Haber Detayı

Bilim dünyasını şaşırtan Türk ressam: Eşref Armağan
Güncel odatv.com
12/01/2026 07:00 (4 saat önce)

Bilim dünyasını şaşırtan Türk ressam: Eşref Armağan

Doğuştan görme engelli Eşref Armağan, dünyayı parmaklarıyla “görmeyi” öğrendi. Harvard’da yapılan deneylerle bilim kabullerini sarsan Armağan, azimle imkânsız denileni başardı.

Başkalarının gözleri olduğunu ve görebildiklerini, kendisinin görmediğini, sürekli bir şeylere dikkat etmesi için uyarılmasından anladı.

O günden itibaren dünyayı görmenin yolunu ararken, en büyük yardımcısı babasıydı.

Babasının desteği ile gören arkadaşlarıyla aynı okula gitti, onlar gibi okuyup yazmayı, tarihi coğrafyayı öğrendi.

Tüm çevresini şaşırtan resimler yapmaya başladı.Ancak babası hiç beklemediği bir anda ölünce, nefesini kaybetmiş gibi oldu.

Karnını dahi doyuramıyor, babasının işyerinde yatıp kalkıyordu.

O günlerde tanıştığı İstanbul Teknik Üniversitesi Uluslararası Programlar Koordinatörü Joan Eröncel, onu karanlık, çaresiz dünyasından çekip çıkardı.

Bir dahi olduğunu söyleyip, tüm dünyanın bu dâhiyi tanıması için harekete geçti.

Birlikte engelliler için düzenlenen her etkinliği gezerken, bilim insanlarının dikkatini çekti.Harvard Üniversitesi’nde her türlü deneyi yapan konusunda uzman bilim insanları, doğuştan görme engelli Eşref Armağan’ın görme yeteneğinin sıfır olduğunu, ancak parmak uçlarını bir nesneye değdirdiğinde beyninde görme ile ilgili sinyallerin oluştuğunu belirledi.

Armağan, bilim dünyasının görmeyle ilgili tüm kabullerini değiştirdi.İtalya’da, Rönesans üstadı Flipo Brunolesci’nin 1413 yılında çizdiği, sekizgen karmaşık geometrisi ile görenlerin bile taklit etmesini zor hale getiren vaftizhaneyi çizerek, tüm dünyayı şaşırttı.Dünyada tek olduğuna karar verilen Eşref Armağan, bilim adamlarını şaşırtabilmek için bir mucizeye, doğuştan gelen bir yeteneğe sarılmadı.

Henüz 4 yaşındayken “yaşadığın dünyayı hiç görmeyeceksin” dendiğinde kendisine verdiği sözü yerine getirerek görmenin bir yolunu buldu.

Sürekli çalışarak, sorarak, yaralar açılması pahasına eğittiği parmakları ile görmeyi başardı.

Bugün “Ben görüyorum” deme noktasında olan Eşref Erdoğan ile ışıksız dünyayı, azmi, başarıyı konuştuk.-Görmediğinizi nasıl fark ettiniz?Bana sürekli, “Şurada şu var burada bu var, çaya dikkat et.

Burada soba var.

Dikkat et araba geliyor” diyorlar.

Ama hep bana söylüyorlar.

Babama sordum neden hep beni uyarıyorlar diye.

Herhalde 4 yaşındaydım.

Babam, "Bizim gözlerimiz baktığımız şeyi görüyor.

Ama senin gözlerin görmediği için sana uyarı yapıyoruz“dedi.-Bu kadar küçük çocuk ne hissetti diye sormak da zor…Yoo sorun. “Ben yaşadığım dünyayı görmeden mi öleceğim” dedim, o günden itibaren hep görmenin yollarını aradım.

Çevremde çocuklar koşuyorlar, oynuyorlar.

Beni de yanlarına alıyorlar, ama idare ediyorlar hep.

Okul zamanı geldi.

Herkes okula gidiyor.

Babama, "Beni almayacaklar mı okula görmüyorum diye?" dedim.

Müdürle konuştu babam.

Engelliler sınıfı olmadığı için almasının mümkün olmadığını, ama her gün okula gidip istediğim sınıftaki dersi izleyebileceğimi söylemiş.

Ben orada okumayı çözdüm, ilkokul derecesinde bilgi aldım.-Görme engellilerin kullandığı Braille sistemini mi öğrendiniz?Hayır, ben Braille sistemini daha 35 yıl önce öğrendim.

Okulda normal çocukların okuyup yazdığı gibi okumayı öğrendim.

Öğretmen fiş veriyordu.

Ali topu tut.

Ben okuyamıyorum.

Babam torba içinde satılan plastik harfler, rakamlardan aldı bana.

Soruyordum arkadaşıma. “A nasıl duruyor?

B nasıl durur” Önce yönünü bileceğim.

Nasıl durduklarını ve isimlerini öğrendikten sonra heceler başladı.

Sonunda o plastik harfleri yazıyordum ben artık.

Yazıyı yazmak için de kağıdı yelpaze gibi yapıyordum.

Yelpazenin her kıvrımına yazıyordum.

Düz satır yazmak için böyle bir yöntem bulmuştum.

Yalnız kağıda yazarken altında yumuşak bir zemin olması gerekiyordu.

Kalem oyuk yapmazsa, yazdığımı bir daha okuyamıyordum.

Çünkü parmaklarımla görmeye çalışıyorum.-Bunu 7 yaşında mı düşünüyorsunuz?Evet.

Önce şunu söylemem lazım.

Bir kişi ne durumda olursa olsun önce bulunduğu durumu kabul etmek zorunda.

Bunu kabul ettikten sonra da isteyerek yapmalı.

Başkasının zoruyla olmaz.

Bir kişi herhangi bir engeli varsa bu engeli aşmak için beynini nasıl kullanabileceğini düşünmeli.

Beyni kullanmak çok önemli.- Resim merakınız ne zaman başladı?Çevremi nasıl göreceğim diye düşünüyorum ya.

Çocuklar resim yapıyor diye özenmiştim.

Parmaklarımla okuyabildiğimi anlıyorsam, herhangi bir çizgiyi anlıyorsam, şekil olarak da anlayabilirim dedim.

Tabii ellerin kavrayabileceği küçüklükte yaparsanız.

Babam bana kuru kalemler aldı.

Parmağımla anlayabileceğim rölyef gibi resimler lazım.

Boyama kitapları aldı.

Babam bir şekli anlamam için makasla kesip çıkarıyor.

Parmaklarım anlıyorsa mesele yok.

Ne renk olduğunu da soruyorum.

Babamın işyerinde bir ranza var, onun üzerinde çalışıyorum.

İnsanların tepkisi önemli.

İlk çizdiğim kelebeği gösterdim çevredeki esnafa, benim yaptığıma inanmadılar. -En büyük destekçiniz babanızdı herhalde…Babam, "Oğlum, sana ne gerekiyorsa yapacağım.

Evlensen bile çocuklarına bakacağım.

Eğer bu resmi geliştirirsen dünyayı şok edersin.

Yapacaksın sen bunu” dedi.Ben de ona katkı olsun diye dükkanda yüzlerce, binlerce çıtalı uçurtma yaptım.

Kışın çalışıyordum.

Bahar ayında Tahtakale'ye veriyordum.

Uçurtmanın kralını yapıyordum.

Kalıplı yapıyordum.

Kalıbını hazırlamakta babam yardım etti tabii.

Mısır sattım, simit, gazoz sattım.

Bayramlarda gramofon kâğıtları, bayraklar, kartpostallar sattım.

Yani elimden gelen her şeyi yapıyordum.

Boş durmuyordum.-Resmi nasıl bu kadar geliştirdiniz?Bir şeyin üzerindeki detayları, rengini öğrenmem için görenlere sorup, ezberlemem lazımdı.

Sürekli sorduğum için insanlar benden bıkıyordu, ama her öğrendiğim şeyde ileriye gidiyordum.

Kendime bir pencere açmaya çalışıyordum görmek için.

Bir ressam falan da yok ki.

Her şeyi kendim icat ediyorum.

Joan resimlerimin kalıcı olması için tuvale yapmam gerektiğini söyledi.-Joan Eröncel nasıl girdi hayatınıza?Babam kanser oldu, öldü.

Benim için dünya bitti.

Annem babamdan 3 yıl önce ölmüştü.

Ben öyle bir kaldım ki iş yok, elbise yok.

Evde bir problemler oldu.

Eve gidemiyorum.

İnşaatta yatmaya başladım.

Babamın işini beceremedim.

O soba da yapıyordu, boru da yapıyordu, saç işleri de yapıyordu.

Her şeyi yapıyordu.

Ben simitçiyi bekliyordum.

Önceki günden kaldıysa bana verecek mi diye.Belediyeye başvurdum, dükkana tahtalardan bölme yaptılar, orada yatmaya başladım.

Joan beni o halde gördü.

Çek Cumhuriyeti’nden davet gelmiş bir festival için Altı Nokta Körler Derneğine 1994’te.

Bana söylediler, Ben “Dil yok, göz görmüyor, ben yalnız gidemem” dedim.

Joan o sırada İTÜ’de Uluslararası Program Koordinatörü.

