Haber Detayı
Dışişleri Bakanı Fidan: İran'a Yönelik Bir Askeri Müdahaleye Karşıyız
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Biz İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız. İran'ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisinin çözmesi gerekiyor. Tabii bunun uluslararası ilişkilere bakan boyutu var. O da nedir? Yaptırımlara tabi. Yaptırımlara neden tabi? Takip ettiği bazı politikalardan dolayı, gerek kürese gerek bölgesel. Kendilerine de söylüyoruz, bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmesi gerekiyor. Küresel nükleer konusunda da sorunların diplomasi yoluyla hiç fırsat kaybetmeden çözmeli ki, ekonomik zorluklara neden olan yapısal birtakım problemler ortadan kalksın" dedi.
Haber: Melis YILDIRIM(İSTANBUL) - Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Biz İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız.
İran'ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisinin çözmesi gerekiyor.
Tabii bunun uluslararası ilişkilere bakan boyutu var.
O da nedir?
Yaptırımlara tabi.
Yaptırımlara neden tabi?
Takip ettiği bazı politikalardan dolayı, gerek kürese gerek bölgesel.
Kendilerine de söylüyoruz, bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmesi gerekiyor.
Küresel nükleer konusunda da sorunların diplomasi yoluyla hiç fırsat kaybetmeden çözmeli ki, ekonomik zorluklara neden olan yapısal birtakım problemler ortadan kalksın" dedi.Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye'de yerleşik ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarıyla İstanbul'da Intercontinental Hotel'de düzenlenen toplantıda bir araya geldi.
Fidan, geçen sene küresel düzenin temelini oluşturan kurallar manzumesinin bir tahribata uğradığını belirtti.
İnsanlığın ortak vicdanında derin yaralar açan krizlerin art arda yaşanmaya başladığını ifade eden Fidan, "Bu durum karşısında devletlerin mevcut mülk ilişkilerini sorguladıklarını ve yeni yapılar tespit ve arayışına girdiklerini gördük.
Çatışmalar, ekonomik dalgalanmalar ve teknolojik dönüşümler ülkelerin önceliklerini, yeteneklerini ve stratejilerini gözden geçirmelerine sebep oldu.
Öte yandan sorumluluk ve irade sahibi ülkeler arasında diplomasi, sorunların barışçıl çözümü yönünde yegane araç olarak öne çıktı.
Tüm bu sebeplerle 2025 senesi uluslararası sistemde kalıcı izler bırakan ve Türk dış politikası açısından son derece yoğun geçen bir yıl oldu" dedi."Gazze'de ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi için çalışmaya devam edeceğiz"Fidan, "Gazze'de yaşanan soykırım, uluslararası hukuk ve insani değerler bakımından 2025'in en ağır ve öncelikli gündem maddesini teşkil etti.
Aynı zamanda uluslararası sistemin kapasitesinin test edildiği bir sınav niteliği taşıdı.
Açıkça söylemek gerekir ki günümüzün küresel yönetişim modeli maalesef bu sınav karşısında sınıfta kaldı.
Türkiye olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dost ve kardeş ülkelerle beraber soykırımın durdurulması ve ateşkesin sağlanması için büyük çaba gösterdik.
Gelinen aşamada kırılgan ancak ümit vaat eden bir durumla karşılaştık.
Önümüzdeki dönemde ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi, Gazze'nin yeniden imar edilmesi ve Filistinlilerin kendi devletlerinin çatısı altında barış ve huzur içinde yaşayabilmeleri amacıyla çalışmaya devam edeceğiz" diye konuştu.
Rusya-Ukrayna aynı savaşı, transatlantik ilişkilerden Avrupa'nın kimliğine ve güvenlik mimarisine kadar pek çok konunun alışılagelmiş kalıplarını sorgulandığı tartışmaları da beraberinde getirdiğini dile getiren Fidan, "Türkiye olarak diplomatik kanalları açık tutmak ve barışın tesisi yönünde adımlar atılmasını sağlamak için, siz dde takip ettiniz, gerçekten başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere çok yoğun çaba gösterdik. 2026 yılında savaşın sona ermesi konusundaki gayretler, ideal çözüm ile gerçekçi çözüm arasındaki farkı kapatmaya odaklanacak" ifadelerini kullandı."İnşallah bu yıl SDG sorunu çözülür"Fidan, Avrupa güvenlik mimarisinin uzun yıllar gündemde kalacağına değinerek, "Öte yandan Suriye'nin içinden geçtiği büyük dönüşüm ve uluslararası topluma entegrasyonu 2015 yılının olumlu gelişmelerinden birini teşkil etti.
