Haber Detayı
Petrol toto ile sondaj finansmanı zamanı
Petrol toto ile sondaj finansmanı zamanı
Spor toto vardı bir zamanlar.
Bir tür bahis sistemiydi.
Sıraya girerdin, kupon alırdın, doldururdun, maçların sonucunu tahmin ederdin, kaybeder veya kazanırdın.
Şimdi de bu sistemin türevleri var.
Buna benzer şans veya kumar oyunlarına bütün ülkelerde talep vardır, demek ki insanın içindeki bazı güdüleri, belki de kazanma isteği veya heyecan arzusunu tatmin eden oyunlar.
Hükümetler için de bunlar güzel vergi toplama alanı olabiliyor.
İşin arka planında ipin ucu kaçırıldığında, bağımlılıklar, hastalık ve aile dramaları oluşabiliyor.
Bu şans oyunları günün sonunda net bir değer yaratan sistem değil, değeri transfer eden bir sistem.
Bu konuyu kenara park edelim.
Enerji bakanımız geçtiğimiz günlerde açıklama yaptı.
Bu sene, yani 2026 programında Karadeniz’de 6 adet keşif kuyusu TPAO ile açılacakmış, Diyarbakır’da ise Amerikalılara tahsis edilen alanda kayaç petrol araması yapılacakmış.
Malum Gabar’da nispeten derin bir konumda önemli petrol rezervi keşfedilmişti ve yeni araştırmalar da doğal olarak oralarda yapılacaktır.
Offshore denen, denizlerde sondaj işlerine bu yazıda pek değinmeyeceğim, o olayın ekonomik boyutu ve yatırım boyutu kara sondajı ile kıyaslanamayacak derecede yüksek.
Hele bizim daha çok çalıştığımız ultra derin deniz sondajları var ki zaten bulunan gaz veya petrolü çıkartabilmek için yabancı firmalara milyar dolar deniz dibi ve deniz üstü mühendislik çalışmaları için para ödeniyor.
Bu yazının konusu yüz milyonlarca dolar yatırım gerektiren derin deniz sondajları değil.
Beş milyon dolar civarında yatırım gerektiren kara sondajları.
Yani asıl yüksek karlılık ve hızlı yatırım dönüşü vaat eden ve kısmen yerli ekipman ve teknoloji ile yapılabilen yatırımlar bunlar.
Bu yazıda bu konunun biraz derinlerine, maliyetlere ve olasılıklara gireceğiz ve sonucunda mevcut politikaları yapıcı olarak eleştireceğiz.
Enerji bakanımızın açıklamalarına göre Amerikalılar 24 arama sondajını 3 sene içinde Diyarbakır bölgesinde yapacaklar.
Verilen diğer kuyu rakamlarının çoğu bulunan rezervin üretimini artırmak için açılacak üretim kuyuları.
Bu yazıda değineceğimiz bu işler değil, asıl kritik olan yeni arama kuyuları.
Şimdi Amerikalıların Diyarbakır’daki çatlatma işini ayıralım, deniz işini de ayıralım.
Karada kaç arama sondajı yapılacak?
Bunları acaba kaçı yabancı firmalar, kaçı özel sektör, kaçı TPAO’nun sondajı, kaçı TPAO’nun taşeronlara yaptırdığı işler, kaçı yurtiçi, kaçı yurtdışı?
Bu ayrımı tam bilemiyoruz.
Peki bu sondaj sayılarında son 10 senede trend ne yönde? 10 sene önce yılda 150 civarında olan toplam sondaj sayıları bu sene programına göre 300’e çıkmış. 10 senede 100% artış var.
Tabi asıl artış üretim kuyusu adedinde, çok kötü değil, daha iyi olmalıydı tabii.
Misal, ABD’de 2024 yılında 15 bin ’den fazla kuyu açılmış.
Kaya petrol olayının zirve yaptığı 2014 civarında ise ABD de yılda 30 bin civarında sondaj yapılmaktaydı.
Üretim yapan toplam gaz ve petrol kuyu sayısı 1 milyona yakın.
