Haber Detayı

Doktorların “uzağında dur” dediği 10 yiyecek
Gastroda odatv.com
11/01/2026 06:04 (9 saat önce)

Doktorların “uzağında dur” dediği 10 yiyecek

Kahvaltılık gevrekten spor içeceğine, beyaz ekmekten donutlara… Uzmanlara göre modern beslenmenin “masum” görünen alışkanlıkları, kronik hastalık riskini sessizce büyütüyor. Peki tamamen vazgeçmek mi gerekiyor, yoksa denge hala mümkün mü?

Günümüz beslenme dünyası, iyi niyetli tavsiyelerle pazarlama sloganlarının birbirine karıştığı kalabalık bir alana dönüştü. “Enerji verir”, “hafif”, “şekersiz”, “doğal” gibi etiketler; sağlıklı yaşam arzusunu hedef alırken, soframıza giren gıdaların gerçek doğasını çoğu zaman görünmez kılıyor.Doktorların ve beslenme uzmanlarının “mümkünse uzak durun” dediği yiyeceklerin önemli bir kısmı da tam olarak bu gri alanda yer alıyor; ne açıkça zararlı, ne de gerçekten masum.Kahvaltılık gevrekler bunun en tipik örneği.

Tam tahıllı, vitaminli, çocuk dostu ambalajlar… Oysa birçok ürün, yüksek oranda şeker, rafine karbonhidrat ve ultra işlenmiş içerik barındırıyor. “Güne iyi başlamak” vaadiyle sunulan bu gıdalar, kan şekerini hızla yükseltip aynı hızla düşürüyor; tokluk değil, döngüsel bir açlık yaratıyor.Benzer bir illüzyon spor içeceklerinde de karşımıza çıkıyor.

Yoğun antrenman yapan profesyonel sporcular için formüle edilmiş bu içecekler, gündelik hayatta hareketi sınırlı bireyler tarafından “sağlıklı sıvı” olarak tüketiliyor.

Oysa içeriklerindeki şeker ve sodyum, çoğu kişi için fazladan yük anlamına geliyor.Beyaz ekmek, donutlar ve rafine unla yapılan hamur işleri yalnızca beslenme meselesi değil; kültürel bir konfor alanı.

Hızlı doyurur, çocukluktan tanıdıktır, ucuzdur.

Ancak besin değeri açısından bakıldığında, liften yoksun bu ürünler bağırsak sağlığını desteklemez, uzun vadede metabolik sorunlara zemin hazırlar.Burada mesele “asla yememek” değil.

Asıl soru şu: Bu gıdalar istisna mı, yoksa alışkanlık mı?Sosis, salam, sucuk ve benzeri işlenmiş etler, pratiklikleriyle modern yaşam temposuna mükemmel uyum sağlar.

Ancak Dünya Sağlık Örgütü’nün yıllardır altını çizdiği gibi, düzenli tüketimleri belirli kanser türleriyle ilişkilendirilir.

Burada da mesele tek bir dilim değil, süreklilik ve görünmez normalleşmedir.Son yıllarda alkol tüketiminde küresel ölçekte bir geri çekilme yaşanırken, tat ihtiyacı ortadan kalkmadı; sadece yön değiştirdi.

Alkolsüz kokteyller, aromalı içecekler, “şekersiz” tatlandırılmış ürünler bu boşluğu doldurmaya çalışıyor.Ancak çoğu zaman bu yeni tatlar, yoğun yapaylık ve aşırı işlenmiş içerikle geliyor.Bu noktada beslenme tartışması, daha büyük bir soruya bağlanıyor; tatla ilişkimizi nasıl kuruyoruz?

Ritüel mi arıyoruz, yoksa yalnızca uyarıcı mı?Doktorların “uzak durun” dediği yiyecekler, çoğu zaman modern hayatın hızına, pratikliğine ve pazarlama diline hizmet eden ürünler.

Asıl risk, bu gıdaların tek seçenekmiş gibi sunulması ve geleneksel, yavaş, bağlamı olan yemek kültürlerinin geri plana itilmesi.Belki de bugün ihtiyacımız olan şey yeni yasaklar değil; gıdayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmek.

Ne yediğimiz kadar, neden ve nasıl yediğimiz de önemli.

Çünkü sağlık, çoğu zaman tabakta değil, alışkanlıklarımızda başlar.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri