Haber Detayı
Ayna başka, kamera başka: Fotoğraflarda neden kendimizi tanımıyoruz?
Aynaya baktığınızda kendinizi iyi hissederken, aynı gün çekilen bir fotoğrafta yüzünüzü buruşturuyorsanız yalnız değilsiniz. Bu durum estetikten çok, beynimizin algı oyunlarıyla ilgili. Peki aynayla fotoğraf arasındaki bu fark nereden geliyor? İşte detaylar...
Kamera karşısında donup kalan yüz ifadeleri, aynadaki tanıdık görüntüyle neden örtüşmüyor?
Aslında sorun ne kamerada ne de bizde.
Beynimizin gerçeği nasıl işlediğini öğrendiğinizde bu çelişki anlam kazanıyor.
AYNADA KENDİMİZİ BEĞENİRKEN, FOTOĞRAFLARDA NEDEN AYNI HİSSİ YAŞAMIYORUZ?
Aynaya baktığımızda “Bugün fena değilim” derken, aynı gün çekilen bir fotoğrafı görünce yüzümüz neden düşüyor?
Bu durum neredeyse evrensel bir deneyim.
Sosyal medyada sıkça dile getirilen bu çelişki, yalnızca estetikle değil; psikoloji, nörobilim ve algı yönetimiyle doğrudan ilişkili.
İşte aynayla fotoğraf arasındaki o gizli uçurumun perde arkası… AYNADAKİ YÜZÜMÜZ: ALIŞKANLIĞIN KONFORU Aynada gördüğümüz yüz, aslında gerçek yüzümüzün yansımasıdır.
Yani sağımız sol, solumuz sağ görünür.
Biz bu yansıma ile yıllar boyunca defalarca karşılaşırız.
Diş fırçalarken, hazırlanırken, kendimizle konuşurken… Beyin, alışık olduğu görüntüyü daha güvenli ve daha çekici algılar.
Buna psikolojide mere exposure effect (maruz kalma etkisi) denir.
Ne kadar sık görürsek, o kadar “bizden” hissederiz.
Kısacası: Aynadaki yüz, beynimizin “evim” dediği yüzdür.
FOTOĞRAFLAR GERÇEĞİ Mİ GÖSTERİYOR, YOKSA YABANCILIĞI MI?
Fotoğraflarda ise işler değişir. Çünkü fotoğraflar: Ters çevrilmiş değildir Tek bir anı dondurur Perspektif bozulmaları içerir Işık, açı ve lens farkıyla oynar Ve en önemlisi: Biz fotoğraflardaki yüzümüze alışık değiliz.
Beynimiz, simetriye son derece duyarlıdır.
Yüzlerimiz ise doğal olarak asimetriktir.
Aynada bu asimetriyi ters haliyle görürken, fotoğrafta “gerçek” halini görmek bize yabancı gelir.
Bu yabancılık, beyin tarafından çoğu zaman “beğenmeme” olarak yorumlanır.
KAMERA ASLA MASUM DEĞİL: LENS GERÇEĞİ BÜKER Telefon kameraları özellikle ön kameralar: - Burnu olduğundan büyük - Yüzü daha yuvarlak - Gözleri daha yakın veya uzak gösterebilir Bu bir algı meselesi değil, optik bir gerçek.
Geniş açı lensler yüzü merkeze doğru çekerken kenarları bozar.
Yani fotoğraftaki görüntü: Ne aynadaki sen, ne de başkalarının gördüğü sensin.
KONTROL DUYGUSU: AYNADA YÖNETEN BİZİZ Aynaya bakarken: Açımızı seçeriz Mimiklerimizi ayarlarız Beğendiğimiz halimizde kalırız Fotoğrafta ise kontrol çoğu zaman bizde değildir.
Beklenmedik bir anda çekilen kare, bizi en savunmasız anımızda yakalayabilir.
Kontrol kaybı, beyin için tehdit algısı yaratır.
SOSYAL MEDYA ETKİSİ: FİLTRELİ GERÇEKLİK SENDROMU Günümüzde fotoğraflarla olan ilişkimizi en çok bozan şeylerden biri de filtre kültürü.
Pürüzsüz ciltler Kusursuz simetri Gerçek dışı yüz oranları Bu görüntülere sürekli maruz kalan beyin, kendi fotoğrafını gördüğünde “eksik” hissedebilir.
Oysa eksik olan sen değil, beklentidir.
BAŞKALARI BİZİ NASIL GÖRÜYOR?
İlginç bir gerçek: Başkaları bizi fotoğraflardaki kadar eleştirel görmez. Çünkü onlar: Yüzümüze alışkındır Mimiklerimizle bütün halinde algılar Bizi tek bir kareye sıkıştırmaz Yani senin “kötü çıktım” dediğin fotoğraf, başkası için sadece sendir.
BEĞENMEMEK NORMAL, GERÇEK DIŞI DEĞİL Aynada kendimizi beğenip fotoğraflarda aynı hissi yaşamamamız: Bir özgüven problemi değil Bir estetik kusur değil Bir “gerçekten çirkinim” kanıtı hiç değil Bu durum, beynin tanıdık olana duyduğu sevgiden ibaret.
Belki de sorun fotoğraflarda değil; kendimizi tek bir kareyle yargılamaya çalışmamızda.
Görsel Kaynak: shutterstock