Özetle, kendi çapımızda fena gitmiyoruz ama ölçeğimiz halen küresel ölçekte, şampiyonlar liginde oynayamayacak seviyede küçük ve elbette ülkemize yakışmıyor.
Gelin bir de maliyet ve olasılıklara bakalım.
Bu konudaki veriler konusunda yapay zekanın yalancısıyım.
Diyarbakır bölgesindeki sondaj maliyetleri ABD’ye göre önemli ölçüde düşükmüş. 2500 metre sondaj için 3 milyon dolar civarı maliyetlerden bahsediyoruz.
Kuyuların başarı şansı 25% civarında öngörülüyor.
Petrol bulunan sahadan, yaklaşık 15 yıllık ortalama saha ömrü boyunca, 70 USD/varil ortalama fiyattan toplam 100 milyon dolarlık petrol üretilmesi öngörülüyor.
Bu rakamlar çok kaba rakamlar, kabaca fikir vermek için kullanalım, gerçek rakamları ilgili kurumumuz açıklarsa öğreniriz.
Başarılı kuyu 100 milyon dolar, 15 senede üretecekse bunu 5% faiz ile bugünkü değere indirgersek 65 milyon dolar civarı yapar.
Yani bugün 3 milyon harcıyoruz, 25% ihtimal ile 65 milyon dolarlık kazancımız oluyor.
Yani her bir kuyu için beklenen kazanç 16 milyon civarı.
Haydi ilave üretim kuyusu maliyeti, işletme maliyeti ve petrol fiyat dalgalanmalarını düşelim, yuvarlak hesap 10 milyon olsun.
Yani uzun dönemde ( N adet kuyu için) 3 milyon harcıyoruz, 10 milyon kazanıyoruz. 3,5 kat kazanç var.
Ne kadar sürede?
Sismik çalışmalar sonrasında, tüm kuyu hazırlık, test vs. ortalama 10 haftada sahada petrol bulundu mu? sorusuna cevap geliyor.
Siz 10 haftada 1’e 3,5 kazandıran başka bir yatırım biliyor musunuz?
Ben de bilmiyorum.
Bu derece karlı gibi görünen bir alanda TPAO’nun daha çok yatırım yapmasını engelleyen olay nedir?
Muhtemelen yatırım bütçesi kısıtları ve finansmana erişimdeki zorluklardır.
TPAO’nun yatırım bütçesinin çoğunun ultra derin deniz işine gittiğini biliyoruz.
Bu doğru bir politika mıdır ayrı bir tartışma konusu, şimdilik geçelim.
Muhtemelen karada araştırma için az bütçe kalıyor.
Bu sorunu nasıl çözüyorlar?
Finansman için tahvil ihrac etmeye çalıştıklarını açıklamalardan öğreniyoruz.
Neymiş, 4 milyar dolarlık sukuk ihrac etmeye çalışıyorlarmış.
Geçen sene tamamlanacaktı, sanıyorum hala tamamlanamadı işlem, belki talep düşük veya maliyeti beğenmediler.
Sukuk dediğimiz olay, tahvilin daha İslami versiyonu.
Faize faiz denilmeyen, kira geliri filan denilen bir borçlanma enstrümanı.
Tabi diyeceksiniz, madem bu kadar İslami hassasiyet var, Amerikalılara verilen sahalarda İslami üretim mi olacakmış?
Bizim kuyuların finansmanı İslami finansman ile yapılınca vatandaşın evine helal gaz girecek, Amerikalılardan satın alınan gaz şebekeye karıştırılınca ne olacak?
Neyse, asıl önerimize gelelim.
Bu yazının temel politika önerisi, TPAO’nun daha hızlı yatırım yapıp daha hızlı büyüyebilmesi için şans oyunları ile toplanan ve dağıtılan finansman yapısını, TPAO aramaları için de kurmaktır.
Yani vatandaş internetten kupon dolduracak, kuyuları seçecek, parasını kuyunun başarısı şansı için yatıracak, kuyuda petrol veya gaz çıkarsa kazanacak, çıkmazsa parası gidecek.
Böylece hem İslami bir finansman kurgulamış oluyoruz, çünkü ortada faiz yok, reel bir üretim var, kuyudan petrol çıkarsa petrol kazancından pay alıyorsun.
