Haber Detayı

Hastanın halini ne bilir sağlar?
Deniz zeyrek nefes.com.tr
16/01/2026 05:00 (3 saat önce)

Hastanın halini ne bilir sağlar?

Babam yoğun bakımdan çıkalı iki gün olmuştu. Canı çok sıkkındı. Hayatı boyunca bize nasihat ederken “tuzsuz helva gibi sallanma, dik...

Babam yoğun bakımdan çıkalı iki gün olmuştu.

Canı çok sıkkındı.

Hayatı boyunca bize nasihat ederken “tuzsuz helva gibi sallanma, dik yürü” ya da “dost var düşman var” gibi cümleler kurardı.Şimdiyse kendisi yürümek bir yana, ayağa kalkmakta zorlanıyordu.Biraz cesaretlendirip motive etmek istedim.“Hadi Koca Kartal, dost var düşman var, bırakma kendini” dedim.Biraz zorladı kendini ama olmadı.

Takati yetmedi.“Tamam zorlamayalım” deyince kendini arkaya bıraktı.

Gözlerime baktı.“Sabri’yi çal da dinleyelim o zaman” dedi.Kastettiğinin Aşık Sabri Şimşekoğlu olduğunu biliyordum.

En sevdiği deyişi ise Koca Kartal’dı.Telefonumdan çaldım.“Ay Koca Kartal, ne gezersin dağlar koynundaAla gözlü balası var, ağlar koynunda koynunda..”Mikail Azaplı’nın bu muhteşem dizeleri döküldükçe gözleri sulandı ve şöyle dedi:“Sabri Şimşekoğlu’nu bizzat dinlemişim.

Çıldır’da gittiğimiz kulüpte gece boyunca hem çalıp söyledik hem içip muhabbet ettik.”***Babam konuşurken Kars’taki bir Aşık Kahvesi gözümde canlandı.Dışarıda lapa lapa kar yağıyor.Öyle amansız bir soğuk, öyle derin bir sessizlik var ki kar tanesi havada donacak, yere düştüğünde büyük bir gürültü çıkaracak gibi ürküyor insan...Şehirde zamanın hiç acelesi yok.

Sanki yelkovanın da kıpırdamaya mecali yok.İnsanlar, maviye boyanmış masif ahşaptan kapıları ve kepenkleri olan o tek katlı taş binaya girip çıkıyor.Camlarının içi öyle buğulanmış ki içerideki kalabalık da kıraathane yazısı da silüetten ibaret.Kapısı gıcırdayarak aralandı mekânın.Mekân dediysem, öylesine fiziki bir tasvir değil bu.İçeride iğne atsan yere düşmez.Bir söz meydanı...Yüzler, gözler, düşünceler, sohbetler...Dışarısı nasıl sessizse, içerisi o kadar gürültülü.***Ortada bir soba var.

Öyle bir harlanmış ki teneke boyasıyla parlatılmış yüzeyi nar gibi kızarmış.

Üzerindeki koca güğümdeki su fokur fokur kaynıyor.Kahvenin en yaşlı, en oturaklısı seslendi:“Aşıklar, buyrun meydana...”İki aşık, sobanın kenarındaki boş alana çıkınca o gürültü bir anda bitti.

İkisi de ayakta, ikisi de omuzlarına astıkları sazı göğüs hizasında tutuyor.Solak aşık acemi.

Bir efsanenin karşısına çıkmış, tedirgin.O nedenle damardan girdi, açılışı Aşık Şenlik’in sözleriyle yaptı:“Yiğit olan meydana gelsin.

Sözüm vardır er olan gelsin’”Aşık Şenlik’in adı geçince Aşık kahvesinde akan sular dururdu.

Sanki birazdan o tahta kapı gıcırdayarak açılacak, içeri Şenlik girecekmiş gibi, dinleyiciler nefesini tutardı.

İkinci aşık deneyimli, karşısındakinin acemiliğinin farkında.Kendi sözüyle girdi:“Sözüm keskin kılıçtır, bilen bilir.

Meydan er meydanıdır, gelen gelir...”Sabri Şimşekoğlu’dur o ikinci aşık.***Atışmalar birbirini izledi.

İkisi de kim olduklarına değil, ne söyleyeceklerine odaklanmıştı.Söz ağırdı,Söz namustu,Söz insafsızdı,Söz sivriydi,Söz ölçüydü.İzleyici pür dikkatti.Bazen kahkahalar havada,Bazen gerilim zirvede, kavga çıkacak diye büyük bir endişe...***Gece boyunca sözle sözü ezdiler, had bildirdiler ama sonunda yine sözle kalpten barıştılar.Zira sözler kişiye değil, söze söylenirdi o mekânda.Bir nevi “fikre karşı fikir, söze karşı söz...”Acemi Aşık, Şimşekoğlu karşısında sıkışınca yine Aşık Şenlik’e sığındı:“İster ihtiyar ol ister nevcivanBu dünyada bâkî kalan öğünsünMeraksız fikirsiz gamsız her zamanHer zaman şâd olup gülen öğünsünMüddet ki Hazret-i Ademden beriOkunmaz defteri bilinmez sırrıBu dünyadan gitti nice bin biriAhretten dünyaya gelen öğünsünSefil Şenlik der ki bu dünya fâniİskender, Rüstem, Süleyman haniEcel pazarından kurtaran canıAzrail’den mühlet alan öğünsün”Sabri Şimşekoğlu acemi aşığın sıkıştığını anladı ve geceye noktayı koydu:“Söz biterse kin de biter öfke de biter bu yerde, Dün rakip dediğin dost olur derde...”***Atışma bitmiş, iki aşık sobanın yanında yan yana oturmuştu.

Sabri Şimşekoğlu elini acemi aşığın sırtına koydu.

Takdir etti.Artık barışmak için ayrı bir törene ihtiyaç yoktu.

O sırada o harlanmış sobanın yanında, küçük demlikten istekana dolan o muhteşem çaydan, kıtlama şekerden daha iyi bir barış anlaşması olur muydu hiç?Hayalimde canlanan o muazzam mekândan çıkıp, gerçeğe hastane odasına dönmüştüm.Babama bir sürprizim vardı.

Sesi çok güzel olan Ali Rıza Dedem, Şenlik ve Sümmani hayranıydı.

Şenlik ve Summani deyişlerini söyletir, kaydederdim.Kasetten dijital kaydını çıkarıp telefonuma aktardığım seslerden birini açtım.Kasetin dönerken çıkardığı ses gelince babam kulak kesildi.

Ardından dedemin sesi geldi:“Hayal hayal olur karşıki dağlar, hastanın halini ne bilir sağlar,Yastık melül, müşkül yorgan kan ağlar, alıştı döşeğim yandı bu gece...”O an babama baktım ve kendisini yürütmek için zorladığım için çok utandım.Gerçekten de öyleymiş.Hastanın halini ne bilir ki sağlar?

İlgili Sitenin Haberleri