Haber Detayı

Gönlümün Arka Bahçesi: Adil Ocak’ın resminde hatıranın ışığı, ışığın hatırası
Kültür-sanat cumhuriyet.com.tr
15/01/2026 16:29 (3 saat önce)

Gönlümün Arka Bahçesi: Adil Ocak’ın resminde hatıranın ışığı, ışığın hatırası

İnsanın içinde, herkesin görmediği bir yer vardır. Sokak kapısından girilmez oraya; vitrin ışığına da pek benzemez. Daha çok, günün sonunda ceket cebinde kalan toz gibi; çocukluktan kalan bir koku gibi; bir şehrin adını duyunca aniden beliriveren o eski renk gibi…

“Gönlümün Arka Bahçesi” başlığı, tam da bu görünmeyen yere işaret ediyor.

Adil Ocak’ın sergisi, bir mekânda açılmaktan çok, insanın içindeki o saklı coğrafyayı açıyor: Geriye dönüp bakınca değil; ileriye yürürken bile içinde taşınan bir bahçeyi.

Serginin afişinde kurduğu dünya, bu başlığın boşuna seçilmediğini daha ilk anda söylüyor.

Gökyüzü, kızılın ve pembenin katmanlarıyla üst üste binen bir akşam perdesi.

Uzakta yumuşak bir tepe çizgisi; onun önünde sıklaşan, çoğalan, birbirine yaslanan ağaçlar… Bir kasabanın küçük pencereleri yanıyor; ışık, karanlığın içinden değil, hatıranın içinden sızıyor sanki.

Ön planda tarlalar, geniş parseller halinde uzanıyor: insan emeğinin çizgisi, mevsimin ritmi, tekrarın sabrı… Ve en altta, dumanını ince bir çizgi gibi arkasına bırakan bir tren geçiyor.

Tren, yalnızca bir araç değil; resmin içinden geçen “zaman” duygusu.

Bir yerden bir yere gitmek kadar, bir çağdan ötekine geçmek: çocuklukla yetişkinlik arasındaki o uzun hatta.

Adil Ocak’ın resminde manzara, çoğu zaman “dışarının görüntüsü” olmaktan çıkar; “içerinin iklimi”ne dönüşür.

Bu yüzden ağaçlar bir orman değildir yalnız; insanın biriktirdiği şeylerin kalabalığıdır.

Tarlalar yalnız bir ova değildir; hayatın kendini düzene sokma çabasıdır.

Ev ışıkları yalnız bir köy ayrıntısı değil; insanın, uzaklıkla yakınlığı aynı anda hissettiği o ince sızı.

Ocak’ın resminde mekân, “yer” olmanın ötesinde “yurt”a yaklaşır: İçinde yaşanmış, üzerinden geçilmiş, hatıraya dönmüş bir yerdir bu.

Bu duyarlığın arkasında, sanatçının hayatının taşıdığı coğrafya da var. 1951 Trabzon doğumlu Ocak, 1965’te Ankara’ya gelir; Gazi Eğitim Enstitüsü yıllarının ardından uzun bir öğretmenlik dönemi yaşar, üretimini atölyede sürdürür.

Yaşam çizgisi bile resimlerindeki tren hattına benzer: memleketten kente, yerelden merkeze, taşradan başkente uzanan bir geçiş.

Ama asıl dikkat çekici olan, bu geçişin resimde bir “kayıp” değil, bir “zenginleşme”ye dönüşmesidir.

Trabzon’un doğası, toprağın ve denizin yan yana durduğu o sert ama cömert coğrafya, Ankara’nın geniş ufkuyla birleşir; resimde ikisi de birer “hafıza rengi” olur.

Ocak’ın söyleşilerinde kurduğu cümle, bu sergiyi okurken de yol gösteriyor: “Var olanı değil de bana göre var olması gereken.” Bu, basit bir estetik tercih değil; resme karşı bir tutumdur.

Çünkü “var olan” çoğu zaman gözü ikna eder; ama insanı her zaman içeriden yakalamaz. “Var olması gereken” ise, bazen gerçekliğin yerine geçen bir duygu doğruluğudur: Gördüğümüz şeyden çok, o şeyin bizde bıraktığı iz.

Bu yüzden Adil Ocak’ın renkleri, doğayı kopyalamaz; doğanın insanda bıraktığı tortuyu kurar.

Gökyüzündeki kızıl, meteorolojik bir anı değil; bir ruh hâlini taşır.

Işık, aydınlatmak için değil, hatırlatmak için vardır.

Sergideki resimlerin çoğunda hissedilen o “ışık dramaturjisi” de buradan gelir.

Ocak’ın ilgisini çektiği isimler arasında Rembrandt ve Caravaggio’nun ışık duyarlılığına, Van Gogh’un serbest tuşesine işaret etmesi boşuna değil.

Bu etkiler, doğrudan alıntı gibi durmaz; resmin içindeki gerilimlerde, koyuyla aydınlığın birbirini taşıdığı anlarda, ufuk çizgisinin bir sahne çizgisine dönüştüğü yerlerde duyulur.

Işık burada sadece bir fizik meselesi değildir; bir anlatım aracıdır.

Bazen bir evin penceresinden sızan küçük sarı parıltı, koca bir manzaranın “insan” tarafını tek başına ayakta tutar.

Bazen bulutların altındaki yumuşak pembe katman, akşamın değil, iç dünyanın perdesini indirir. “Gönlümün Arka Bahçesi”nin en güçlü yanı, manzarayı bir “kaçış”a çevirmemesi.

Bu resimler, hayattan uzaklaşmak için kurulmuş dekorlar değil; hayatın içinde kalmanın başka bir yolu.

Tren geçiyor; tarlalar uzanıyor; ağaçlar çoğalıyor; küçük ışıklar yanıyor… Her şey yerli yerinde ama her şey bir parça “daha başka”: Biraz daha sıcak, biraz daha derin, biraz daha içeriden.

Adil Ocak, doğayı sakinleştirerek değil; ona bir hafıza yükleyerek kuruyor.

Böylece resim, bakılan bir yüzey değil; içine girilen bir iklim oluyor.

Sergi, Ankara’nın hızlı gündemi içinde bir “durak” duygusu taşıyor.

Bir resmin karşısında insanın aceleyi bırakıp bakışını genişletmesi gibi… Çünkü Ocak’ın manzaraları, “görmek”ten çok “hatırlamak”la ilgileniyor.

Arka bahçe dediğimiz yer de zaten böyle değil mi: Kapısını her gün açmadığımız, ama varlığını bildiğimiz, içimizde durdukça bizi tamamlayan bir yer.

Adil Ocak’ın “Gönlümün Arka Bahçesi” sergisi, tam da bu tamamlanma ihtiyacına seslenen bir buluşma.

Doğaya bakarak değil; doğanın içimizde bıraktığı renge bakarak.

SERGİ BİLGİLERİ Adil Ocak – “Gönlümün Arka Bahçesi” (Kişisel Sergi) Tarih: 17 Ocak – 5 Şubat 2026 Açılış ve Kokteyl: 17 Ocak 2026, Cumartesi – 18.00 Mekân: Galeri Yavrukuş Adres: Sancak, Tiflis Cd. 36/A, 06550 Çankaya / Ankara

İlgili Sitenin Haberleri