Çıkmazsa paran o kuyunun masraflarına, çalışan işçilerin maaşına gitmiş oluyor.
Sukuk gibi yani kira geliri gibi.
Diğer taraftan şans oyunlarının verdiği heyecan, adrenalin ve kazanma hissi yine bunda da var.
Petrol mu çıkacak, gaz mı?
Çıkarsa çok mu az mı?
Parayı yatırdıktan sonra birkaç haftalık sondaj neticesinde sonucu alıyorsun.
Gayet heyecanlı değil mi?
Şans oyunlarından bu işin diğer farkı bu iş sadece değer transfer eden bir sistem değil, değer yaratan bir sistem çünkü işin sonunda bir üretim var, sahada çalışan işçiler var, makineler var.
Belki kumar analojisi pek doğru olmadı, belki bu işe ‘alternatif finansman modeli’ denebilir veya ‘risk sermayesi yatırımı’ da denebilir.
Artık bu sistemi vatandaşa nasıl ‘satarlar’ o kısmını politika yapıcılara bırakalım.
Bu yöntem ile TPAO’nun arama faaliyetlerine vatandaştan fon toplayabilirsek TPAO’nun yüksek maliyetler ile borçlanmasına da gerek kalmaz.
İster sukuk olsun ister faiz olsun, yüksek faiz ortamında paranın bedeli yüksektir ve borçlanmak için iyi bir zaman değildir.
Alternatif finansman yöntemleri için ise iyi bir zamandır.
Sistemin mutfağına gelirsek.
Nasıl bir getiri oranı sunabiliriz?
Günün sonunda hem TPAO’nun hem vatandaşın bu işten karlı çıkması lazım.
Mevcut endüstri beklentilerine göre, beklenen getiri nedir? 1000 TL yatırdın, 10 haftada sondaj yapıldı, 25% şans ile kuyu başarılı oldu ve yatırımın 3,5 katı değerinde bugünkü değeri olan petrol üretti.
TPAO ile bunu yarı yarıya paylaştırsak, iki taraf da 1,75 kat kazanacak.
Bunlar tabi ortalama değerler.
Kuyu çok büyük miktarda petrol bulursa daha çok kazanç olmalı, ticari petrol yok ise sıfır getiri olur.
Sistem tasarlanırken ilgili uzmanlar oturup makul oranları belirlerler.
Ayrıca hangi safhada yatırım açılacağı da önemli.
Sismik araştırma safhasına para yatırılabilir mi?
Sadece olumlu sismik sonucundaki sondaja mı yatırım olmalı?
Bulunan petrol miktarına göre vatandaşa ilave ödeme olmalı mı yoksa sabit oran mı olmalı?
Bunları sektör uzmanları oturup belirleyebilirler.
Bu tür finansman önerilerinin güzelliği, az maliyet ile küçük miktarda deneme yanılma yapmaya uygun olmasıdır.
Yani bir sistem kurarız, bir oran belirleriz, sistem küçük başlar, az miktarda fon üretilir, baktık iş iyi gidiyor, küçük düzeltmeler ile sistem büyütülür.
Baktık, makul olmayan kamu zararı oluşuyor, oranlar değiştirilir veya sistem iptal edilir.
Yani her durumda denemekten zarar gelmez, bence bizim vatandaşın şans oyunu merakını da göz önüne alırsak güzel bir finansman yöntemi olabilir ve TPAO’nun daha hızlı yatırım yapması ve petrol üretimini daha hızlı artırmanın önünü açabilir.
Ayrıca bir kısmı yurtdışına giden şans oyunu pazarını da küçültür, bu da olumlu.
Bu sisteme yabancıların yatırımına izin verecek miyiz?
Bence ilk dönemde sadece TC vatandaşlarına bu yatırım imkanını açmak lazım, duruma göre sonrasında iş genişletilebilir.
Yerli kurumsal yatırımcılar ve emeklilik fonlarına da belki sınırlı miktarda yatırım fırsatı sunulabilir.
Temel olarak bu yazının konusu burada bitti.
