Haber Detayı
BTP Lideri: Meclis Çoğunluğu Olmadan Değişim Olmaz
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, "Ne olursa olsun Türkiye’de muhalefet bir şeyleri değiştirmek istiyorsa Meclis’in çoğunluğunu elde etmek zorundadır. Muhalefet, Meclis aritmetiğine yoğunlaşmak zorundadır. Bunu yaparsa cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucu ne olursa olsun Meclis’in gücü kullanılabilir. Türkiye’de şu anda Meclis’in bir fonksiyonu kalmadı çünkü Meclis çoğunluğu iktidar tarafında" dedi.
(ANKARA)- Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, "Ne olursa olsun Türkiye'de muhalefet bir şeyleri değiştirmek istiyorsa Meclis'in çoğunluğunu elde etmek zorundadır.
Muhalefet, Meclis aritmetiğine yoğunlaşmak zorundadır.
Bunu yaparsa cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucu ne olursa olsun Meclis'in gücü kullanılabilir.
Türkiye'de şu anda Meclis'in bir fonksiyonu kalmadı çünkü Meclis çoğunluğu iktidar tarafında" dedi.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Meltem TV'de katıldığı programda gündemi değerlendirdi.
Muhalefetin birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Baş, Meclis'te çoğunluğu almanın cumhurbaşkanlığını kazanmak kadar önemli olduğunu söyledi.
Baş, şu değerlendirmelerde bulundu: "CHP'nin diğer partilerden Meclis'e soktuğu 39 milletvekilinin hatırı sayılır bir çoğunluğunun iktidar kanadına ya geçeceğini ya da oraya hizmet edeceğini düşünüyorum.
Bir daha ana muhalefet partisi aynı şeyi yapmazsa, bunların bir daha seçimle Meclis'e girme ihtimalleri zaten yok.
Sayın Kılıçdaroğlu'nun o dönemki tercihleri doğru değildi.
O tercihlerin doğru olmadığının ispatı da bugün her geçen gün daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Önümüzde yine bir seçim olacak.
Türkiye demokratik bir ülke.
Seçim dönemleri, tarihleri bellidir.
Seçim biraz erkene alınabilir ya da zamanında yapılabilir.
O seçim döneminde ana muhalefetin tekrar aynı hatalara düşmemesi çok elzemdir, çok kıymetlidir.
Önümüzdeki seçimde cumhurbaşkanlığını kazanmak çok önemli diye bir sayfa açılacak ve bu anlatılacak.
Buna bir itirazım yok.
Elbette bu önemlidir ancak benim gözümde önümüzdeki seçim dönemine ilişkin, cumhurbaşkanlığı kadar önem arz eden bir kurum daha vardır.
O da Meclis'tir.
Ne olursa olsun Türkiye'de muhalefet bir şeyleri değiştirmek istiyorsa Meclis'in çoğunluğunu elde etmek zorundadır.
Muhalefet, Meclis aritmetiğine yoğunlaşmak zorundadır.
Bunu yaparsa cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucu ne olursa olsun Meclis'in gücü kullanılabilir.
Türkiye'de şu anda Meclis'in bir fonksiyonu kalmadı çünkü Meclis çoğunluğu iktidar tarafındadır."Ana muhalefetin anayasaya 'evet' demesinin tartışılması daha mantıklı"Bir anayasa değişikliğinde DEM Parti'nin, Cumhur İttifakı'nın ya da başka partilerin anayasaya 'evet' demesini tartışmaktan ziyade, şu siyasi tabloda ana muhalefetin anayasaya 'evet' demesinin tartışılması daha mantıklıdır. 400'ü bulabilirler mi?
Belki de 600'ü bulabilirler.
Şu anda anayasanın değişmesini istemeyen Meclis'te kaç kişi var acaba?
Herkesin anayasayla bir şekilde problemi var.
Herkes anayasayı bir şekilde eleştiriyor.
Daha birkaç gün önce, o 39 milletvekilinin verildiği ve şu anda Meclis'te üç partinin birleşerek grup kurduğu siyasi partilerin genel başkanlarından biri, Anayasa'nın 66. ve 42. maddeleriyle ilgili 'değişmesi lazım, kaldırılması lazım' gibi ifadeler kullandı.
