Haber Detayı
CHP'li Salıcı: "Ülkemizde Yürüyen Süreç ile Suriye'deki 10 Mart Mutabakatı Birbirini Tamamlayan İki Yoldur"
CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasının Türkiye'nin güvenliği için hayati önemde olduğunu belirtti. Salıcı, Suriye'de yeni bir iç savaşın bedelinin yine halk tarafından ödeneceğine dikkat çekerek, emperyalist provokasyonlara karşı birlik olunması çağrısında bulundu.
(ANKARA) - CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Suriye'de yaşananlara ilişkin olarak Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasının Türkiye'nin güvenliği için hayati önemde olduğuna işaret ederek, "Ülkemizde yürüyen süreç heba edilmemelidir.
Bu süreç ile Suriye'deki 10 Mart Mutabakatı birbirini tamamlayan iki yoldur.
Suriye'de yeni bir iç savaşın bedelini, yine halk ödeyecektir.
Bu nedenle nefrete, fırsatçılığa ve şiddet sarmalına davetiye çıkaran her çağrıyı reddetmek zorundayız.
Bizi kışkırtmak isteyen emperyalistlerin oyununu bozmak zorundayız.
Çünkü biz aynı coğrafyanın çocuklarıyız" ifadesini kullandı.CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Suriye'de yaşanan son gelişmelere ilişkin olarak yaptığı açıklamada, şunları kaydetti: "Suriye İç Savaşı 13 yıl, 8 ay, 3 hafta ve 2 gün sürdü. 600 binden fazla insan hayatını kaybetti.
Milyonlarca insan şehrinden, yurdundan göçtü.
Bunca yıl boyunca birbirini düşman olarak görmüş, birbirine 'terörist', 'cihatçı çete', 'işbirlikçi' gibi sıfatlar yakıştırmış yapılar arasında güvensizlik olması kaçınılmazdır.
Savaş ağır travmalar bırakır.
Neredeyse her günü şiddetle geçmiş 13 yılın ardından, 'Rejim değişti, iç savaş bitti, artık her şey savaş öncesi ruh haline dönebilir' demek, gerçeklikten kopuk bir yaklaşımdır.
Bu nedenle Suriyeli Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin ve seküler Arapların yeni Şam yönetimine güvensizlik duymaları; merkezi yönetimin tüm yetkileri elinde toplama arayışı kadar doğaldır.Bizim nazarımızda nefreti siyaset yapan, fanatizmi meşrulaştıran yapıların güvenilecek hiçbir karnesi yoktur.
Ancak siyaset, ütopyaları arzularken, sahadaki somut gerçeklik üzerinden yapılır.
Bugün uluslararası siyaset tarafından tanınan Şam yönetimi, mevcut geçiş sürecinde diyalog ve temasın yürütüldüğü ana muhataptır.
Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması Türkiye'nin güvenliği açısından hayati önemdedir. "Türkiye, Kürt meselesini 1990'lı yıllarda çözebilmeliydi"Kürt yurttaşlarımızın bir gözüyle Halep'te yaşananları izlediğini biliyorum.
Kürt meselesinin çözümü doğrultusunda Türkiye'nin yıllar içinde önemli mesafeler aldığı görülmelidir.
Ama şu gerçeği açıkça söylemek zorundayım: Türkiye, Kürt meselesini 1990'lı yıllarda çözebilmeliydi.
Keşke o yıllardaki girişimlerden kalıcı sonuçlar alınabilseydi.
Aradan geçen sürede mesele bölgesel bir hal aldı.
Üç ülkenin Kürt meselesi, Türkiye'nin güvenlik politikalarıyla iç içe geçti.
Eğer bu meseleyi dün çözebilseydik, bugün çok daha iyi şeyler konuşuyor olacaktık.
Peki ya bugün çözemezsek yarın neyi konuşacağız?
Bugün de çözemezsek, yarın bu meseleye hangi yabancı güçler müdahil olacak?
Sizlerden bu soruları düşünmenizi rica ediyorum."Allah korusun, Suriye'de yeni bir iç savaşın bedelini, yine halk ödeyecektir"O nedenle, ülkemizde yürüyen süreç heba edilmemelidir.
Bu süreç ile Suriye'deki 10 Mart Mutabakatı birbirini tamamlayan iki yoldur.
Suriye'de Şam, Halep'ten; Halep, Deyrizor'dan; Deyrizor, Rakka'dan; Rakka Haseke'den farklıdır.
Bu farklılıkların ortak bir düzene kavuşmasının tek meşru yolu diplomasidir ve endişeleri masada konuşarak aşmaktır.
Allah korusun, Suriye'de yeni bir iç savaşın bedelini, yine halk ödeyecektir.
Kahrı yine millet çekecektir.
Bu nedenle nefrete, fırsatçılığa ve şiddet sarmalına davetiye çıkaran her çağrıyı reddetmek zorundayız.
Bizi kışkırtmak isteyen emperyalistlerin oyununu bozmak zorundayız.
Çünkü biz aynı coğrafyanın çocuklarıyız."