Haber Detayı

Gürültünün karşı kıyısı: Montevideo
Dünya+ dunya.com
16/01/2026 00:00 (1 saat önce)

Gürültünün karşı kıyısı: Montevideo

Latin Amerika şehirleri çoğu zaman hız, kalabalık ve yüksek sesle anılır. Ancak Río de la Plata’nın karşı kıyısında, bu algının tam tersini yaşayan bir başkent var. Brezilya'da, Buenos Aires’in hemen yanı başında konumlanan Montevideo, büyük şehir yorgunluğuna alternatif bir şehir modeli sunuyor.

Tarihi bir savunma hattı olarak kurulan, göçlerle şekillenen ve bugün hâlâ yavaşlığı bir değer olarak koruyan şehir, seyahati bir tüketim yarı­şından çok bir farkındalık deneyi­mine dönüştüren nadir başkent­lerden biri olarak öne çıkıyor.Gürültüden uzak, kendi ritmini dinleyen ve ziyaretçisini de bu sa­kinliğe ortak etmek isteyen bir şe­hir Montevideo.

Buenos Aires'in görkemli gölgesinde kalsa da, yak­laştıkça insanın içine işleyen, ses­siz ve derin bir cazibesi var.

Mon­tevideo, hayatın yüksek sesle ya­şanmadığı, aceleye yer olmayan, Río de la Plata’nın uçsuz bucaksız sularına karşı mate çayı yudumla­yan insanların şehri.Montevideo’nun kuruluş öykü­sü, bir savunma hattının hikâye­siyle başlar. 1726 yılında, Porte­kizlilerin bölgedeki ilerleyişini durdurmak için, İspanyollar tara­fından bir askeri kale olarak ku­rulur.

Yani doğuşu romantik de­ğil, stratejiktir.

Adının, denizcile­rin karaya yaklaşırken gördükleri tepe için söyledikleri “Monte vi­de eu” (Bir tepe görüyorum) söz­lerinden geldiği söylenir.

Bugün o tepe, şehre hâkim bir noktada, geçmişin sessiz bir tanığı olarak durur; Fortaleza del Cerro'dan ba­kınca, Río de la Plata'nın enginli­ğini ve şehrin sakinliğini aynı an­da hissedersiniz.19. yüzyıl, imparatorluklar ara­sında gidip gelen, kuşatmalar ya­şayan, mücadeleyle geçen bir dönemdir. 1828’de Uruguay’ın bağımsızlığını kazanmasıyla bir­likte, genç cumhuriyetin başken­ti olur.

Avrupa’dan, özellikle İs­panya, İtalya ve Fransa’dan gelen göçmen dalgaları, şehrin kültürel dokusunu şekillendirir.

Bugün so­kaklarında dolaşırken bir köşede Madrid’in, diğerinde Napoli’nin ruhunu hissedersiniz.

Şehrin mi­marisinde, mutfağında ve günlük yaşamında kendini gösterir; Art Deco binalar kolonyal yapılarla yan yana durur.La Rambla’da akan hayat Montevideo’ya vardığınızda si­zi ne gösterişli gökdelenler ne de kaotik bir trafik karşılar.

Onun yerine, geniş bulvarlar, yemyeşil parklar ve şehrin tam kalbine uza­nan 22 kilometrelik sahiliyle La Rambla sizi selamlar.

Burası, gü­nün her saati yürüyüş yapan, bi­siklete binen, balık tutan veya sa­dece dalgaları izleyen insanlarla doludur.

Mate demliği ve termo­suyla Rambla’da yürüyen birini görmek en sıradan manzaralar­dandır.Bir ulusun ritüeli: Mate Mate, yerba mate adlı bitkinin (Ilex paraguariensis) kurutulmuş ve öğütülmüş yapraklarından ya­pılan bir infüzyon; Güney Ame­rika’nın geleneksel içeceği, Uru­guay’ın milli içkisi.

Guaraní yer­lilerinden miras kalan bu içecek, kafeinli bir uyarıcı etkisiyle (çay­dan güçlü, kahveden yumuşak) enerji verir, ama asıl gücü sosyal ritüelinde yatar.

Bir calabash (ka­bak) kabına doldurulan yaprakla­ra sıcak su eklenir, metal bir pipet olan bombilla ile yudumlanır.Grup halinde oturulur, mate sı­rayla elden ele geçer, herkes aynı kabı kullanır – bu, dostluk, güven ve paylaşımın sembolüdür.

Uru­guay’da mate bitter (acı) içilir, tat­landırılmaz; termosla taşınır, her yerde , parkta, plajda, ofiste, hatta toplantılarda bile içilir.

Bir Uru­guaylı için mate, yalnızlığı payla­şan bir arkadaş, sohbetin başla­tıcısı, günün ritmidir.

Rambla’da yürürken yanınızdaki birinin ter­mosunu uzatması, sizi “tranqui­lo” (sakinlik) dünyasına davet et­mesidir.Şehrin tarihi kalbi Ciudad Vie­ja, taş döşeli sokakları, zarif ko­lonyal binaları ve küçük kafeleriy­le geçmişe keyifli bir yolculuk su­nar.

