Haber Detayı
İdareciler Günü’nde Mülki İdare Amirliği: Tarihten Geleceğe Bir Değerlendirme
Giriş: Bir Günün Ardındaki Kurumsal Hafıza10 Ocak, Türkiye’de mülki idare amirleri olarak görev yapan valiler ve kaymakamlar açısından yalnızca sembolik bir gün değil, aynı zamanda güçlü bir tarihsel hafızayı temsil etmektedir. 10 Ocak 1971 tarihinde Mülki İdare Amirleri Sınıfı’nın ihdasıyla gerçekleştirilen ilk mesleki toplantının başlangıç kabul edilmesi ve bu doğrultuda Türk İdareciler Derneği’nin 1978 yılı Genel Kurulu’nda “10 Ocak İdareciler Günü”nün resmen benimsenmesi, bu mesleğin devlet geleneği içindeki yerini kurumsal olarak tescillemiştir.Aslında bu özel gün, bir kutlamadan çok daha fazlasını ifade eder.
Devletin sahadaki yükünü taşıyan mülki idare amirlerinin tarihsel rolünü, karşılaştıkları zorlukları ve üstlendikleri ağır sorumluluğu yeniden düşünmek için önemli bir fırsattır.Mesleğin farklı kademeleri ile yakından çalışmış biri olarak bu yazıyı kaleme almak benim için hem büyük bir onur hem de ciddi bir sorumluluktur.
Beş dönem boyunca kaymakamlık eğitimlerinde görev alarak yaklaşık beş yüze yakın kaymakamla derslerde, seminerlerde ve mesleki paylaşımlarda bir araya geldim.
Bu süreç, mülki idare amirliğinin yalnızca bir görev değil; köklü ve güçlü bir meslek kültürü, yüksek bir kamu ahlakı ve ortak bir kader bilinci olduğunu açık biçimde anlamama neden olmuştur.
Eğitimden Sahaya Uzanan Birliktelik ve Sosyal SorumlulukKaymakam adaylığı sürecinde başlayan bu temas, SODİMER bünyesinde yürüttüğümüz eğitim ve öğretim faaliyetleriyle daha da derinleşmiştir.
Türkiye’nin dört bir yanında görev yapan çok sayıda vali ve kaymakamla; kamu yönetimi, sosyal politika ve eğitim alanlarında ortak çalışmalar yürüttük ve bu faaliyetleri hâlen sürdürmekteyiz.Özellikle son iki yıldır örnek çalışmalar yapan Hatay Valimiz Sayın Mustafa Masatlı öncülüğünde hayata geçirilen “Yüreğimizdeki Işık” Projesi, mülki idare amirliğinin vicdani ve toplumsal yönünü en güçlü biçimde ortaya koymaktadır.
Yetim ve öksüz çocuklara yönelik olarak başlatılan ve bugün itibarıyla Türkiye’nin en büyük yardım ve dayanışma hareketlerinden biri hâline gelen bu proje, mülki idare amirliğinin yalnızca idari değil; aynı zamanda insani, ahlaki ve liderlik temelli bir görev olduğunu göstermektedir.Kaymakamlık Mesleğinin Tarihsel Kökeni ve Devlet Hafızasındaki YeriTürk idare geleneğinde kaymakamlık mesleği, devletin en nitelikli bürokratlarının yetiştirildiği alanlardan biri olmuştur.
Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet’e uzanan süreçte kaymakamlar, halk ile devlet arasında güçlü bir köprü işlevi görmüş; yalnızca idari değil, tarihsel sorumluluklar da üstlenmiştir.Özellikle Osmanlı Devleti’nin I.
Dünya Savaşı’na girdiği dönemden işgal yıllarına kadar uzanan süreçte, birçok kaymakam görev mahallinde yalnızca bir idareci olarak değil; vatanın bağımsızlığı için fiilen mücadele eden birer nefer olarak yer almıştır.Mülki idare perspektifinde esas olan, devletin varlığının ve sürekliliğinin korunmasıdır.
