Haber Detayı

Erkan Baş: Bir Ülkede İnsanlar Sokağa Atıldığı İçin Yanarak Ölüyorsa O Ülkede Birileri Çok Büyük Suç İşliy...
Güncel haberler.com
14/01/2026 17:07 (2 saat önce)

Erkan Baş: Bir Ülkede İnsanlar Sokağa Atıldığı İçin Yanarak Ölüyorsa O Ülkede Birileri Çok Büyük Suç İşliy...

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, "Ev kirası sürekli olarak artıyor ve nihayetinde artık ev kirasını ödeyemez hale gelen 66 yaşındaki Cemal amca, 3 çocuk babası, birkaç ay kirayı ödeyemeyince evden çıkmak zorunda kalıyor. Üşüyor gece, bir araca giriyor ve o araçta yanarak hayatını kaybediyor. 66 yaşında bir insan sokakta kaldığı için, emekli maaşı kirasını ödemeye yetmediği için, sokakta bırakıldığı için, sokağa atıldığı için, ona sahip çıkan bir devleti olmadığı için yanarak hayatını kaybetti. Bu kaza falan değil, bir ülkede insanlar yanarak ölüyorsa o ülkede birileri çok büyük suç işliyordur" dedi.

(TBMM) - Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, "Ev kirası sürekli olarak artıyor ve nihayetinde artık ev kirasını ödeyemez hale gelen 66 yaşındaki Cemal amca, 3 çocuk babası, birkaç ay kirayı ödeyemeyince evden çıkmak zorunda kalıyor.

Üşüyor gece, bir araca giriyor ve o araçta yanarak hayatını kaybediyor. 66 yaşında bir insan sokakta kaldığı için, emekli maaşı kirasını ödemeye yetmediği için, sokakta bırakıldığı için, sokağa atıldığı için, ona sahip çıkan bir devleti olmadığı için yanarak hayatını kaybetti.

Bu kaza falan değil, bir ülkede insanlar yanarak ölüyorsa o ülkede birileri çok büyük suç işliyordur" dedi.TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM'de düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Baş, dün TBMM Genel Kurulu'nun yeterli çoğunluğu sağlayamaması üzerine kapanmasını eleştirerek "Bu ara çok sık karşılaştığımız bir şey.

Birden aklıma geçen hafta Tayyip Erdoğan'ın grup toplantısında yaptığı değerlendirmeler geldi.

Tayyip Erdoğan saatler süren bir konuşma yaptı geçen hafta ve yaptıklarını anlattı.

Sözde memlekete nasıl çağ atlattıklarını bir kez daha uzun uzun anlattı.

Aslında konuşmak istemediği konuların üzerini örtmek için yaptı ama oradan aklıma bir soru geldi: Acaba Meclis ne yapıyor arkadaş?

Hani Adalet ve Kalkınma Partisi bu kadar çalışıyor, bu kadar çalışıyor, bu kadar çalışıyor...

Peki Türkiye Büyük Millet Meclisi ne yapıyor" diye sordu.TBMM'nin 28. döneminde iki buçuk yılı geride bıraktığını hatırlatan Baş, "Toplam 41 tane kanun teklifi geçmiş tüm bu süreç boyunca.

Şimdi bu aşağı yukarı şöyle bir hesap anlamına geliyor, ayda en fazla bir tane kanun çıkıyor bu Meclis'ten.

Yani bu kadar milletvekili var, bunlara milyarlarca lira maaş ödeniyor, memlekette kime dokunsanız binlerce, on binlerce dert sıralar size, Meclis ayda bir kanun ya çıkartmıyor.

Daha vahimi son 4 ayda sadece 2 tane kanun çıkmış.

Gelirken aldım yanıma, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açık olduğu her gün milletvekillerine ulaştırılan Meclis'in gündemi.

Bir bakıyorsunuz sayfalarca gündem var aslında, sayfalarca devam ediyor" dedi."Evin doğalgaz faturasına bakıyoruz, 'Sanayide miyiz' diye düşünüyoruz"Meclis'in bu ülkenin sorunlarını çözmeye ne niyeti ne yeteneği ne de çabasının olduğunu belirten Baş, şöyle devam etti: "Bizim buradaki bütün varlığımız bu gerçeğin teşhiri, burada halka yabancı bir topluluğun 'mış' gibi yapmasına isyan etmek için bulunuyoruz.

Bakın örnekler vereceğim.

Geçtiğimiz hafta ben bu kürsüden ne dedim?

Dedim ki, 'Bu iktidar devam ederse 2026 yılı 2025'ten bile daha zor bir yıl olacak bu ülkenin emekçileri için'.

Şimdi günler geçiyor, açık söyleyeyim günler böyle takvim yaprakları biçiminde geçmiyor arkadaşlar.

Faturalarla geçiyor günler, icra mesajlarıyla geçiyor, kredi kartına takla attırmakla geçiyor, kredi kartı ekstrelerinde hesap kitap yapmakla geçiyor.