Demir yapısıyla dikkat çeken Mercado del Puerto (Liman Pa­zarı) ise şehrin mutfak ruhunun nabzının attığı yerdir.

Burada, du­manı üzerinde tüten asado (ızgara et) kokuları, tangonun romantik notalarına karışır.

Independen­cia Meydanı ise eski ile yeniyi bir­leştiren ana kavşaktır; bir ucunda ulusal kahraman José Artigas’ın anıt mezarı, diğer ucunda ise bir zamanlar Güney Amerika’nın en yüksek binası olan Palacio Salvo yükselir.Futbolun doğduğu şehir Montevideo’da futbol, bir tut­ku, bir kimlik, neredeyse bir din.

Sokaklarda top koşturan çocuk­lar, barlarda maç izleyen kala­balıklar, her köşede Peñarol ve­ya Nacional formaları...

Bu tutku, 1930’da zirveye ulaşır: Futbolun ilk Dünya Kupası burada, Monte­video’da düzenlenir.

FIFA’nın ka­rarıyla Uruguay ev sahipliği ya­par; 90 bin kapasiteli, o dönemin en büyük stadyumu Estadio Cen­tenario, “futbolun tapınağı” ola­rak inşa edilir.

Tüm maçlar Mon­tevideo’da oynanır.13 Temmuz’da açılır turnu­va; Final, 30 Temmuz’da, Urugu­ay-Argentina arasında oynanır .93 bin seyirci önünde Uruguay 4-2 kazanır.Sokaklar günlerce kutlamaya sahne olur; oyuncula­ra ev ve arazi hediye edilir.

Bu za­fer, Uruguay’ın gururudur; Esta­dio Centenario hâlâ ayakta, müze gibi ziyaret edilir.Zamanın ve mevsimlerin ritmi Montevideo’yu ziyaret etmek için en güzel zamanlar, baharın ve sonbaharın şehri yumuşak bir ılıklıkla kucakladığı aylardır.

İlk­bahar ve sonbahar havanın en el­verişli, turist kalabalığının en az olduğu dönemlerdir.

Yaz ayları sı­cak ve canlıdır; plajlar hareketle­nir.

Kış ise serin ve rüzgârlı geçer, size şehrin daha içe dönük, sakin yüzünü gösterir.Türkiye’den direkt uçuş olma­dığı için Buenos Aires, Madrid, Paris veya Sao Paulo üzerinden aktarma yapmak gerekir.

Ancak, keyifli bir alternatif, Buenos Ai­res’ten feribotla Colonia’ya geçip, oradan otobüsle Montevideo’ya ulaşmaktır.

Bu yolculuk, Rio de la Plata’nın engin sularında, bir şe­hirden diğerine geçişin büyüsü­nü yaşatır.Montevideo, keşifleriniz için mükemmel bir üs görevi görür.

UNESCO Dünya Mirası listesin­deki Colonia del Sacramento, Por­tekiz sömürge mimarisiyle bü­yüleyici, yaklaşık 2,5 saatlik bir mesafededir.

Doğuya doğru gider­seniz, lüks plajları ve gece haya­tıyla ünlü Punta del Este veya da­ha sakin bir sahil kasabası olan Pi­riapolis sizi bekler.Nerede kalmalı, ne yemeli?

Konaklama konusunda şehir her zevke hitap ediyor.

Tarihi do­kuyu solumak isteyenler Eski şe­hirdeki butik otelleri, sahile ve modern hayata yakın olmak iste­yenler Pocitos veya Punta Carre­tas semtlerini, bütçesini düşünen gezginler ise Centro bölgesini ter­cih edebilir.Montevideo’nun kültür haya­tı, dünyanın en uzun süren kar­navalıyla (Ocak-Mart) ateşlenir. 2026’da da Ocak sonundan Mart başına uzanan bu festival, Afrika kökenli candombe davullarının ritmiyle sokakları doldurur; mur­ga tiyatroları, geçit törenleri, Las Llamadas geçitleri...

Yıl boyunca tango festivalleri, açık hava kon­serleri ve tiyatro etkinlikleri bu kültürel canlılığı besiyor.Uruguay mutfağının kalbinde et vardır.

Asado bir öğünden çok bir sosyal ritüeldir.

Chivito, ince dilimlenmiş biftek, domuz pastır­ması, peynir ve sebzelerle hazırla­nan efsanevi bir sandviçtir.

Tattı­ğınız her şeyde İtalyan ve İspanyol etkisi hissedilir.Montevideo, kendini ispatla­maya çalışmaz.

O, olduğu gibi­dir.

Gösterişsiz, sakin, kendinden emin.

Gürültüsüz ama derin.

Bue­nos Aires’in gölgesinde kalmış bir mücevher gibidir; parlak ışıklar altında değil, kendi huzurlu ışıltı­sıyla parlar.Eğer seyahatten beklediğiniz şey, tüketmek değil yaşamak, koş­turmak değil hissetmek, kalaba­lıkta kaybolmak değil kendinizle baş başa kalmaksa; Montevideo tam size göre bir şehir.

İlgili Sitenin Haberleri