Devletin bekasına yönelen bir tehdit söz konusu olduğunda, buna karşı durmak mülki idare amirinin en temel görevi olarak kabul edilmiştir.Şehit Kaymakamlar: Devletin Cisimleştiği FigürlerGerek Osmanlı döneminde, gerek Millî Mücadele yıllarında, gerek Cumhuriyet döneminde ve terörle mücadelenin yoğunlaştığı süreçlerde; ilçede devletin cisimleşmiş hâli olarak görülen kaymakamların hedef alınması, Türk idare tarihi açısından son derece anlamlıdır.Bu tarihsel sorumluluğun sembol isimleri arasında; • Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey, • Bayburt Kaymakamı ve Ergani Mutasarrıfı Mehmet Nusret Bey, • Edremit Kaymakamı Köprülü Hamdi Bey, • Haçin Kaymakamı Saim Bey, • Eşme Kaymakamı Ahmet Şevki Bey, • Akdağmadeni Kaymakamı Mehmet Tahir BeyMillî Mücadele Dönemi’nin şehit kaymakamları olarak yer almaktadır.Cumhuriyet döneminde ise; • Solhan Kaymakamı Ersin Ateş, • Derik Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk,görevleri başında şehit edilerek, kaymakamlık mesleğinin taşıdığı bedeli ve fedakârlığı en somut biçimde ortaya koymuşlardır.Afetler, Krizler ve Kaymakamlık Eğitimlerinin Yeniden YapılandırılmasıSon yıllarda yaşanan büyük afetler, salgınlar ve öngörülmeyen krizler, mülki idare amirlerinin sahadaki liderlik rolünü bir kez daha görünür kılmıştır.
Afet anlarında vatandaşın karşısına çıkan ilk devlet yüzü çoğu zaman kaymakamlar ve valilerdir.Bu gerçeklik, kaymakamlık eğitimlerinin ağırlıklı olarak teorik çerçevede yürütülmesinin artık yeterli olmadığını göstermektedir.
Eğitim programlarının; • Uygulamalı afet ve kriz senaryoları, • Kurumlar arası koordinasyon tatbikatları, • Kriz iletişimi ve psikososyal destek modülleri, • Gerçek saha deneyimine dayalı simülasyonlarile güçlendirilmesi kaçınılmazdır.Buna ek olarak, staj sürelerinin farklılaştırılması; adayların afet yaşamış bölgelerde, riskli ilçelerde ve büyük nüfuslu merkezlerde dönüşümlü olarak görev alması, mesleki yeterliliği ciddi biçimde artıracaktır.
Eğitim programlarının, dünyadaki iyi uygulamalar dikkate alınarak dinamik ve güncellenebilir bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.Ayrıca, kaymakam adaylarının yurt dışında aldıkları yabancı dil eğitiminin niteliği artırılmalı; bu eğitim, yalnızca dil becerisine odaklanmak yerine sahada doğrudan kullanılabilir mesleki yeterlilikleri destekleyecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
Bitirme tezleri ise teorik tekrarların ötesine geçerek, ülkenin gerçek ihtiyaçları doğrultusunda belirlenen, uygulanabilir ve somut sorun alanlarına odaklanan çalışmalar hâline getirilmelidir.Bununla birlikte, ülkemizin öncelikli ihtiyaçları dikkate alınarak belirli uzmanlık alanlarında yurt dışında nitelikli eğitim programları oluşturulmalı; bu programlardan geçen mülki idare amirlerinin, edindikleri uzmanlık alanlarına uygun görev yerlerine atanması sağlanmalıdır.
Örneğin, Japonya’da deprem ve afet yönetimi alanında eğitim alan mülki idare amirlerinin, yüksek riskli bölgelerde bu birikimlerini sahaya yansıtabilecek şekilde görevlendirilmesi, hem kamu yönetimi kapasitesini hem de afetlere hazırlık düzeyini önemli ölçüde güçlendirecektir.Şırnak Uludere’den Edirne Enez’e: Sessiz ve Ağır Bir YükŞırnak Uludere’den Edirne Enez’e kadar birçok ilçede görev yapan kaymakamların karşılaştığı zorluklara bizzat tanıklık etmiş biri olarak, bu mesleğin çoğu zaman görünmeyen ancak derin ve kalıcı etkiler bırakan yüklerini görünür kılmanın önemli olduğunu düşünüyorum.
Coğrafi şartların zorluğu, güvenlik riskleri, yerel ve sosyal baskılar, yoğun ve kesintisiz mesai düzeni ile aile hayatından verilen fedakârlıklar, kaymakamlık mesleğinin taşıdığı bu ağır yükün temel bileşenlerini oluşturmaktadır.
Aşağıda, bu yükü oluşturan başlıca sorun alanları kategorik bir çerçevede ele alınmıştır.Kaymakamların Karşılaştığı Temel Sorun Alanları (Kategorik Çerçeve)1.
Mali Kaynak ve Bütçe YetersizliğiYetki ile kaynak arasındaki yapısal uyumsuzluk, sahada kamu hizmetlerinin etkin ve zamanında üretilmesini zorlaştırmakta; kaymakamların çözüm üretme kapasitesini sınırlandırmaktadır.2.
Yetki–Sorumluluk DengesizliğiGeniş ve çok boyutlu bir sorumluluk alanına sahip olunmasına karşın, bu sorumlulukla orantılı kurumsal yetki ve hakların sınırlı kalması, ciddi bir yapısal problem olarak öne çıkmaktadır.3.
Siyasal Baskılar ve Sahiplenme AsimetrisiBaşarıyla yürütülen kamu hizmetlerinin siyasal aktörler tarafından sahiplenilmesi, buna karşın yaşanan olumsuzlukların doğrudan kaymakamların sorumluluğuna yüklenmesi, mesleki motivasyonu zedelemektedir.
Ayrıca yerel düzeyde siyasal figürlerin aşırı ve süreklilik arz eden talepleri, mülki idare amirleri üzerindeki baskıyı daha da artırmaktadır.4.
İnsan Kaynağı ve Kurumsal Kapasite EksikliğiTaşrada görev yapan kamu kurumlarında nitelikli personel eksikliği, kaymakamlıkların yönetsel ve koordinatif kapasitesini zayıflatmakta; idari yükün büyük ölçüde bireysel çabalarla karşılanmasına neden olmaktadır.5.
Çalışma Koşulları ve Mesleki YıpranmaFiilen 7/24 esasına dayalı yürütülen görev anlayışı, izin kullanımındaki güçlükler ve sürekli erişilebilir olma zorunluluğu, mesleki yıpranmayı ve tükenmişlik riskini artırmaktadır.6.
Sürekli Tayin ve Aidiyet SorunuSık tayin uygulamaları, görev yapılan yere yönelik aidiyet duygusunun zayıflamasına yol açmakta; bu durum hem yönetsel hem de sosyal sonuçlar doğurmaktadır.
Bununla birlikte, bölgelere dayalı atama ve yükselme sisteminin adil, şeffaf ve öngörülebilir biçimde yürütülmesi de mesleki motivasyon açısından büyük önem taşımaktadır.7.
Özlük Hakları ve Takdir EksikliğiKaymakamların taşıdığı ağır sorumluluklara karşın, maddi ve sembolik özlük haklarının sınırlı kalması ile kurumsal takdir mekanizmalarının yetersizliği, mesleki tatmini olumsuz etkilemektedir.Bunlara ek olarak, kaymakamlık mesleğine giriş yollarının çok çeşitli olması, mesleki formasyon, nitelik ve kurumsal bütünlük açısından tartışılması gereken bir diğer önemli husus olarak karşımıza çıkmaktadır.Bu çerçevede, yukarıda yer verilen mesleki sorun alanlarının, bireysel gözlemlerle sınırlı kalmaksızın; İçişleri Bakanlığı tarafından sahadan sistematik biçimde tespit edilmesi, analiz edilmesi ve politika geliştirme süreçlerine dâhil edilmesi, mülki idare sisteminin güçlendirilmesi açısından hayati bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir.Sonuç: Güçlü Devlet, Güçlü Mülki İdare ile MümkündürMülki idare amirliği, yalnızca geçmişten devralınmış güçlü bir gelenek değil; geleceğe hazırlanması gereken stratejik bir devlet mesleğidir.
Afetlerde, krizlerde ve olağanüstü dönemlerde valilerin ve kaymakamların liderliği, devletin sahadaki güvenilirliğini belirleyen temel unsurdur.Bu nedenle; eğitimden özlük haklarına, yabancı dil öğretiminden bitirme tezlerinin niteliğine kadar tüm süreçler, uygulamaya dönük, ihtiyaca cevap veren ve politika üretimini destekleyen bir anlayışla yeniden ele alınmalıdır.10 Ocak İdareciler Günü vesilesiyle; ülkemizin dört bir yanında büyük bir özveriyle görev yapan tüm valilerimizin ve kaymakamlarımızın gününü saygıyla kutluyor, bu mesleğin yalnızca takdir edilmesini değil, bilimsel, kurumsal ve stratejik biçimde desteklenmesini bir kamu sorumluluğu olarak görüyorum.