Haber Detayı
Bir direnişin öyküsü... Eğitimciler Cin Ali'yi buldu
Cin Ali, nolstaljiden ziyade, Cumhuriyet'in aydınlanmacı eğitim felsefesinin bıraktığı bir kale olarak kaldı hafızalarda. Cin Ali, şimdi, yaratıcısı Rasim Kaygusuz'un kızları tarafından kurulan "Cin Ali Eğitim ve Kültür Vakfı" ile yaşıyor.
Cin Ali, X ve Y kuşağının hafızasında, eğitim-öğretimin ilk adımı ve edebiyatla kurulan ilk bağdı.
Cin Ali, bu iki kuşak için nolstaljiden ziyade, Cumhuriyet'in aydınlanmacı eğitim felsefesinin bıraktığı bir kale oldu.
Milyonlarca kişiye yol arkadarşı olan Cin Ali, şimdi, yaratıcısı Rasim Kaygusuz'un kızları tarafından kurulan "Cin Ali Eğitim ve Kültür Vakfı" ile yaşıyor.
Cin Ali Hikaye Kitapları'nı devam ettirmek, yeni nesillere tanıtmak ve yazarı Rasim Kaygusuz ve eşi Remziye Kaygusuz'un anılarını yaşatmak üzere 2016'da kurulan Vakıf, Ankara'da kapılarını ziyaretçilerine açıyor...Eğitim-İş sendikasının kültür, sanat ve edebiyat dergisi Ekenek; son sayısında, Türkiye’nin okuma-yazma serüveninde simgesel bir yeri olan Cin Ali'yi ve anısına açılan vakfı gündeme aldı.
Okuma kültürünü geçmişle sınırlamayan dergi, "Cin Ali" aracılığıyla eleştirel, çağdaş ve çoğulcu bir bakışla yeniden düşünmeye davet etti...Peki Cin Ali'yi yeniden düşünmeye neden ihtiyaç var?
Cin Ali neden gitti, gidince ne değişti?Ekenek, "Cin Ali, yalnızca kuşakların hafızasında yer etmiş bir çocuk kitabı değil; Cumhuriyet'in aydınlanmacı eğitim anlayışının en sade, en sahici ürünlerinden birisidir.
Cin Ali'nin yaratıcısı olan Rasim Kaygusuz'un Köy Enstitüsü mezunu olması asla tesadüf değildir.
Cumhuriyet aydınlanmasının kalesi olan Köy Enstitüleri, eğitimi yaşamdan koparmayan, öğrenmeyi oyunla, emekle ve kolektif bilinçle kuran bir Cumhuriyet projesiydi." diye özetliyor önsözünde...Ya bugün?"Bugün ise Cumhuriyet'in aydınlanmacı eğitim felsefesi bilinçli ve çok yönlü bir saldırı altındadır.
Eğitim sistemi tarikatların ve cemaatlerin hareket alanına açılmakta; laik, bilimsel ve kamusal eğitim bilinçli biçimde tasfiye edilmektedir.
Çocukların zihni; aklın, eleştirinin ve özgür düşüncenin yerine dinî dogmalarla doldurulmaktadır.
Cumhuriyet'in aydınlanma değerlerine yürekten bağlı öğretmenler, bu tablonun karşısındaki en büyük engel oldukları için bilinçli şekilde itibarsızlaştırılmaktadır.
Karşımızdaki tablo, açıkça sınıfsal ve siyasi bir tercihin sonucudur."Yani, yalnızca okuma-yazma öğretiminden hatta eğitim felsefesinden ibaret değil mesele...
İdeolojik bir mücadelenin simgesel askeri Cin Ali. kahramanımız Atatürk cumhuriyetinin akılcı, eleştirel, aydınlanmacı, okuyan insanının ve yeni toplumunun önünde bir ışık olmuştu...CİN ALİ NASIL DOĞDUCumhuriyet devriminin ilköğretim seferberliğinde, çetin koşullar altında doğdu Cin Ali..."Yeni Türkiye'nin hayat koşulları, ilköğretimin, memlekette bir kültür ilerleyişi oluşturabilmesi için bir yandan en geniş bir yayma işi, öteki yandan da en canlı ve gerçekçi bir eğitim sorunu olarak anlaşılmasını ve bu iki şartın aynı zamanda gerçekleştirilmesini gerekli kılmıştır.