Bu bir beceriksizlik, bir yeteneksizlik, bir iş bilmezlik falan değil; bu, Türkiye'de bugün iktidarda oturan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, onun genel başkanının bilinçli, sınıfsal bir tercihidir.

Türkiye toplumu açlıkla terbiye edilmek isteniyor.Günlerdir bazen utanarak, bazen üzülerek izliyorum.

Emeklilik tartışılıyor, sanki emekliler bu ülkenin bir yüküymüş gibi davranıyorlar.

Buradan bir kez daha söylemek istiyorum: Emekliler bu ülkede yük falan değildir, emekliler bu ülke için ömrünü vermiş insanlardır.

Bakın insanlar ömrünü veriyorlar, bunun karşılığında istedikleri de çalışamayacak duruma geldiklerinde nefes alıp verebilecekleri, yaşayabilecekleri bir hayattan ibaret.

Ama bakıyorsunuz, emeklinin cebine para daha girmeden kiradır, elektriktir, doğal gazdır, sudur, telefondur, ilaçtır; kime sorsanız 'Geriye hiçbir şey kalmadı' diyor.Acı olan ne biliyor musunuz?

O geriye kalmayan şey hayat işte.

Geriye bir hayat kalmıyor emekli için, getirdikleri düzen bu.

En düşük emekli maaşını 20 bin liraya çıkartacaklarmış.

Dikkat edin, her yıl en düşük emekli maaşını alan insan sayısı artıyor.

Bu eskiden olmayan bir kavramdı, 'en düşük emekli maaşı'.

İktidar kendi verdiği maaşın yetmediğini görüyor, biliyor.

Bunu en azından bir miktar arttırmak zorunda kaldığını hissettiği için de yeni bir kavram uydurdular: En düşük emekli maaşı.

Üstelik utanmadan bunu devletin belirlediği asgari ücretin altında bir en düşük emekli maaşı belirlemeye devam ediyor.

Sokakta herhangi bir yurttaşı çevirin, herkes aynı şeyleri tartışıyor.

Mesela eskiden 'kira öder gibi ev sahibi olmak' diye bir laf vardı, şimdi satın alıyormuş gibi kira ödüyoruz.

Faturalara bakın, küçücük bir evin elektrik faturasına bakıyorsun, 'Fabrika mı çalıştırıyoruz' diye düşünüyoruz.

Evin doğal gaz faturasına bakıyoruz, 'Sanayide miyiz' diye düşünüyoruz.

Hepsi fahiş fiyatla halka satılıyor. ya artık öyle bir ülke haline geldik ki, insanlar banyo yapmıyor hasta olmamak için.

Su harcanmasın, doğal gaz harcanmasın diye… Memlekette kışın donmamak için, yazın bayılmamak için özel çaba sarf etmek zorunda kalıyorlar.

Eskiden ay sonunu getirmek diye bir dert vardı, şimdi ay başında yoksulluk, açlık; ay ortasından itibaren zaten sefalet."66 yaşında bir insan sokakta kaldığı ve emekli maaşı kirasını ödemeye yetmediği için yanarak can verdi"Yine TÜİK'in uydurma rakamlarıyla milyonlarca insanın maaşına yapılması gerekenin yarısı kadar zam yapıldı bu ocak ayı başında.

Yani önümde rakamlar var, çok boğmayacağım.

Ama ENAG'ın açıkladığı enflasyona göre yapılsaydı yüzde 25 yapılması gereken zam, TÜİK'in açıkladığı uydurma rakamlarla insanları yüzde 12,19'a mahkum etti.

Milyonlarca memurun, milyonlarca emeklinin hakkı olanın çalındığı, gözümüzün içine baka baka çalındığı bir tabloyla karşı karşıyayız.

Saatlerce anlatsak bitmez ama bazen bazı olaylar vardır; onu görürsünüz ve aslında saatlerce konuşmanıza da gerek yoktur.

Dün sanırım hepiniz görmüşsünüzdür, gazetelere bir haber düştü.

Tam gerçekten o meşhur söz gibi; hani 'Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız orada insanların nasıl öldüğüne bakın' deniyor ya. 66 yaşındaki emekli Cemal amca, işte o TÜİK'in makyajlı rakamları var ya, onlar nedeniyle hak ettiği zammı alamıyor.

Ama ev kirası sürekli olarak artıyor ve nihayetinde artık ev kirasını ödeyemez hale gelen 66 yaşındaki Cemal amca, 3 çocuk babası, birkaç ay kirayı ödeyemeyince evden çıkmak zorunda kalıyor.

Üşüyor gece, bir araca giriyor ve o araçta yanarak hayatını kaybediyor. 66 yaşında bir insan sokakta kaldığı için, emekli maaşı kirasını ödemeye yetmediği için, sokakta bırakıldığı için, sokağa atıldığı için, ona sahip çıkan bir devleti olmadığı için yanarak hayatını kaybetti.

