Haber Detayı

Boğazların yeni yüzyılı: Montrö
Doğan akdeniz aydinlik.com.tr
12/01/2026 00:00 (6 saat önce)

Boğazların yeni yüzyılı: Montrö

Boğazların yeni yüzyılı: Montrö

Dünya denizlerinde yürüyen mücadele artık klasik deniz savaşlarıyla tanımlanmıyor.

Ne amiral gemileri karşı karşıya geliyor ne de açık bir savaş ilanı yapılıyor.

Ancak küresel enerji akışları, tahıl koridorları, deniz sigortaları ve ticaret filoları üzerinde yürüyen bu mücadele, devletlerin ekonomik ve stratejik solunum sistemini doğrudan hedef alıyor.

Atlantik’te ABD’nin Rusya bağlantılı bir tankere el koyması, bu yeni dönemin simgesel eşiği olarak okunmalıdır.

Çünkü bu olay yalnızca bir geminin durdurulması değil deniz hukukunun fiilen yeniden yazılması anlamına geliyor.

Washington, bu hamleyle şunu ilan etti: Yaptırım rejimleri artık karada değil denizde de zorla uygulanacaktır.

Üstelik uluslararası sularda bile.

Bayrak devleti yetkisi, ticari serbestlik ve deniz hukuku gibi kavramlar, yaptırım mimarisinin önünde ikincil hale getirilmiştir.

Bu, küresel düzen açısından radikal bir kırılmadır.

Çünkü ABD ilk kez fiilen “küresel deniz polisi” rolünü üstlenmiş ve bunu askeri değil hukuki-finansal zorlamayla yapmıştır.

Karadeniz, Marmara, Akdeniz bağlantısı ve İstanbul Boğazı’nın konumu.

KARADENİZ’DE FİİLEN BİR EKONOMİK-ASKERİ CEPHE Bu modelin ilerleyen zamanlarda doğal yansıma alanı Karadeniz’dir.

Çünkü Rusya’nın enerji ve tahıl ihracatının kalbi Karadeniz havzasından geçmektedir ve bu havzanın kapısı Türk Boğazlarıdır.

Karadeniz bir okyanus değildir.

Kapalı bir denizdir.

Kıyıdaş devletlerin sayısı sınırlıdır.

Deniz gücü dengesi Montrö Sözleşmesi ile çerçevelenmiştir.

Bu nedenle Atlantik’te mümkün olan birçok uygulama, Karadeniz’de doğrudan tekrarlanamaz.

Fakat baskı mekanizması dolaylı olarak işletilebilir.

Gölge filolar, sigorta iptalleri, uydu takibi, finansal izleme ve liman erişim kısıtları üzerinden Karadeniz fiilen bir ekonomik-askeri cepheye dönüştürülmektedir.

Gölge filo olgusu bu yeni savaşın merkezindedir.

Yaptırımları delmek için kullanılan, sahipliği gizlenen, sigortası gri alanlarda dolaşan ve AIS (Automatic Identification System - Otomatik Tanımlama Sistemi) verileriyle oynayan tanker ağları, Rusya’nın enerji ihracatının omurgası haline gelmiştir.

Bu gemiler teknik olarak ticari gemidir, fakat fiilen jeopolitik araçtır.

Bir tanker artık sadece petrol taşımaz, bir devletin nefes borusunu taşır.

Burada kritik olan, Batı’nın bu ağları artık yalnızca ekonomik değil güvenlik tehdidi olarak da sınıflandırmasıdır.

Çünkü bu gemiler, Rusya’ya döviz kazandırmanın ötesinde, yaptırım rejiminin inandırıcılığını çökertecek bir paralel ticaret sistemi yaratmaktadır.

ABD ve AB için mesele birkaç tanker değil küresel finansal disiplinin çökme riskidir.

Bu nedenle gölge filolar hedef alınmaktadır.

TÜRK BOĞAZLARI EŞSİZ BİR STRATEJİK DÜĞÜM İşte bu noktada Türk Boğazları eşsiz bir stratejik düğüm haline gelmektedir.

İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Karadeniz’i dünya sistemine bağlayan tek kapıdır.

Bu kapının anahtarı Türkiye’dedir.

Montrö, savaş gemileri için sıkı sınırlamalar getirirken ticari gemiler için serbest geçiş ilkesini korur.

Ancak Montrö’nün yazıldığı 1936 dünyasında “ticari gemi” ile “jeopolitik araç” arasında bu kadar bulanık bir alan yoktu.

Bugün ise bir tanker, devletler arası ekonomik savaşın parçasıdır.

Bu durum, Türkiye’ye tarihsel bir rol yüklüyor.

Türkiye, ya Boğazları sadece bir su yolu olarak görecek ya da onları küresel güç dengelerinin düğüm noktası olarak yönetecek.

