Haber Detayı
Kıyamet kapıda
'Masada oturmayanın masaya menü olacağı' bir dünyadayız artık. Başkan Erdoğan'ın sarfettiği bu cümlenin anlamı hayal edemeyeceğiniz kadar büyük. 2. Dünya savaşından sonra kurulan düzen sarsılıyor ve çatırdıyor. Yepyeni bir sistem geliyor. Kurulan masada artık adalet, demokrasi, insan hakları gibi kavramlar…
'Masada oturmayanın masaya menü olacağı' bir dünyadayız artık.
Başkan Erdoğan'ın sarfettiği bu cümlenin anlamı hayal edemeyeceğiniz kadar büyük. 2.
Dünya savaşından sonra kurulan düzen sarsılıyor ve çatırdıyor.
Yepyeni bir sistem geliyor.
Kurulan masada artık adalet, demokrasi, insan hakları gibi kavramlar olmayacak.
Çıkarlar uğuruna her türlü tezgah ve eşkıyalığın kol gezeceği yöntemlerle dünyanın adeta yörüngesi değişecek. 75 yıl önce 50 milyon insan öldürülerek kurulan sistemin mimarı küresel sermayeydi.
Dünyanın en zengin Siyonist aileleri kendilerine hizmet edecek şekilde, Amerika liderliğinde kurumlar oluşturup perde arkasından yeryüzünü yönetmeye kalktılar.
Yıllarca bu sistem ve kurumlar, onların lehine tıkır tıkır işledi.
Ancak bu Siyonist sermaye çetesi bir hata yaptı.
Gittiler komünist Çin'i paraya boğarak dünyanın fabrikasına, ABD'ye daha da diz çöktürecek bir ejderhaya dönüştürdüler.
Tasmayla gezdirilen köpeğe evrilen, 38.5 trilyonluk dolar borçla semerini bile kaptırmış eşeğe dönüştürülen ABD için tek çıkış yolu vardı.
Ya bu sistem yıkılacak ya da tamamen kontrol altına alınacaktı.
Yaşanan kavganın ve kaosun ardında yatan bu.
Şöyle bir düşünün Çin Arjantin'den tutun Brezilya'ya, Şili, Peru, Kolombiya, Meksika, Venezuela, Uruguay, Ekvador, Kolombiya'ya kadar tüm Latin Amerika ülkelerine fena dalıyor, bunlarla stratejik ortaklık anlaşmaları imzalıyordu. 'PARANIN GÜCÜYLE' ABD'nin hemen arka bahçesinde at koşturan Siyonist Sermaye destekli çekik gözler vardı artık.
Rusya da bu ülkelerin çoğuyla askeri anlaşmalar yapıyordu.
Trump, Venezuela devlet başkanını kaçırarak bu ülkelerin hepsine gözdağı veriyor, 'Çin ve Rusya'ya güvenenlerin, burnumun dibinde onlara alan açanların artık HAYDUTUYUM' diyordu.
Dünyanın en büyük rezervlerine sahip Venezuela'dan petrolün yüzde 80'ini Çin alıyordu.
Kolombiya bile Çin'in en büyük ticaret ortaklarından biri haline gelmişti.
Çin ABD'nin dibinde darphaneler kuruyordu adeta.
Meksika dahi Çin'in ikinci büyük ticaret partneri haline geliyordu.
Çin'e sadece 10 milyar dolarlık mal satabilirken onlardan yılda tam 130 milyar dolarlık ürün alıyordu.
Üstelik bununla da yetinmeyen, Meksika'da otomobil fabrikaları kurup Amerika'ya satan bir Siyonist Sermaye merkezli ahtapot Çin vardı artık.
Meksika'nın elinde 500 milyar dolarlık petrol, yüzlerce milyar dolarlık doğalgaz ve dünyanın en büyük gümüş madenleri, altın, bakır, çinko vardı.
Bunlara öyle bir sopa vurulmalıydı ki, hizaya gelsinler.
Çin ve Rusya'ya güvenmenin bir işe yaramayacağını göstermeleri lazımdı.
Maduro'yu kaçırarak hedefe ulaştılar.
Nitekim dün Meksika başkanı 'ABD ile her türlü diyaloğa ve işbirliğine hazırız' deyiverdi.
Zaten Venezuela'nın yeni yönetimi de tüm petrol sahalarını ABD'ye açıvermişti.
Hem de devlet başkanlarını kaçırmalarına rağmen.
Ama ne sopaydı bu!
Ukrayna-Rusya savaşına bile biz hep toprak kavgası, Doğu Batı çatışması diye baktık.
Ancak savaş başlamadan hemen önce yayınlanan CIA raporunu kimse önemsemedi.
O yıllık tehdit raporunda 'Rusya, Çin, Ukrayna ve Avrupa'dan ABD'ye büyük tehditler kapıda' deniyordu.
Rus işgalinden önce Çin'in Ukrayna ile ekonomik ilişkileri zirvedeydi.
Çinli yatırımcılar ve Ukrayna hükümeti 2017 ve 2019 yılları arasında birçok işbirliği anlaşması (uçak motoru üretimi dahil) imzaladı.
Çin, 2019 yılında Ukrayna'nın en büyük ticaret ortağı olarak Rusya'yı bile geride bıraktı.
Ukrayna'yı hemen masaya menü yapıp harcadılar.
Trump şimdi Grönland'ı Danimarka'dan istiyor.
Grönland hem yeraltı kaynakları hem de kuzey kutbu hakimiyeti bakımından hayati öneme sahip stratejik bir ada.
Kendini kuzey kutbunun yanında bir ülke olarak tanımlayan Çin buraya milyarlarca dolarla girdi, yeraltı kaynaklarında gözü var.
Rusya da askeri hesaplar nedeniyle Grönland'a büyük ilgi duyuyor.
NATO ülkesi olmasına bakmaksızın ABD askeri seçenek sopası gösteriyor, 'Ya verirsin ya da dalarım.
Burayı Çin ve Rusya'ya kaptırmam' diyor.
İran'da da tüm eyaletlerde ve şehirlerin tamamında milyonlarca insan sokaklarda.
Rejimi devirmeye çalışıyorlar.
İran ürettiği petrolün yüzde 80'ini tıpkı Venezuela gibi Çin'e satıyor. 60 milyar dolarlık İran petrolünün 45-50 milyar dolarlık bölümünü Çin satın alıyor.
Dünya rezervlerini kontrol altına alır, Çin'in tedarik zincirlerini ele geçirirsen, Siyonizm'in kurduğu İpekyolu zenginliğini kontrol edersin.
Bu yüzden her türlü hukukun gömüldüğü, zorbalığın tavan yaptığı bir dünyaya giriyoruz.
Avustralya'da da önceki gün 6 trilyon dolarlık demir rezervi bulunduğu açıklandı.
Kapitalist Çin'in perde arkasındaki kurucusu İngiltere yandı demektir.
Siyonist Sermaye'nin başkenti Londra'da Avustralya'ya tıpkı Kanada gibi 'Vilayetimiz' diye bakıyorlar.
Oralarda bile kıyamet kopacak.
Devlet aklımız çok önceden tüm bunları gördü ve 'Terörsüz Türkiye' süreci, savunma sanayii hamleleri başlattı.
Hiçbir şey tesadüf değil.
Türkiye asla menü olmayacak.