TPAO konusu açılmışken, ilgili bakanlık kapsamına giren bazı politika önerilerini de belirtelim: 1) Enerji Bakanımız çok çalışkan ve enerjik biri.
Bolca programa katılıp vatandaşı bilgilendiriyor, yaptığı işlerin arkasında duruyor, bunları savunuyor, bunlar olumlu.
Eksik kısımlar ise konuya daha hâkim TPAO genel müdürü, BOTAŞ genel müdürü veya sismik verileri değerlendiren birimin başkanı gibi kritik kişiler medyaya pek çıkmıyorlar.
Diğer olumsuz durum, petrol ve gaz arama ve üretim işlerinde milli çıkarlarımıza aykırı şekilde Amerikan şirketlerini önceliklendirme durumu gözlemliyoruz.
Bunun değişmesi lazım. 2) Sn.
Bakan Amerika’dan satın alım taahhüdü verilen LNG anlaşmasını savunmak için dedi ki: “En ucuz gazı Türkmenistan’dan alıyoruz, sonrasında ABD gazı geliyor”.
En ucuz gaz Türkmenistan’daysa bu durumda neden Türkmenistan’dan daha fazla gaz almıyoruz sorusunu sormak gerekmez mi? 3) ABD bize gazı ucuza dahi satsa, ki satmaz (çünkü maliyetleri yüksek, özel sektör üretiyor ve zaten kimseye ucuza satmıyor) yine de bizim fakir olan ve bölgemizde olan ülkelerden gaz alımını önceliklendirmemiz gerekir.
Hem ahlaken bu gerekir hem de fakir ülkeye ödenen gaz karşılığı Türkiye o ülkelere daha çok mal satabilir yani ticari olarak da rasyonel seçenek budur.
Ayrıca ödediğimiz gaz paraları, İsrail’e silah olarak aktarılmaz ve Filistin ve bölgenin bombalanmasında da kullanılamaz.
Üstelik ABD gazının üretiminde, sıkıştırılmasında ve taşınmasındaki maliyetli yöntemlerin fazlaca CO2 emisyonu ve çevre kirliliği yarattığını da hatırlamalıyız. 4) Benzer tartışma Avrupa’da bir çok ülkede yapılıyor.
Misal Fransa’da da büyük tartışma var: “Amerikalılar bizim nükleer santrallerimizin tam kapasite kullanımını engelliyorlar ve bize pahalı sıvı LNG satıyorlar, ucuz Rus gazını almamızı engelliyorlar, boru hatlarımızı sabote ediyorlar” diye kanal kanal gezen enerji uzmanları ve politikacılar var ve sesleri her gün daha fazla yankılanmakta.
Onların önerisi de : “ABD’den gaz alacağımıza bari Kanada’dan alalım, madem ikisi de çevreci olmayan pis gazlar, bizim değerlerimize yakın olan ülkeyi seçelim” şeklinde yorumlar yapıyorlar.
Fransa’da enerji faturaları Türkiye’deki kadar sübvanse edilmiyor ve sonucunda hem sanayici hem kullanıcı vatandaş feryat figan ediyorlar.
Bizdeki sübvansiyon sebebiyle pahalı maliyetli enerjimiz vatandaşı olması gerektiği kadar hoplatmıyor. 5) Geçenlerde “Bulgaristan’a yaptığımız gaz satışı ile ilgili bir benzetme yapıldı ve “Ankara kadar dahi gaz kullanmıyorlar” gibi bir ifade küçümseyici eda ile söylendi.
Hatırlatmak gerekir, ülkelerin enerji bakanlarının marifeti pahalı enerji ithalatı değildir.
Sn.
Bakanımız daha doğmamışken Bulgaristan elektriğini nükleer enerjiden üretiyordu, hala da üretiyorlar.
Halkına yıllar boyunca ucuza elektrik sunabilmiş bir ülkenin enerji politikaları karşısında yapılması gereken esas duruşa geçip selam vermek olabilir. 6) Alanında yetkin bir Amerikan firmasına fracking yani çatlatma yöntemi ile Diyarbakır bölgesinde sahalar tahsis edilmiş ve çatlatma yöntemi gibi ileri bir yöntem sayesinde büyük petrol üretimi potansiyelinden bahsediliyor.
