANNE ÖZLEM DİNÇ: NE GÖRDÜ DE BU DAVAYI HEMEN KABUL EDİP AYNI GÜN KİŞİYİ TAHLİYE EDİYOR “Olaylar, başladığı günden itibaren bir çelişkiler yumağına döndü” diyen Özlem Dinç de, “3 günde 3 savcı değişti.
Memur suçları soruşturma bürosu olaya dahil. (Sanık) memur değil fakat davanın iddianamesini hazırlayan savcı, memur suçları soruşturma bürosunun savcısı.
MOBESE yok deniyor.
Biz ne zaman ki sosyal medyaya çıktık, akşamında internete servis edilen bir motor kaskı görüntüsü görüyoruz.
Görüntüyü görür görmez anladık ki bizim ilk gün elimize verilen olay yeri tutanağı da çöp.
Çünkü olay yeri tutanağında baska şey yazıyor, görüntü tamamen farklı....
Ve 3 günde iddianame hazırlanır hazırlanmaz hakim iddianameyi kabul ediyor.
Ben çok merak ediyorum, ne gördü de bu davayı hemen kabul edip aynı gün kişiyi tahliye ediyor. (Sanık) bu süre zarfında evlendi, işine devam etti.” şeklinde konuştu.
Kaza sırasında aracı kullananın Ballı’nın o dönem nişanlısı olan eşi olduğu yönünde iddiaların da olduğunu söyleyen Özlem Dinç, bu kişinin araçta olmasına rağmen polis tarafından tanık olarak ifadesinin alınmamasına tepki göstererek, “Davaya başladığımızda araçta bulunan, şoför olduğunu düşündüğümüz kadın davaya dahil edilmemişti.
Bizim ısrarlarımızla ve baskılarımızla bu kadın davaya tanık olarak dahil edildi” dedi.
Konuya ilişkin, kaza sonrasında Işıl Dinç’in yanına gitmiş olabileceğini tespit ettiklerini kask kameralı kişinin tanık olarak dinlenmesini istediklerini aktardı.
Öte yandan, Pendik Şehit Adil Gözalıcı Polis Merkezi’nden mahkemeye gönderilen yazıda görüntünün “airdrop üzerinden trafik ekiplerince kimlik tespiti yapılmayan” bir kişiden alındığı belirtilmişti.
Dinç, “Polisler görüntüyü almış ama görüntüyü aldıkları kişinin hiçbir bilgisini almamışlar.
Bizi duyuyorsa, lütfen bu davaya dahil olsun” dedi.
Ayrıca görüntünün sadece 9 saniyelik kısmının dosyaya girdiğinin altını çizen Dinç, “Görüntünün gerisini görmek istiyoruz.
Bu görüntünün devamını izlemek benim en büyük hakkım” ifadelerini kullandı.
ADALET ÇAĞRISI IŞIL ÖYKÜ'NÜN ODASINDA Işıl Öykü’nün kardeşiyle paylaştığı odasının duvarlarında şimdi adalet çağrısının yer aldığı stickerlar bulunuyor.
Kızının kokusunun sindiği yatak örtüsünü değiştirmediklerini aktaran anne Özlem Dinç, kızının içtiği son sodanın şişesini, montunun cebinden çıkan çöpleri dahi atamadığını söyledi.
Baba Yunus Dinç, MOBESE görüntülerinin yer almadığı, olay yeri tutanağının sonradan ortaya çıkan görüntüler ve tanıkların beyanlarıyla uyuşmadığı dosyada adaletin sağlanması için kaza anında orada bulunan şahitlerin ifadelerinin büyük öneme sahip olduğunu belirtirken anne Dinç de, polislerin görüntüyü alırken kimlik bilgilerini almamış olması nedeniyle tanık olarak dinlenemeyen dosyadaki tek görüntünün sahibine çağrıda bulunarak “Bizi duyuyorsa lütfen davaya dahil olsun” dedi.