Ona rica etmişler beni götürmesi için.

O yüzden geldi.

Çek Cumhuriyeti’nde bir hafta kaldık.

Sunumlarımı seyrediyor, sergi açtık, çizimler yapıyorum falan.

Benim ne olduğumu iyice anladı.

Döndükten sonra, "Türkiye'de bir dahi var.

Ben bu dahiyi bırakmayacağım, bütün dünyaya tanıtacağım" dedi.

Bana menajerim olmak istediğini söyledi. “Benim param, pulum yok.

Menajerler para ister” dedim. “Ne parası” dedi.

Hatta o bana maddi manevi destek olmaya başladı.

Joan ile gezmeye başladık.

Amerika'dan İtalya'sıydı, Çin'iydi, Arjantin'iydi, İspanya'sıydı, Almanya'sıydı, Kıbrıs'ıydı, Azerbaycan’ıydı, her yere gittik.-Kim finanse ediyordu?Çağıranlar ediyordu.

Onlar vermese de Kültür Bakanlığı'na müracaat edip gidiyorduk.

Gittiğimiz yerlerde sunumlar yaptım, üniversitelerde konuşmalar yaptım.

Joan hep yanımdaydı.

Hala da öyle.

Ben de onsuz adım atmam, hiçbir karar vermem.Kalıcı resim yapmam yani tuvale yapmam da Joan ile başladı.

New York'a ikinci gidişimizde tuval ve macun almış.

Macunu ip haline getiriyorum, çizgimin üzerine yapıştırıyorum, o benim parmaklarımla görmem için gerekli.

Kabartma olacak ya.

Çizeceğiniz figürü onunla çerçeveliyorsunuz.

Fırçayla boyama imkanım yok.

Parmaklarımla boyuyorum.

Baktım o macun çok kalın olmaya başladı.

Yorgan ipi geldi aklıma.

Resim yapmak için önce hayal etmek lazım.

Eğer beyinde hayaliniz yoksa resim yapma olanağınız yok.Eşref Armağan ve eşi Nilüfer Armağan-Hayal ettiniz, çizdiniz, renkleri nasıl ayırt ediyorsunuz?Sıraya diziyorum.

Mesela en başa beyaz, siyah, sarı, kahverengi, kırmızı, mavi, yeşil.

Bu renkler yıllardır aynı sırada durur.

Her şeyin ne renk olduğunu yıllarca insanlara sora sora ezberledim.

Boyalar benim için sadece bir sıvı ama sıraya dizdiğim için hangi renk aldığımı biliyorum.

Hata yapa yapa doğrusunu yapmayı öğrendim.

Mesela kırmızı elmanın gölgesini kırmızı yapıp, masada iki elma var gibi görüntü oluşturmuşum.

Bir şeyin gölgesinin ne renk olacağını sonradan öğrendim.-Perspektifi de biliyorsunuz…Marmara Üniversitesi’nde yaşlı bir öğretmen vardı 45 yıl önce.

Onun dersini izleyeyim diye beni götürdüler.

Perspektif soracağım hocaya.

Çocuklara ders anlatıyor.

Bana, "Yavrum sen niye geldin?" dedi. "Hocam, perspektifi öğreneceğim” dedim de elimde de beyaz bastonu görünce, "Allah Allah sen ne yapacaksın perspektifi?" dedi.

Resim yaptığımı söyleyince, "Ya git be çocuğum.

Dalga mı geçiyorsun?” dedi. “Perspektifin ne olduğunu öğren öğrenmeye geldim.

Sizi rahatsız ediyorsam gideyim” deyince üzüldü.

Çocuklara içinde kaşık olan yarım su dolu bir bardak çizdirdiğini söyledi.

Bana çizip çizemeyeceğimi sordu.

Bardağa dokundum, aşağıdan yukarı doğru genişlediğini fark ettim, içindeki kaşığın da suyun etkisi ile kırıldığını düşünüp öyle çizdim.

Ben ışık kırılmasını, aynalarda cisimlerin nasıl göründüğünü falan hep çalışmıştım.

Yaptığım resmi görünce, çok şaşırdı, gören öğrencilerine kızdı.

Bana perspektifi yarım saatte anlattı.

Gördüğüm tek resim dersi budur.-Neden resim dersi almadınız?Eğer bir görenden resim dersi alsaydım, allak-bullak olurduk.

Benim gibi doğuştan görmez olup da böyle bir resim yapabilen kimse yokmuş.

Yani 8 milyarda bir kişiymişim ben.

Bilim adamları söyledi.-Sizin üzerinizde yapılan deneyleri anlatabilir misiniz?Amerika’da Engelli Sanatçılar Olimpiyatı’na davetliydik.