Suriye konusunda bölge ülkelerinin, Avrupalı devletlerin ve ABD'nin ortaya koyduğu yapıcı irade aynı kararlılıkla bu yolda devam etmesini temenni ediyoruz.
SDG meselesi ise Suriye, Türkiye ve bölgemiz geri kalanı için bir sorun olmaya devam ediyor.
İnşallah bu yıl bu sorun da çözülür.
Türkiye olarak bu hususdaki kararlı ve net politikamızı 2026 yılında da sürdüreceğiz" dedi.
Fidan, "Afrika ülkeleriyle ilişkilerimize özel emek sarf ettik.
Rusya-Ukrayna, Etiyopya-Somali ve Pakistan-Afganistan arasında arabuluculuk faaliyetleri yürüttük.
Ülkemize savunma sanayi konusunda uygulanan yaptırımların büyük oranda kaldırılmasını sağladık.
Ekonomik konulara, küresel ve ikili ticari ilişkilerimize özel önem atfettik.
Enerji ve bağlantısallık konularında diğer kurumlarımızla beraber kapsamlı ve kapsayıcı projeler ürettik" şeklinde konuştu."Belirsizlik artık daim duruma gelmiş durumda"Fidan, "Artık hiçbir ülke dış politikasını önceden belirlenmiş şablonlara göre yürütecek durumda değil.
Çünkü belirsizlik artık daim duruma gelmiş durumdadır.
Bugünün uluslararası ortamı kuralların aşındığı, güç dengelerinin yeniden şekillendiği ve ancak vizyoner liderlerin yön verebileceği bir yapıya evrilmektedir.
İttifakları doğru kurmak, menfaatleri doğru tanımlamak ve araçları ustalıkla kullanmak zorunda" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bu dönemde belirleyici bir rol oynama kapasitesine sahip olduğuna işaret eden Fidan, "Bu rolü oynamaya da devam edecektir.
Nitekim kriz anlarında tavsiyesi aranılan, arabuluculuğu ve katkısı talep edilen bir konuma geldiysek bu hem devlet aklının hem de liderliğin uzun yıllara yayılan birikiminin sonucudur" dedi. 2026 yılında yoğun bir takvimin beklediğini söyleyen Fidan, "Yeni yılda dış politik önceliklerimizi hassasiyetle takip etmeye devam edeceğiz.
NATO Zirvesi'ne, Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine ve BM İklim Değişikliği Zirvesi'ne inşallah bu yol ev sahipliği yapacağız" şeklinde konuştu."İran'da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendiriyor"Fidan, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. "ABD'nin İran'a yönelik bir askeri operasyonun beklenip beklenmediği" sorusu üzerine Fidan, şu değerlendirmeyi yaptı: "İran'ın komşusu olarak, dostu olarak samimi bir şekilde görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz.
Bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor.
Yoğun bir ticaret ve sosyal ilişki var.
Dolayısıyla İran'da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz.İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunların çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsız senaryolardan kaçınması bizim de menfaatimize.
Onun için bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek.
Ama maalesef geçtiğimiz aylarda da gördük, 12 gün savaşlarında önce İsrail'in sonra da Amerika'nın bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık.
Bu saldırı belli bir yerde durdu.
Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya çıkması yani bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil.
Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz.İran'da olacak geniş çaplı istikrarsızlığı, bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üstünde olduğunu düşünüyorum ben.
Onun için diplomatik sohbetlere devam edeceğiz.
İnşallah Amerika ile İran kendi arasında bu konuyu gerek arabulucular üzerinden, gerek diğer aktörler üzerinden veya direkt görüşerek çözerler.
Biz de konuyu yakından takip ediyoruz.""Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki""Gazze Planı'nın ikinci aşamasına geçilmesi ve Türkiye'nin bu süreçte ne tür katkı vermeye hazırlandığına" ilişkin soruyu Fidan, şöyle yanıtladı: verdi: "Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus.
Cumhurbaşkanımız özellikle insani yardımlar konusunda inanılmaz bir büyük hassasiyet içerisinde Filistinlilerin orada soğukta barınmasız kalması, ilaçsız kalması, gıdasız kalması hepimiz çok derinden yaralanmakta.
İsrail'in bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguladığını da biliyoruz.
İsrail uluslararası toplumun hep beraber uygulamak istediği bu Barış Planı'nı Netanyahu hükümetinin esası itibariyle çok fazla uygulamaya yana olmadığını biliyoruz.