Bu ikisi arasındaki fark, pasif geçit ile aktif jeopolitik aktör arasındaki farktır.

Bu nedenle, Boğazlar Risk Modeli artık bir seçenek değil zorunluluktur.

Bu model, gemileri yalnızca tonajına veya bayrağına göre değil yaptırım bağlantılarına, sigorta ağlarına, sahiplik zincirine, teknik durumuna ve jeopolitik ilişkilerine göre değerlendiren çok katmanlı bir filtreleme sistemidir.

Bir geminin Rusya limanlarıyla son temasları, sigortacısının hangi finansal ağlara bağlı olduğu, AIS verilerinde oynama olup olmadığı, geminin geçmişte yaptırım listelerinde yer alıp almadığı gibi veriler, Türkiye için artık deniz güvenliğinin parçasıdır.

Bu, Montrö’ye aykırı değildir.

Çünkü Montrö ticari gemilere serbest geçiş tanır fakat Türkiye’ye Boğazların güvenliği, çevre riski ve düzeni konusunda tam yetki verir.

Riskli bir tanker yalnızca çevre felaketi riski değil aynı zamanda büyük güç çatışmasının parçası olma riski taşır.

Bu da Türkiye’nin müdahale alanıdır.

Deniz trafiğinin Boğazlar üzerinden geçiş yönleri.

KARADENİZ VE RUSYA AÇISINDAN STRATEJİK BİR GÜVENLİK SUPABI Burada NATO-Rusya dengesi de devreye girer.

Karadeniz, Montrö sayesinde bir NATO gölüne dönüşmemiştir.

ABD savaş gemilerinin kalıcı şekilde Karadeniz’e girmesini engelleyen mekanizma Montrö’dür.

Bu, Karadeniz ve Rusya açısından stratejik bir güvenlik supabıdır.

Türkiye bu supabı koruyarak, Karadeniz’deki büyük savaşı fiilen engelleyen tek aktör konumundadır.

Ancak Batı, bu askeri kilidi ekonomik ve hukuki yollarla aşmaya çalışmaktadır.

Gölge filoların hedef alınması, sigorta savaşları, liman kısıtları ve finansal takip, Montrö’nün etrafından dolanarak Karadeniz’de baskı üretmenin yeni yoludur.

Türkiye bu süreçte ya başkalarının dayattığı riskleri üstlenecek ya da kendi risk yönetim mimarisini kuracaktır.

Bu noktada OSINT (Open Source Intelligence-Açık Kaynak İstihbaratı) modern deniz jeopolitiğinin yeni radarı haline gelmiştir.

Uydu görüntüleri, AIS verileri, sigorta şirketlerinin kayıtları, liman giriş-çıkışları, şirket sicilleri ve banka bağlantıları, bir geminin gerçek kimliğini ortaya çıkarır.

Artık denizde güç, sadece donanma ile değil veriyle kurulur.

Türkiye, Boğazlar üzerinde etkin bir denetim kurmak istiyorsa, kurumsallaşmış bir deniz OSINT kapasitesine sahip olmak zorundadır.

Bu kapasite yalnızca güvenlik sağlamaz.

Aynı zamanda jeopolitik kaldıraç üretir.

Çünkü hangi geminin riskli olduğu bilgisi, hangi büyük gücün hangi ekonomik damarının nereden geçtiğini gösterir.

Bilgi, güçtür.

TİCARİ GEMİLERİN YARATTIĞI GRİ ALAN Montrö bu yeni çağda değiştirilmeye değil güçlendirilerek uygulanmaya ihtiyaç duymaktadır.

Savaş gemilerinin Karadeniz’e girişini sınırlayan hükümler, bugün Rusya-NATO dengesinin temel sigortasıdır.

Ancak ticari gemilerin yarattığı gri alan, Montrö’nün çevresinde yeni bir stratejik alan doğurmuştur.

Türkiye bu alanı doldurmak zorundadır.

Aksi halde başkaları doldurur.

Atlantik’teki tanker el koyma olayı, Karadeniz ve Boğazlar için bir provadır.

Küresel sistem, denizleri yaptırım ve enerji savaşlarının ana cephesi haline getirmektedir.

Türkiye bu cephenin tam ortasındadır.

Montrö, Boğazlar ve Karadeniz üçgeni, Türkiye’ye eşsiz bir jeopolitik ağırlık vermektedir.

Boğazların yeni yüzyılı başlamıştır.

Bu yüzyıl, gemilerin değil verinin, riskin ve stratejik zekânın yüzyılıdır.

Türkiye ya bu oyunun kural koyucusu olur ya da başkalarının yazdığı kurallarla yaşamaya zorlanır.  

İlgili Sitenin Haberleri