Toronto Üniversitesi Sezgisel ve Algısal Psikoloji Bilimcisi Prof.

John M Kenedy, orada olduğumuzu duyup, bizi davet etti.Beni Harvard Üniversitesi’nde bir dizi teste tabi tutmak istediler.

Ben de görme engelliler bile benim görmediğime inanmıyor, bari elimde bir belge olur diye kabul ettim.

Önce göz konusunda dünyanın en önemli bilim adamlarından bir profesöre götürdüler.

Sol gözüm zaten hiç olmadığı için sağ gözüme bant yapıştırıp, hiçbir ışığın olmadığı bir odada 45 dakika tuttular.

Canım sıkıldı.

Çantamdan kağıt, kalem çıkartıp, bir peyzaj çizdim.

Işık yanınca doktor gördüğüne inanamadı.

Sonra gözüme ışık uyguladılar, ama kaynak yaparken çıkan ışık kadar güçlü bir ışıkmış.

Beyinde hiçbir hareket yok.

Görmediğimi anladılar, ama resmi nasıl yaptığımı anlamak için bu defa MR’a soktular.Görenler bir şeye baktığı zaman, beyindeki görsel alan harekete geçip ışıklanma yaparmış.

Benim elimde hiçbir şey yokken, görsel alanda hareket yok.

Elime bir şey veriyorlar, incelemeye başlayınca aynı görenlerin kullandığı yer ışıklanıyor.

Bıraktığım zaman yine yok.

Çizime başladığım zaman hareketleniyor.

Yani görenlerin kullandığı yeri kullanıyor.

Anadan doğma hiç görmemiş birisinin bu derece nasıl hayal edebildiğini ve resim yapabildiğini çözmeye çalıştılar.

Bu dünyada hiç görülmemiş bir şey dediler.

İşte bu durumunu kabullenmek, beynini iyi kullanmaktır. -İtalya’da da büyük bir gösteri yapmışsınız?Prof.

Kenedy, görme engelliler hakkında araştırma yapıyor.

Birlikte İtalya’nın Floransa kentine gittik.

Orada, sekizgen bir vaftizhane varmış.

Oraya gidinceye kadar ne çizeceğimi söylemediler.

Prof.

Kenedy, kartondan model yapmış.

Meydan dolmuş, kimsede ses yok.Üç kaçışlı perspektifi bulup yapan Filippo Brunolesci’nin çizdiği binayı çizdiğimi görünce meydan alkıştan yıkıldı.

Ben bunu çizmenin bu kadar zor olduğunu bilmiyordum.

Discovery Channel bunu yayınlayınca Japonya'dan, Amerika'dan, İtalya'dan, Hindistan'dan tut, Arjantin'den, her yerden resim isteyen oldu.

O gelen paralarla Ankara'da ev aldım.

Bu ilgi bir ay falan sürdü.

Ondan sonra kesildi.-Ziyaret ettiğiniz ülkelerde kalmanızı isteyen olmadı mı?

Almanya çok istedi.

Villa verdi, araba verdi, hizmetçi, aylık verdi.

Hiçbir problemim olmadan yaşama imkanı verdi, ama bize resim yapacaksınız dedi.

Orada ben bittim.

Ben o şekil bir hayata girmem.

Her istendiğinde resim yapamam.

Psikolojim her zaman resim yapmaya uygun olmuyor.

O yüzden reddettim.-Görebilseniz ilk neyi görmek isterdiniz?Olmayacak bir şeyi niye isteyeyim ki?

Görüyorum zaten.

Ben kör olsaydım resim yapamazdım.

Bu ne demek?

Yani ben dokunma gücüyle körlüğü yendim demek.

Önemli olay şudur.

Mesela ben görmeyen biriyim.

Ben gören birine beynimde hayal ettiğimi yani beynimin neyi gördüğünü çizerek gösterebilirim.

Hiç görmediği bir dünyayı parmaklarıyla dokunarak, boyut, ışık, gölge ve en önemlisi perspektifi ile resmedebilen bir görmez olarak dünyada tek olduğumu söyleyebilirim.Bir de benim resim yapmama mucize diyorlar.

Mucize olsaydı bu kadar sene niye uğraşayım ben?

Eline verirsin kağıdı, boyayı, anında resim yapıyorsa bu mucizedir.

Ben kendimi eğittim.

Bu kadar uğraştım.

Parmaklarımda yaralar oldu.

Senelerdir uğraşıyorum.

Ben nasıl mucize olabilirim?

İnsan uğraşırsa her şeyi başarır.Berrin Tuncel BirerOdatv.com

İlgili Sitenin Haberleri