Yani onların nihai amacı Filistinlilerin Gazze'den çıkması.İkinci aşamada geçtiğimiz günlerde yani grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze'nin idaresini alması birinci öncelik taşıyor.
Daha sonra Barış Kurulu'nun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına gündelik icraatı yürütecem yönetim kurulunun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması.
Bu sırada gidecek bir işlem manzumesi var.
Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunu inşallah tamamlayıp organların en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz.
Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki.""SDG'nin Kandil ile bağı 2 artı 2, 4 eder kadar net"Fidan, "Halep'te bir operasyon beklenip beklenmediği" ve "Ahmed Şara'nın bazı açıklamaları var.
SDG'nin çok başlı yapısına dikkat çekiyor.
Kandil ile bağı çözüme engel diyor.
Bu gelişmeler ve açıklamalar ışığında Suriye'deki genel durum ve 10 Mart Mutabakatı için ne söylersiniz" soruları üzerine şu ifadeleri kullandı: "SDG'nin Kandil ile bağı meselesi, yeni tespit edilmiş bir bilgi olarak zaman zaman özellikle Batılı muhataplar tarafından karşılanmış bizim de hayret ettiğimiz bir konu.
Bu, 2 artı 2, 4 eder kadar net olan bir bilgi.
Bizim SDG ile en büyük problemimizin bu olduğunu baştan beri söyledik.
Suriye Kürtlerinin kendi otantik bir araya gelip sadece Suriye'deki Kürtlere has, Suriye'deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye ile tabii ki ilgisi var.
Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz.
Belli ülklelerin kendi iç sorunlarını çözmeden sınırlarının neler olduğunu biz biliriz.
Ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor.
Yani dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye'deki uzantısının, adının SDG olması, YPG olması bizim çok bildiğimiz bir gerçektir.SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin, Kandil'den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğinin herkes bilincinde.
Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir durum.
Zora da soksan bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması.Halep konusunda da geçmişte biz uyardık, gittik, geldik.
Yani bu durumların ortadan kalkması lazım.Olayın güç kullanılmasına gelmemesi lazım dedik.
Şimdi Fırat'ın batısında, özellikle geçmişte 8 Aralık'tan sonra işgal edilen yerlerin iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması, unsurlar doğuya çekilmesi gündemde.
Bu film tekrar tekrar oluyor.
Yani biz Afrin'den, Resul Ayn'den itibaren, Tel Rifat'tan itibaren, her zaman aynı oyunu görüyoruz.
Gidiyoruz, diyoruz ki ya bakın burada duruşumuz illegal, şu yapıların şu unsurların şu şekilde olmaması lazım.
Yok.
Sonra güç kullanıyoruz, geri adım atıyor.
Bu şablondan çıkılması lazım.
Gerçekten iyi niyet gösterisinde bulunmak istiyorlarsa diplomasiye dayalı, diyaloğa dayalı bir sorun çözme şekline girmeleri lazım."İnşallah barışçıl yollarla çözülür"Diyalog içindeymiş gibi gözüküp, dünyaya böyle bir imaj verip, zaman kazanıp bölgede hani daha da fazla istifade edeceğimiz bir kriz çıkar mı diye de etrafa bakıp belli aktörlerle de ilişki devam ettirip bu kadar parametreyi yönetecek ne zihniniz var ne de gerçeklik buna izin verir.
İyi niyet koyacaksanız, biz Suriye'de istikrar istiyoruz, Suriyeli Kürtlerin müreffeh olmasını istiyoruz.
Irak ve diğer konuları bırakın bir kenara ama biz bunun böyle olmadığını biliyoruz ama inşallah olur.
Çok yakından takip ettiğimiz bir konu.
İnşallah barışçıl yollarla çözülür.""Azınlıkları dışlayarak bir yere gitme şansınız yok"10 Mart Mutabakatı'na ilişkin soru üzerine Fidan, şunaları söyledi: "Suriye yönetiminin bunları hayata geçişrmesi için bu 10 Mart Mutabakatı'nda yer alan hususlara ihtiyacı yok.
Bu konuda hem bölge ülkeleri olarak bizim kendisinden talebimiz hem kendilerinin programında var.
Ülkede bulunan diğer azınlıkları, inanç gruplarını sizi yönetime katmayarak, dışlayarak bir yere gitme şansınız yok.