Gelin bu konuyu eleştirel düşünceden geçirelim.
Diyelim TPAO bir sahada üreteceğini üretti ve mevcut teknoloji ile daha fazla üretemiyor.
Buyursunlar bu sahayı o meşhur Amerikan firmasına versinler, firma da müthiş teknolojisiyle (!) yatay yatay delsin, suyu ve kimyasalı bassın ve çatlaklardaki petrolü çıkartsın.
Eyvallah.
Ama durum böyle mi?
Hayır.
Bakir saha veriliyor.
Yahu zaten Cizre’nin karşısında Norveçliler dünya kadar petrol üretiyor, zaten bölgede bolca konvansiyonel yöntem ile üretilebilecek petrol var, neden veriyoruz bu sahayı?
Amerikan firması kazdığında fışkıracak petrol için çatlatma mı yapacak?
Bu sahaların öncelikle TPAO’nun sismik ve sondajından geçirilmesi, konvansiyonel yöntem ile petrol üretilemeyecek olduğunu görmemiz gerekirdi.
Ayrıca çatlatma işi artık yeni değil, dünyada binlerce bu işin uzmanı var, TPAO bu yetkinliği hızlı şekilde kazanabilir. 7) Sizce de Amerikalılar G.Doğu bölgesine biraz fazla sokulmadılar mı?
Dev bir askeri havalimanları var, nükleer silahları var, dev radarları var, konsolosluk var, Evanjelik kiliseleri var, sınırın karşısında da askerleri var, yıllardır PKK’ya ve bölücü hareketlere destekleri de malum.
Irak’ı böldüler, Suriye’yi bölmekteler, hala bölgede, hatta tam olarak sınırımızda adamlara petrol sahası veriyoruz, yine ne idüğü belirsiz yüzlerce Coni gelecek.
Bu mudur Devletimizin stratejik aklı? 8) Bakanımızın açıklamasına göre Akdeniz’de şimdiye kadar 7 veya 8 adet deniz sondajı TPAO gemileri tarafından yapılmış sonuç sıfır.
İstatistiklere göre modern sismik yöntemler, 2D ve 3D sismik yöntemler ile çalışılmış küresel ölçekte bu tür derin deniz arama sondajlarında başarı şansı 30% civarında.
Eskiden daha düşükmüş ama artık sismik arama teknolojisi yapay zekâ desteği ile çok gelişmiş.
Bunların her biri yüzlerce milyon dolarlık sondajlar. 30% başarı şansı olan ortamda biz 8 kere karavana atmışız.
Bu nasıl olabilir?
Her seferinde 200 milyon dolar yakıyorsunuz.
Nedir bu olasılık?
Bu konunun Sayıştay tarafından araştırılması uygun olur.
Sismikler mi hatalı yapıldı yoksa başka dümen mi döndü?
Bugün geldiğimiz noktada ise Akdeniz’de Amerikan şirketleri ile ortak arama çalışmalarından yine bahsediliyor.
Ne oluyor? 9) Bakanımız bir süre önce Van ve Hakkari’de sondaj planından bahsetmişti.
Sondajlar yapıldı mı yoksa ertelendi mi?
Neden?
Bu sene Rize de deniz sondajı yapılacakmış.
Acaba bu sondajı doğrulayan sismik veriler var mı yoksa mahalle baskısıyla mı bu karar alındı?
Doğu Karadeniz’de seneler önce yabancı firmalar sondajlar yapmışlardı ve sonuç sıfır idi.
Ne değişti?
Yabancı firmaların Türkiye’de yaptıkları sismik veriler ve sondaj verileri, numuneler Türkiye’ye veriliyor mu yoksa yabancılarda mı kalıyor? 10) Alcanivorax, Pseudomonas, Rhodococcus, Marinobacter gibi çeşitli hidrokarbon (yani petrol) yiyen bakteriler mevcuttur.
Bunların bir kısmı uygun şartlar sağlanırsa petrol kuyularını kurutma amaçlı sabotajlarda teorik olarak kullanılabilirler.