Bunu diyenler, anayasa değişikliği gündeme geldiğinde 'hayır' mı diyecek?
Hayır, 'evet' diyecekler."Bütünleşik muhalefet gerekli, bir şemsiye oluşum şart"Bütünleşik muhalefet gereklidir.
Burada bir siyasi oluşumun şemsiye görevi görmesi ve bu şemsiyenin altına başka siyasi oluşumları toplaması gerekiyor.
Muhalefet kanadında en son altılı masa denemesi oldu ancak muhtemelen samimiyetsiz bir birliktelik olduğu için hemen dağıldı.
İnsan birlikte yürüdüğü kişiye değer verir.
Cumhur İttifakı bu değeri veriyor.
Kimse yanlış anlamasın, veriyor.
İktidarı paylaşmak zordur, muhalefeti paylaşmak kolaydır.
Buna rağmen iktidar paylaşılabilirken muhalefet paylaşılamıyor.
Burada bir sorun vardır.
Şemsiye görevi görmesi gereken kurumların bunu düşünmesi ve hesap etmesi gerekir.
Aksi halde bugün ittiğiniz, ötelediğiniz toplum kesimleri yarın sizi görmezden gelir.
Bu, insan doğasında vardır.
Siz gerekli kuşatıcılığı, nezaketi ve birlikteliği göstermezseniz insanlar başka yerde bunu arar.
Muhalefet bugüne kadar bu konuda üstüne düşeni yapmamıştır.
Bu çok açıktır."Emeklinin 20 bin TL talebi yok, geçinme talebi var"Türkiye'de Sosyal Güvenlik Kurumu'nun, yani SGK'nin açılımı bence 'Sosyal Güvensizlik Kurumu'na dönüşmelidir.
Çünkü topluma güven vermiyorsunuz.
Yandaş kanallara bakıyorum, 'Emeklinin 20 bin TL talebi var' deniyor.
Emeklinin 20 bin TL diye bir talebi yok, geçinme talebi var.
Hükümet 18 bin 900 TL'yi 20 bin TL yapacaksa hiç yapmasın.
Bu, dalga geçer gibi bir şeydir.
Böyle emekli aylığı olmaz.
Bu anlayış, 'vermek zorunda kalıyoruz, hadi verelim' mantığıdır.
Bu kabul edilemez."Vergide adalet nerede?"Bu ülkenin geliri vergidir.
Verginin yüzde 65'i dolaylı vergidir.
Multimilyarder de bir gömlek alırken yüzde 20 KDV ödüyor, asgari ücretli de ödüyor.
Ben 100 liramın 20 lirasını KDV'ye ödüyorum, yanımdaki vatandaş 100 trilyon lirasının 20 lirasını ödüyor.
Nerede adalet?
Ne vergide adalet var ne cezada adalet var.
Dayısı olanın cezası yok, garibanın cezası var.
Ceza hep aynı kesime kesiliyor.
Bu ülke öyle bir noktaya geldi ki ne emekliye maaş ödeyebiliyor ne de doğru düzgün asgari ücret açıklayabiliyor."Devlet, asgari ücretten prim almasın, o para işçiye ödensin"Bugün asgari ücretin neti 28 bin 75 liradır.
Brütü ise 40 bin liraya yakındır.
İşverene maliyeti 40 bin liranın üzerindedir.
İktidara gelsem yarın şunu yaparım: Belirli bir gelir grubuna kadar sigorta primi almam.
Böylece asgari ücretlinin eline geçen para otomatik olarak 40 bin liraya çıkar. 35 bin lira alanın cebine 45 bin lira, 40 bin lira alanın cebine 50 bin lira girer.
İnsani yaşam baremine kadar insanlardan prim almamak bile büyük bir rahatlama sağlar.
Ama mevcut anlayış, 'Ben SGK primini alacağım, sen düşük maaşla yaşayacaksın' diyor.
Çünkü başka şansları yok, o parayı almak zorundalar."