Bu kaza falan değil, bir ülkede insanlar yanarak ölüyorsa o ülkede birileri çok büyük suç işliyordur."Abdullah Güler diyor ki, 'Size bin lira veriyoruz, her öğün bir yarım ekmek yiyin, yanına da 21-22 tane zeytin alın'"İşte 'saray rejimi, saray rejimi' diyoruz ya, bazen soruyorlar 'Nedir bu saray rejimi'.

İşte budur saray rejimi.

Birileri servetlerine servet katıp lüks içerisinde yaşarken, ne istiyorlarsa onu yerken, nereye istiyorlarsa oraya giderken, yedi sülalelerini zengin ederken; insanların makyajlı TÜİK rakamları nedeniyle maaşları düştüğü için sokakta kalıp yanarak hayatını kaybettiği rejimin adı saray rejimi.

AKP Grup Başkanı Abdullah Güler'in 'En düşük emekli maaşını 20 bin liraya çıkartıyoruz' diye anlatırken yaptığı konuşmayı herkes dinlesin.

Nasıl bir oyunla karşı karşıyayız biliyor musunuz?

Bakın dikkat edin, kendilerince propaganda edebilecekleri bir şey olsa herkes biliyor ki çıkar Tayyip Erdoğan bunu anlatır, değil mi?

Yani Bakanlar Kurulu toplantısı biter, Tayyip Erdoğan çıkar ballandıra ballandıra anlatır, bütün televizyonlar naklen verir.

Yine bekledi insanlar acaba böyle bir şey olacak mı diye, çünkü bu parayla yaşanmayacağı açık.

Tayyip Erdoğan yok, tık yok.

Sonra bir haber düştü, 'Grup Başkanı verecekleri kanun teklifini açıklayacak' diye.

Zaten hemen anlıyorsunuz; yani bir şey veremeyeceklerini, insanların beklentisini karşılayacak bir düzenleme yapamayacaklarını kabul etmişler ki Tayyip Erdoğan değil Abdullah Güler çıkıp açıklıyor.

Bakın tekrar ediyorum, iyi bir şey olsa Tayyip Erdoğan açıklardı zaten.

Ama buna rağmen tabii rol, tabii görev, tabii partiye bağlılık halka bağlılıktan daha önde.

Partinin verdiği görev halka karşı sorumluluktan daha üstte.

O yüzden çıkıyorsun, diyorsun ki 'Bin lira vereceğiz'.

Arkadaşlar uzun uzun hesaplarım ama bin lira şu demek: Günde 1,5 ekmek, 55-60 tane zeytin.

Yani Abdullah Güler diyor ki, 'Size bin lira veriyoruz, her öğün bir yarım ekmek yiyin, yanına da 21-22 tane zeytin alın'.

Ben daha ne anlatabilirim ki?

Yani yoksulluk sınırı 100 bin lira olmuş, 'En düşük emekli maaşını 20 bin lira yaptık' diye övünüyorlar. 5 tane emekli yan yana gelince bir tane yoksul ediyor artık."Kadına karşı şiddeti önlemekle özel olarak görevli bir savcı gidiyor kadın hakime kurşun sıkıyor"Kanayan bir yara olarak adaletten bahsediyorduk ya… Yine Türkiye'deki adaletsizliğin, Türkiye'deki hukuksuzluğun, Türkiye'deki adam kayırmacılığın, liyakatsizliğin, kadın düşmanlığının günlerce anlatsak anlatamayacağımız kadar çıplak bir örneğiyle karşı karşıyayız.

Erkek bir hakim kadın bir savcıya adliyede silahlı saldırıda bulunuyor.

Gerçekten soruyorum, bakın herkese soruyorum.

Eğer yanılıyorsam özür dilemeye de açığım, dünyanın neresinde böyle bir rezalet yaşanır ya?

Üstelik bu savcı kadına karşı şiddeti önlemekle görevli ama çok açık söyleyeceğim, AKP'nin kadrolaşma politikasının bir ürünü.

Bu iktidar döneminde hakim yapılmış, savcı yapılmış; iktidara bağlılık dışında herhangi bir meziyeti olmayan insanlarla dolduruyorlar kamu kurumlarını ve adaletin tecelli etmesi gereken yerde, bir mahkeme salonunda, yani insanların haklarını arayacakları yerde, kadına karşı şiddeti önlemekle yükümlü, bu konuda özel olarak görevli bir savcı gidiyor kadına kurşun sıkıyor.

Memleketteki adalete bakın, orada çaycılık yapan bir mahkum tarafından öldürmesi engelleniyor.

Gerçekten bakın bir düşünün arkadaşlar, böyle bir film izleseniz 'çok absürt' demez misiniz ya?

İşte Adalet ve Kalkınma Partisi'nin adalet mekanizması, işte Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kadına bakışı."

İlgili Sitenin Haberleri