Bizim kuyulardan alınan örneklerde bu tür bakterilere rastlandı mı? 11) KKTC kara sahasında sismik ve sondaj çalışmaları yapıldı mı?
Yapılması planlanıyor mu?
Yapılmadıysa şimdiye kadar neden yapılmadı?
Malum bunlar deniz aramalarının çok ucuza ve hızla yapılabilecek işler.
Kıbrıs’ın çevresinde madem gaz var, neden altında olmasın? 12) Acaba Botaş ve TPAO’nun tek çatı da birleştirilmesinin fayda-maliyet analizi yapıldı mı?
Yapılacak mı?
Birleşik yapının küçük bir oranda dahi halka açılması durumunda potansiyel olarak Borsamızın en değerli şirketi oluşabilecektir ve şirketin iyi yönetimi için gerekli bazı kurumsal yapılar kurulmak zorunda kalınacaktır.
Ayrıca yüksek faiz ortamında borçlanmak yerine küçük miktarda halka arz, hızlı büyümek için gerekli finansmanı sağlayabilecektir. 13) Hidrojen peroksit (H2O2) üretimini yapan Bandırma’da yerli bir firmamız vardı ama yabancılara satıldı.
Türkiye, ihtiyacı olan hidrojen peroksitin sadece yarısını üretiyor.
Hatta ekonomik potansiyeline göre 25% kadarını üretiyor.
İleride ihtiyaç daha da artacak.
Bunun üretimi için genelde doğal gaz gerekiyor yani gaz işiyle ilgili kimya firmalarının bunu yapmasında ilave kolaylık olur.
Türkiye’nin belki Mersin körfezi civarında ilave hidrojen peroksit yatırımı yapması uygun olur ve bu yatırım bir çok endüstrinin rekabetçiliğini artırır.
Stratejik alanlarda da (roket yakıtı, denizaltı torpido yakıtı vs..) bunun kullanım alanı var.
Bu işi kimler yapabilir?
BOTAŞ kendisi yapabilir, OYAK’ın Hektaş’ı yapabilir, Şişecam yapabilir, Tüpraş veya Petkim de yapabilirler.
Veya bu ürünü kullanan kâğıt sanayisi, tekstil, atık su arıtımı, kimya gibi sanayicilerimize iskontolu alım imtiyazı verilir ve kendileri hissedar yapılarak ortak bir yatırım yapılabilir.
Ana girdi doğal gaz olduğu için enerji bakanlığı ile ilgili bir konudur, notumuzu düşelim. 14) Kara tankeri ile boru hattı olmayan noktalara sıvı doğal gaz taşıyan bazı özel sektör firmalarımız var.
Bu iş aslında devletin yaptığı boru hattı ile gaz dağıtımı işinin tamamlayıcı bir parçası.
Bazı durumlarda ve bölgelerde gaz hattı yerine tanker daha maliyet-etkin olabiliyor.
TPAO’nun bu işe benzer bir iş kurması veya bu işlerdeki oyunculara ortak olarak işi büyütmesi uygun olabilir çünkü bir çok ülkede büyüme potansiyeli olan bir sektördür ve Suriye gibi doğal gaz şebekesi zarar görmüş veya yetersiz olan ülkelerde bazı kritik tesislere hızlı gaz sunulması için etkili bir araç olabilir.
KKTC’de malum enerji maliyetleri yüksektir, orada da belki bu yöntem ile kısmen bir çözüm sunulabilir. 15) Somali’de, sismikler sonucunda tespit edilen sahada sondaj bu sene yapılacak.
Sanıyorum Cumhuriyet tarihinin en derin deniz sondajı ve muhtemelen en pahalısını yapacağız.
Muhtemelen 250 milyon dolar civarı maliyeti olacak.
Yine karavana çıkarsa şapkayı önümüze koyup, personelinden bakanına, ekipmanına, sismik verileri değerlendirenlere kadar işin tüm unsurlarını düşünmeliyiz.
Bu vesileyle sektörde çalışan başta petrol sektörü emekçileri olmak üzere ilgili tüm kişileri son senelerde bu önemli alanda yapılan başarılı ilerlemeler için tebrik edelim.