Ama burada altın oran şu: Anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıklarının yönetime dahil olmasıyla kendilerini ayrı bir küme olarak belirleyip bir siyasal entite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması ikisi ayrı şey.
Bu ikisi ayrı şey.
Zaten problemin çıktığı yer burası.Bizim istediğimiz anayasal vatandaşlık formülünün bütün insanların lehine olacak, yani insanlar kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken aynı zamanda bir bayrağın altında vatandaşı oldukları ülkenin bütün menfaatinden, gücünden, refahınan yararlanacakları ve katılımı o şekilde yapacakları bir yapının, defaatle denenmiştir ki istikrara, barışa, refaha daha uygun bir yapı olduğu ortaya.
Bu böyleyken ülkeyi siyasal entitelere bölmek, inanca göre, etnisiteye göre adacıklar oluşturmak, bu bölünmeye davetiye çıkartmaktır.""Deniz gücünün komutasının sorumluluğunu biz almak istiyoruz""2026 yılında Ukrayna barışı olursa Türkiye'nin Karadeniz'deki işlevinin ne olacağı, F-35 süreci ve vize konusundaki" sorunlara ilişkin sorular üzerine Fidan, şu değerlendirmede bulundu: "Yapılacak olan barış sadece Rusya ile Ukrayna arasında olacak olan bir barış olmayacak.
Esas itibarıyla Avrupa ile Rusya arasında olan bir barış olacak aynı zamanda.
Trump'ın Amerika'da iktidara gelmesinden sonra Amerika'nın Rusya-Ukrayna savaşında öncü rolünü değiştirmesi ve nötr bir pozisyona geçmesi ve Avrupa güvenliği ile ilgili oynadığı tarihi rolü ve sorumluluğu da tekrar tadil etmeye gitmesi neticesinde ortaya başka bir sorun çıktı.
Rusya-Ukrayna savaşları sorunken Amerika'nın bu savaşın sonuna doğru ortaya koyduğu pozisyonda daha başka bir sorun çıktı.
Sorun içinde, sorun içinde.
Avrupa güvenliği çok ciddi bir şekilde Ukrayna'nın güvenliğine bağlanmış durumda.Gelinen noktada eğer bir barış anlaşması olursa üç tane husus var, askeri boyutu olan.
Birincisi bu anlaşmanın takibi, doğrulanması, izlenmesi nasıl olacak?
Buna ilişkin yapılan çalışmalar var.
İkincisi Ukrayna'nın caydırıcılık gücü nasıl devam edecek?
Buna ilişkin yapılan çalışmalar ve planlar var.
Üçüncüsü, bir ihlal olması durumunda ne türden tedbirler, hangi araçlarla, hangi senaryolarda alınacak?
Karadeniz bizim de bulunduğumuz en büyük NATO üyesi olarak Türkiye'nin yer aldığı yer.
Deniz gücünün komutasını Cumhurbaşkanımızın da bir talimatıyla öteden beri biz bu sorumluluğu almak istiyoruz.
Şimdiki planlamalarda bu sorumluluk bize verilmiş durumda.
Burada gönüllü olan diğer ülkelerle beraber bir sorumluluğu alacağız.
Bu bir veri.
Buna ilişkin bir Milli Savunma Bakanlığımız bir çalışma yürüttmekte.
Hava ve kara unsurları İngiltere ve Fransa'nın öncülüğündeki başka ülkelerle gidecek."İnşallah bu sene CAATSA'nın kalktığına şahit oluruz"F-35 konusuna gelince, bu CAATSA'nın uygulanması neticesinde ortaya çıkan konu.
Biz olaya sadece F-35 açısından bakmıyoruz.
CAATSA'nın genel olarak ortadan kaldırılması konusunda yürütülen diplomatik çalışmalarımız var.
New York sonrası Sayın Cumhurbaşkanımız Washington'u ziyaret ettiği 25 Eylül'de aslında Sayın Trump ile Sayın Erdoğan arasında varılan mutabakat sonucunda bu sorunun da diğer sorunlar gibi iki ülke gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştu.
Bunu daha önce de ifade etmiştim.
Bu iradenin, iki taraflı hayata geçmesindeki teknik zorlukları, problemleri ortadan kaldırmak için çalışıyoruz.
Bu irade burada mevcut.
İnşallah bu sene CAATSA'nın kalktığına şahit oluruz.Aslında siz herhangi bir Avrupa devletine müracaat ettiğiniz zaman, tek bir ülkeye müracaat ediyorsunuz.
