Haber Detayı
Ankara’da su yok, açıklama çoook….
Ankara’da Su Meselesi: Kuraklık, Planlama ve Ortak Sorumluluk Gerektirir.
Ankara, bu kışı alışılmışın dışında bir tabloyla geçiriyor.Başkentte haftalardır süren su kesintileri, konuyu yalnızca bir belediyecilik tartışması olmaktan çıkarıp doğrudan bir şehir yönetimi ve yaşam kalitesi meselesine dönüştürmüş durumda.
Vatandaşlar günlük ihtiyaçlarını tankerlerden, çeşmelerden ya da sınırlı saatlerde verilen sudan karşılıyor.
Yaşanan sürecin merkezinde iki kurum bulunuyor: Devlet Su İşleri ve Ankara Büyükşehir Belediyesi.
Tartışma da doğal olarak bu iki kurumun yetki ve sorumluluk alanlarında yoğunlaşıyor.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, yaptığı basın açıklamasında yaşanan sıkıntının temel nedenlerini rakamlarla ortaya koydu.
Ankara’nın son 50 yılın en kurak dönemlerinden birini yaşadığı, yeraltı su seviyelerinin ciddi biçimde düştüğü ve nüfusun 6 milyona yaklaştığını ifade ediyor.
Deprem sonrası yaşanan yoğun göç de kentin su ihtiyacını öngörülenin üzerine taşıdığını söyledi.
Verilere dikkat çekti:1994 yılında Ankara’nın nüfusu yaklaşık 3 milyonken barajlara gelen yıllık su miktarı 130 milyon metreküp seviyesindeydi.
Bugün nüfus iki katına çıkmış olmasına rağmen barajlardan gelen su miktarı 110 milyon metreküp civarında.
Kişi başına düşen günlük su miktarının 55 litreye kadar gerilemesi, sorunun geçici bir krizden ziyade yapısal bir planlama problemine işaret ettiğini gösteriyor.
Tartışmanın önemli başlıklarından biri Gerede Projesi.
Ankara’nın uzun vadeli su ihtiyacını karşılaması hedeflenen bu projeden beklenen ölçüde su temin edilemediği belirtiliyor.
Büyükşehir Belediyesi, yeni su kaynaklarının belirlenmesi ve tahsisi konusunda DSİ ile çeşitli temaslar kurduğunu ifade ederken, DSİ tarafı sürecin teknik ve idari boyutlarına dikkat çekiyor.
Belediye, mevcut şartlar altında talebi yönetmeye yönelik önlemler aldığını belirtiyor.
Park ve bahçelerde su kullanımının azaltılması, düşük tüketimi teşvik eden indirimli tarifeler, yüksek tüketimi sınırlayan kademeli fiyatlandırma, yeni sondaj çalışmaları ve altyapı yatırımları bu kapsamda hayata geçirilen uygulamalar arasında yer alıyor.
Polatlı ve Keçiören gibi bölgelerde yapılan uzun hatlı yatırımlar da kentin içme suyu altyapısını güçlendirmeyi amaçlıyor.
Ancak şu noktanın altını özellikle çizmek gerekiyor:Susuzluk meselesi, bir belediye başkanının ya da tek bir kurumun sorunu olmanın ötesinde, doğrudan vatandaşın yaşadığı bir mağduriyettir. 21. yüzyılda, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde insanların ellerinde su bidonlarıyla sokaklarda görülmesi, yalnızca bir altyapı eksikliği değil; aynı zamanda modern şehir iddiasıyla çelişen bir görüntüdür.
Bu tablo, gelişmişlik, planlama ve kamu hizmetlerinin sürekliliği açısından sorgulanması gereken bir durumdur.
Bu nedenle mesele, siyasi kimlikler üzerinden okunmaktan çok, yaşam standardı ve kamusal hizmetler çerçevesinde ele alınmalıdır.
Mansur Yavaş’ın Ankara halkından özür dilemesi de bu yaklaşımın bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Türkiye’de kamu yöneticilerinin kriz anlarında sorumluluk dili kullanması sık rastlanan bir durum değildir; bu tutum, sorunun ciddiyetinin kabul edildiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Sonuç olarak Ankara’daki su krizi; kuraklık, nüfus artışı, iklim değişikliği ve merkezi–yerel yönetimler arasındaki planlama uyumunun bir bileşkesidir.
Susuzluk ne sadece bir kişinin ne de tek bir kurumun meselesidir.
Bu sorun, başkentte yaşayan milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkileyen ve ortak akıl, uzun vadeli planlama ve kurumsal iş birliği gerektiren bir kamu meselesi olarak ele alınmalıdır. 21. yüzyılda bir başkentin halkı su bidonuyla yaşıyorsa, bu durum kriz değil, doğrudan bir medeniyet ayıbıdır, eksikliktir.