Bilgiyi ve yeni kültürü en geniş halk kütleleri içine, kayıtsız ve şartsız götürürken aynı zamanda bu bilginin ve kültürün, bir süs gibi değil, hayata ve doğaya uyum için en etkili bir araç olmasını sağlamak gerekliliği duyulmuştur." diyor Şenay Koca.Köy Enstitüsü mezunu olan öğretmen Rasim Kaygusuz, çocuklar okuma yazmayı daha iyi, verimli, etkin nasıl bir yöntemle öğrenebilir, sorusuna yanıt ararken çözümü Cin Ali'de buldu.
Rasim Kaygusuz, 1968'de yayımladığı Cin Ali adlı 10 kitaplık okuma yazma dizisiyle ekin tarihimize adını yazdırdı."Cin Ali dizisindeki her kitabın başında velilere ve öğretmenlere sesleniş vardı:'Sayın Veli ve Öğretmenler,Cin Ali hikâye kitapları, seri halinde çıkmakta ve kolaydan zora doğru bir sıra takip etmektedir.Çocukların okuyamadığı, zor kelimelerden kaçınarak, bildikleri kolay kelimelerle, tekrar ettire ettire okumayı kavratmaktadır.
Cin Ali hikâye kitap dizisini birinci kitaptan başlayarak, sıra ile okutunuz."Cin Ali'nin amacı yalnızca okumayı öğretmek değildi.
Çocuklara gün içinde kullandıkları kelimelerle, deneyimlerine ortak olarak okuma ve hayatları arasında bağ kurdurarak okumayı sevdirmekti aynı zamanda.FRANSIZ FİLOZOR DERRİA'NIN GÖZÜNDEN CİN ALİ"Cin Ali'de şiddet yok, kurnazlık yok, üçkâğıtçılık yok...
Cinlik hiç yok...
Cin Ali, yeni toplumsal yapıda istendik değerlerin uygulama karakteridir." ifadeleri ile kahramanın karakterini özetleyen Şenay Koca, Cin Ali'yi, Fransız filozof Derrida'nın gözünden şu ifadelerle anlatıyor:"Cin Ali kitaplarını Derrida'nın cümlede yapı-söküm tekniğine göre incelersek nasıl bir sonuca ulaşırız acaba?
Cezayir doğumlu, Fransız filozof ve edebiyat eleştirmeni, yapısökümcü Jacques Derrida'ya göre bir metnin sabit tek anlamı yoktur.
Görünenden fazla anlamı olduğu, içinde çelişkiler bulunduğu ve zıtıklar olduğunu savunur.
Cümlenin yapısını bozmadan eski anlamını söküp cümleyi yeniden yorumlamayı hedefler.Cin Ali'nin babası ona at, araba, kurmalı nice oyuncaklar alabiliyor.
Cin Ali, müstakil havuzlu evlerinin bahçesinde kara gözlü kuzusuyla oynayıp havuzunda gemisini yüzdürüyor..."CİN ALİ 90'LARDA PAPYON TAKTIGülay Güner, kahramanımızın 1990'lı yıllardaki dönüşümüne dikkati çekiyor:"Resimlerini Selçuk Seymen'in çizdiği Cin Ali kitap dizisindeki resimler, başta Cin Ali olmak üzere ilk baskılarda çöp adam, sade, yalın çizimlerdir.
Bu çizimler 1990 yıllarına kadar aynı kaldı. 1990'lı yıllarda Cin Ali'nin görünümü değiştirildi: papyon, saç, çiçek, belirgin yüz, fiyonklu ayakkabılar eklenerek varsıllaştırıldı.Cin Ali kitapları, Rasim Kaygusuz'un daha önce tasarlayıp hazırladığı Çözümlü Alfabe, Oyunla Okuma Öğretimi, Resimli ve Hareketli Fişler, Çarpma ve Sayma Ögretimi gibi çalışmalarını tamamlayan çok başarılı bir dizi durumuna ulaştı.
Kitaplar kısa sürede tüm Türkiye'de sevildi.
Köylerde bile Cin Ali kitapları okunuyordu."CİN ALİ NEREYE GİTTİPeki ne oldu Cin Ali'mize?soruya cevap Engin Kükrer'den geliyor:"Ülkemizde okuma-yazmayı öğretmek için 1948 yılından 2005 yılına kadar 'çözümleme yöntemi' kullanıldı.
