Haber Detayı
Gürültünün karşı kıyısı: Montevideo
Latin Amerika şehirleri çoğu zaman hız, kalabalık ve yüksek sesle anılır. Ancak Río de la Plata’nın karşı kıyısında, bu algının tam tersini yaşayan bir başkent var. Brezilya'da, Buenos Aires’in hemen yanı başında konumlanan Montevideo, büyük şehir yorgunluğuna alternatif bir şehir modeli sunuyor.
Tarihi bir savunma hattı olarak kurulan, göçlerle şekillenen ve bugün hâlâ yavaşlığı bir değer olarak koruyan şehir, seyahati bir tüketim yarışından çok bir farkındalık deneyimine dönüştüren nadir başkentlerden biri olarak öne çıkıyor.Gürültüden uzak, kendi ritmini dinleyen ve ziyaretçisini de bu sakinliğe ortak etmek isteyen bir şehir Montevideo.
Buenos Aires'in görkemli gölgesinde kalsa da, yaklaştıkça insanın içine işleyen, sessiz ve derin bir cazibesi var.
Montevideo, hayatın yüksek sesle yaşanmadığı, aceleye yer olmayan, Río de la Plata’nın uçsuz bucaksız sularına karşı mate çayı yudumlayan insanların şehri.Montevideo’nun kuruluş öyküsü, bir savunma hattının hikâyesiyle başlar. 1726 yılında, Portekizlilerin bölgedeki ilerleyişini durdurmak için, İspanyollar tarafından bir askeri kale olarak kurulur.
Yani doğuşu romantik değil, stratejiktir.
Adının, denizcilerin karaya yaklaşırken gördükleri tepe için söyledikleri “Monte vide eu” (Bir tepe görüyorum) sözlerinden geldiği söylenir.
Bugün o tepe, şehre hâkim bir noktada, geçmişin sessiz bir tanığı olarak durur; Fortaleza del Cerro'dan bakınca, Río de la Plata'nın enginliğini ve şehrin sakinliğini aynı anda hissedersiniz.19. yüzyıl, imparatorluklar arasında gidip gelen, kuşatmalar yaşayan, mücadeleyle geçen bir dönemdir. 1828’de Uruguay’ın bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte, genç cumhuriyetin başkenti olur.
Avrupa’dan, özellikle İspanya, İtalya ve Fransa’dan gelen göçmen dalgaları, şehrin kültürel dokusunu şekillendirir.
Bugün sokaklarında dolaşırken bir köşede Madrid’in, diğerinde Napoli’nin ruhunu hissedersiniz.
Şehrin mimarisinde, mutfağında ve günlük yaşamında kendini gösterir; Art Deco binalar kolonyal yapılarla yan yana durur.La Rambla’da akan hayat Montevideo’ya vardığınızda sizi ne gösterişli gökdelenler ne de kaotik bir trafik karşılar.
Onun yerine, geniş bulvarlar, yemyeşil parklar ve şehrin tam kalbine uzanan 22 kilometrelik sahiliyle La Rambla sizi selamlar.
Burası, günün her saati yürüyüş yapan, bisiklete binen, balık tutan veya sadece dalgaları izleyen insanlarla doludur.
Mate demliği ve termosuyla Rambla’da yürüyen birini görmek en sıradan manzaralardandır.Bir ulusun ritüeli: Mate Mate, yerba mate adlı bitkinin (Ilex paraguariensis) kurutulmuş ve öğütülmüş yapraklarından yapılan bir infüzyon; Güney Amerika’nın geleneksel içeceği, Uruguay’ın milli içkisi.
Guaraní yerlilerinden miras kalan bu içecek, kafeinli bir uyarıcı etkisiyle (çaydan güçlü, kahveden yumuşak) enerji verir, ama asıl gücü sosyal ritüelinde yatar.
Bir calabash (kabak) kabına doldurulan yapraklara sıcak su eklenir, metal bir pipet olan bombilla ile yudumlanır.Grup halinde oturulur, mate sırayla elden ele geçer, herkes aynı kabı kullanır – bu, dostluk, güven ve paylaşımın sembolüdür.
Uruguay’da mate bitter (acı) içilir, tatlandırılmaz; termosla taşınır, her yerde , parkta, plajda, ofiste, hatta toplantılarda bile içilir.
Bir Uruguaylı için mate, yalnızlığı paylaşan bir arkadaş, sohbetin başlatıcısı, günün ritmidir.
Rambla’da yürürken yanınızdaki birinin termosunu uzatması, sizi “tranquilo” (sakinlik) dünyasına davet etmesidir.Şehrin tarihi kalbi Ciudad Vieja, taş döşeli sokakları, zarif kolonyal binaları ve küçük kafeleriyle geçmişe keyifli bir yolculuk sunar.