İşlem olarak giderek daha merkezileşti, kriterler aynı.
Birincisi böyle bir idari sorun var.
Bunlar biliyorsunuz uzun süre pandemide kapalı kalmıştı.
Daha sonra hayata geçmesinde sıkıntı vardı. ve şimdi bu kabiliyetleri tekrar kazandılar.
Belli yerlerde sorunlar azaltılıyor.
Ama bu biraz daha az etkileyen boyutu."Aydınlanmayı yaşayıp modernleşmeyi getirin.
Ondan sonra tekrar tekerlekleri geriye döndürün"Daha çok etkileyen boyutu, Avrupa'da aslında göçten dolayı, göçmenlik meselesinden dolayı, son yıllarda değil, hep var olan göçmenlerin artık bir politika malzemesi haline gelmesi ve bu politikayı güdenlerin diğer partiler karşısında giderek mevzi kazanması.
Artık Avrupa hükümetleri giderek daha fazla dışarıdan yabancıların ülkeye hangi sebeple olursa olsun, doktor, mühendis falan fark etmiyor.
Onlar dışarıda birini gördüğü zaman kimliğine bakmıyor.
Tipine bakıyor, rengine bakıyor, duruşuna bakıyor.
Artık Avrupa'nın tabii bu noktaya gelmiş olması başka bir sorun alanı insanlık adına.
Siz aydınlanmayı yaşayıp modernleşmeyi getirin.
Ondan sonra tekrar tekerlekleri geriye döndürün.
Bu başka bir konu.Ülkeye yabancı girişi artık Avrupa'da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir.
Benim korkum ben korkuyu söyleyeyim, bu konuda zaten artık yığınsal göç durmuştur.
Kendileri de biliyorlar ama aşırı sağın yükselmesi için bu konudaki rüzgara ihtiyacı var.
Artık dışarıdan göç almanın değil, içeride bulunanı tekrar göndermenin siyaset malzemesi yapılacağı bir noktaya Avrupa evrilebilir.
Çünkü artık aşırı sağ bakıyor, merkezi hükümetler, merkez sol, merkez sağ hükümetler çok ciddi vize politikaları, göç politikaları geliştirdiler ve oradan artık ekmek çıkmayabilir siyasi olarak.
Yeniden göç ettirme kavramını artık ağır ağır gündeme getiriyorlar.AB'ye aday ülke olan ve yıllardır gerçekten AB ile her tür etkileşime girmiş olan Türkiye'nin vize konusunda bu sorunu yaşıyor olması bir problem alanı.
Bunun ortadan kaldırılmasının çözümü vize serbestisi anlaşmasının yürürlüğe girmesidir.
Bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi için biz bu yıl daha sistemli bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz.""Karadan güç kullanmayı şu ana kadar çok fazla tercih ettiğini görmedim"İran ile ilgili bir soru üzerine Fidan, şunları kaydetti: "Biz İran'a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız.
İran'ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisinin çözmesi gerekiyor.
Tabii bunun uluslararası ilişkilere bakan boyutu var.
O da nedir?
Yaptırımlara tabi.
Yaptırımlara neden tabi?
Takip ettiği bazı politikalardan dolayı, gerek kürese gerek bölgesel.
Kendilerine de söylüyoruz, bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmesi gerekiyor.
Küresel nükleer konusunda da sorunların diplomasi yoluyla hiç fırsat kaybetmeden çözmeli ki, ekonomik zorluklara neden olan yapısal birtakım problemler ortadan kalksın.Uluslararası izolasyon altında olduğumuz zaman sizin bazı ekonomik hizmetleri verme imkanınız giderek sınırlanıyor.
İran'ın büyük bir nüfusu var, dinamik bir halkı var, yaşama katılma arzusu son derece yüksek bir halkı var.
Bunları belli konulardan mahrum ettiğiniz zaman ortaya bu tür sıkıntılar çıkıyor.İnsanların karşılaştıkları ekonomik ve diğer güçlerle ilgili sıkıntıların rejime karşı bir ideolojik başkaldırı gibi görünmesi.
Aslında bu artık gri bir alan olmuştur.
Burada yakından baktığımız zaman, çok fazla dışarıdaki bazı İran düşmanı olan ülkelerin iştahını kabartacak bir durum durum yok, rejime düşmanlık açısından.Biz burada bir müdahale olmasını istemiyoruz.
Ama Trump politikalarına baktığınız zaman, karadan güç kullanmayı şu ana kadar çok fazla tercih ettiğini de görmedim." (Sürecek)