Yöntem, çocukların günlük hayatından alınan kısa cümlelerin "fişler" vasıtasıyla önce kelimelere sonra da hecelere bölünerek bunların içindeki seslerin sezdirilmesine dayanan bir yöntemdi.
Bu yapılırken kolaydan zora bir akış takip edilirdi.O yıllarda 'Ali gel.' ile başlayan okuma eğitimi 'Oya zil çaldı.' ikazıyla devam eder.
Cemil'in bayrak asmasıyla zirveye çıkardı.
İşte Cin Ali serisi de kolaydan zora giden yapısıyla okuma yazmada en büyük yardımcımızdı.
Fiş defterimizin gedikli cümlelerinden biri olan "Baba bana top al." Cin Ali'nin Topu kitabının ilk cümlesidir mesela.
Fakat 2005 yılında ilköğretimde okuma yazma öğretiminde çözümleme yönteminden ses temelli öğretim yöntemine geçilmesiyle birlikte Cin Ali serisi müfredattan kaldırıldı.Eğitimci değilim, hangi yöntemin okuma-yazmayı daha iyi öğreteceği konusunda bir şey diyemem.
Ancak yeni sistemle birlikte iki çocuğu tıslaya tıslaya (s sesi) okuma-yazma öğrenmiş bir veli olarak bu yöntemin bazı yönlerini eleştirebilirim.
Bu yöntem ile birlikte "Cin Ali" gibi okumayı sevdiren modeller rafa kaldırıldığı için çocuklara kitap okuma sevgisi tam olarak kazandırılamadı.
Bizler okudukça Cin Ali'yle birlikte onun dünyasına yolculuk yapmanın tadını çıkarırken yeni nesiller bu zevkten mahrum bırakıldı."NÂZIM'IN SEVDALI BULUT'UNâzım Hikmet'in yazdığı Sevdalı Bulut'u da es geçmemiş Ekenek.
Gökçen Düzkaya, Cin Ali'yi yaratan tolumsal koşulları Nazım Hikmet'in kalemi üzerinden anlatıyor.Düzkaya, ilk olarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nde (SSCB) bir film stüdyosu olan Soyuzmultfilm'de 1959 yapımı bir çizgi film senaryosu olarak ortaya çıkan Sevdalı Bulut'un, masal olarak ilk kez 1961'de Varşova da basıldığını ve 1968'de Türkiye'de Cem Yayınevi ve Dost Yayınları tarafından "Sevdalı Bulut" adıyla yayımlandığını hatırlatıyor.Nâzım Hikmet'in Sevdalı Bulut'undaki diyalektik ögelere dikkati çeken Düzkaya, karakterlerin geçirdiği dönüşümün altını çiziyor:"Masalın diyalektik yöntemin seçilmesi aslında Nâzım Hikmet'in mücadeleci bir insan oluşu ve bu mücadele ruhunu eserlerine yansıtmış olması ile ilgilidir.
Sevdalı Bulut'un yazıldığı tarihte dünyanın içinden geçtiği süreç ulusal kurtuluş mücadelelerinin yaşandığı, sömürge devletlerin sömürge olmaktan kurtulduğu yıllardır.
Nazım Hikmet içinde yaşadığı dönemin koşullarını eserlerine yansıtmaktan geri durmamış; tarihe tanıklık etmekle kalmayarak sözünü söylemiş ve mücadeleci tavrını eserlerine yansıtmış yurtsever bir şairdir.
Eserlerinin diyalektik yöntemle incelenmesi onun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır."Tarikat ve cemaat anlayışının günden güne nüfus ettiği etiğitim anlayışı; laik, bilimsel, çağdaş, kamusal, parasız ve karma eğitim hakkına saldırıları hız kesmeden sürerken, Rasim Kaygusuzların Köy Enstitülerinde yaktığı aydınlanma meşalesinin önemi günden güne daha kritik bir hal alıyor.Dünyanın ve Türkiye'nin içinden geçtiği ağır koşullar altında çocuklara verilecek aydınlanmacı eğitim anlayışı, Cumhuriyetimizin geleceği için mutlak bir koşul olarak karşımızda duruyor...Odatv.com