Demir yapısıyla dikkat çeken Mercado del Puerto (Liman Pazarı) ise şehrin mutfak ruhunun nabzının attığı yerdir.
Burada, dumanı üzerinde tüten asado (ızgara et) kokuları, tangonun romantik notalarına karışır.
Independencia Meydanı ise eski ile yeniyi birleştiren ana kavşaktır; bir ucunda ulusal kahraman José Artigas’ın anıt mezarı, diğer ucunda ise bir zamanlar Güney Amerika’nın en yüksek binası olan Palacio Salvo yükselir.Futbolun doğduğu şehir Montevideo’da futbol, bir tutku, bir kimlik, neredeyse bir din.
Sokaklarda top koşturan çocuklar, barlarda maç izleyen kalabalıklar, her köşede Peñarol veya Nacional formaları...
Bu tutku, 1930’da zirveye ulaşır: Futbolun ilk Dünya Kupası burada, Montevideo’da düzenlenir.
FIFA’nın kararıyla Uruguay ev sahipliği yapar; 90 bin kapasiteli, o dönemin en büyük stadyumu Estadio Centenario, “futbolun tapınağı” olarak inşa edilir.
Tüm maçlar Montevideo’da oynanır.13 Temmuz’da açılır turnuva; Final, 30 Temmuz’da, Uruguay-Argentina arasında oynanır .93 bin seyirci önünde Uruguay 4-2 kazanır.Sokaklar günlerce kutlamaya sahne olur; oyunculara ev ve arazi hediye edilir.
Bu zafer, Uruguay’ın gururudur; Estadio Centenario hâlâ ayakta, müze gibi ziyaret edilir.Zamanın ve mevsimlerin ritmi Montevideo’yu ziyaret etmek için en güzel zamanlar, baharın ve sonbaharın şehri yumuşak bir ılıklıkla kucakladığı aylardır.
İlkbahar ve sonbahar havanın en elverişli, turist kalabalığının en az olduğu dönemlerdir.
Yaz ayları sıcak ve canlıdır; plajlar hareketlenir.
Kış ise serin ve rüzgârlı geçer, size şehrin daha içe dönük, sakin yüzünü gösterir.Türkiye’den direkt uçuş olmadığı için Buenos Aires, Madrid, Paris veya Sao Paulo üzerinden aktarma yapmak gerekir.
Ancak, keyifli bir alternatif, Buenos Aires’ten feribotla Colonia’ya geçip, oradan otobüsle Montevideo’ya ulaşmaktır.
Bu yolculuk, Rio de la Plata’nın engin sularında, bir şehirden diğerine geçişin büyüsünü yaşatır.Montevideo, keşifleriniz için mükemmel bir üs görevi görür.
UNESCO Dünya Mirası listesindeki Colonia del Sacramento, Portekiz sömürge mimarisiyle büyüleyici, yaklaşık 2,5 saatlik bir mesafededir.
Doğuya doğru giderseniz, lüks plajları ve gece hayatıyla ünlü Punta del Este veya daha sakin bir sahil kasabası olan Piriapolis sizi bekler.Nerede kalmalı, ne yemeli?
Konaklama konusunda şehir her zevke hitap ediyor.
Tarihi dokuyu solumak isteyenler Eski şehirdeki butik otelleri, sahile ve modern hayata yakın olmak isteyenler Pocitos veya Punta Carretas semtlerini, bütçesini düşünen gezginler ise Centro bölgesini tercih edebilir.Montevideo’nun kültür hayatı, dünyanın en uzun süren karnavalıyla (Ocak-Mart) ateşlenir. 2026’da da Ocak sonundan Mart başına uzanan bu festival, Afrika kökenli candombe davullarının ritmiyle sokakları doldurur; murga tiyatroları, geçit törenleri, Las Llamadas geçitleri...
Yıl boyunca tango festivalleri, açık hava konserleri ve tiyatro etkinlikleri bu kültürel canlılığı besiyor.Uruguay mutfağının kalbinde et vardır.
Asado bir öğünden çok bir sosyal ritüeldir.
Chivito, ince dilimlenmiş biftek, domuz pastırması, peynir ve sebzelerle hazırlanan efsanevi bir sandviçtir.
Tattığınız her şeyde İtalyan ve İspanyol etkisi hissedilir.Montevideo, kendini ispatlamaya çalışmaz.
O, olduğu gibidir.
Gösterişsiz, sakin, kendinden emin.
Gürültüsüz ama derin.
Buenos Aires’in gölgesinde kalmış bir mücevher gibidir; parlak ışıklar altında değil, kendi huzurlu ışıltısıyla parlar.Eğer seyahatten beklediğiniz şey, tüketmek değil yaşamak, koşturmak değil hissetmek, kalabalıkta kaybolmak değil kendinizle baş başa kalmaksa; Montevideo tam size göre bir şehir.