Haber Detayı
Dem Parti'den TBMM'de 'Halep' Tepkisi: "Bugün Türkiye'ye Düşen Oradaki Çetelerin Sırtını Sıvazlamak Değildir"
DEM Parti grubu, Suriye ordusunun Halep'te başlattığı operasyona tepki gösterdi. Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, "Bugün Türkiye'ye düşen oradaki çetelerin sırtını sıvazlamak, Savunma Bakanlığı'na düşen oradaki çetelere 'yürü ya kulum' demek değildir. Bugün Türkiye'ye düşen orada kurşunlarla hedef alınan her bir Kürt'ün canının bu ülkedeki insanların yaşamına kastetmekle aynı olduğunu görmektir. Burada sıkılan her kurşun bize sıkılmıştır. Amedliye, İstanbulluya, Ankaralıya sıkılan kurşundan bir farkı yoktur. Türkiye bugün gerçek anlamda Suriye'de iyi bir şey, yapıcı bir şey yapmak istiyorsa ilk elden bu çatışmanın önüne geçmelidir" dedi.
(TBMM) - DEM Parti grubu, Suriye ordusunun Halep'te başlattığı operasyona tepki gösterdi.
Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, "Bugün Türkiye'ye düşen oradaki çetelerin sırtını sıvazlamak, Savunma Bakanlığı'na düşen oradaki çetelere 'yürü ya kulum' demek değildir.
Bugün Türkiye'ye düşen orada kurşunlarla hedef alınan her bir Kürt'ün canının bu ülkedeki insanların yaşamına kastetmekle aynı olduğunu görmektir.
Burada sıkılan her kurşun bize sıkılmıştır.
Amedliye, İstanbulluya, Ankaralıya sıkılan kurşundan bir farkı yoktur.
Türkiye bugün gerçek anlamda Suriye'de iyi bir şey, yapıcı bir şey yapmak istiyorsa ilk elden bu çatışmanın önüne geçmelidir" dedi.DEM Parti Grup Başkanvekilleri Sezai Temelli ve Gülistan Kılıç Koçyiğit ile milletvekilleri, TBMM'de basın açıklaması yaparak Suriye ordusunun Halep'te başlattığı "terörle mücadele" operasyonuna tepki gösterdi.
DEM Parti Grup Başkanvekli Sezai Temelli şunları söyledi: "Burada bir insanlık suçu söz konusudur.
Bu katliamlar bir soykırıma doğru gitmektedir.
Bu insanlık suçuna karşı herkes gerekli adımları atmalı ve sesini yükseltmek zorundadır.
Gazze'de olanları biliyoruz bugün aynı şey Halep'te söz konusu.
Orta Doğu halkları, Kürtler, Filistinliler o bölgede yaşayan Süryaniler tehdit altındadır.
Bu tehdit IŞİD tehdidir.
Buna karşı hem Türkiye Cumhuriyetini hem de bütün ülkeleri bu konuda sorumluluk almaya davet ediyoruz.
Bu saldırıların bir an önce durdurulması gerekir.
Bu konuda garantör devletler, uluslararası kuruluşlar ve kamuoyu gerekli sorumluluğu almalı, sesini yükseltmelidir.
Eğer bu konuda sessizliğe gömülürseniz orada insanlar katledilmeye devam edecektir.
Bu bir vicdani sorumluluktur.
Buna karşılık medya ve kurumlar eliyle bir algı operasyonu ve yalan haber dalgası her yeri kaplamaya devam ediyor.
Orada SDG varmış, onlara karşı bir operasyon düzenleniyormuş, yok efendim tek devletmiş.
Bu tekçi anlayışın bir kez daha IŞİD eliyle sahnelendiğini görüyoruz.
Suriye'nin toprak bütünlüğünü tartışan yok.
O bölgede SDG de yok.
Orada insalar kendi asayişleriyle 10 Mart Mutabakatı'na bağlı olarak aslında yaşam haklarını savunuyorlar.
Bu saldırganlara karşı yaşam haklarını savunuyorlar.
Ama maalesef 10 Mart Mutabakatı'nı ilerletmek ve müzakerelerin önünü açmak yerine biz Savunma Bakanlığı'ndan, Dışişleri Bakanlığı'ndan adeta orayı dinamitleyen, orada toplumsal barışı yok etmeye çalışan açıklamaları duyuyoruz.
Bu kabul edilebilir bir şey değildir.
Buna bir an önce son vermek, sorumlu davranmak ve Suriye halklarının bir arada, demokrasi ve barış içinde yaşayabilecekleri koşulların sağlanmasına olanak sağlayacak bir siyasete ihtiyacımız var.
Türkiye'nin bugüne kadar sürdüregeldiği dış politikası çökmüştür.
Bu dış politika Türkiye'ye çeşitli krizlerin yönelmesine neden olmuştur.
Hala bundan ders çıkartamamış bir zihniyetin kalkıp da bu çeteleri destekleyecek nitelikte açıklamalar yapması kabul edilemez.
Türkiye açısından en büyük risk de bu anlayıştır.""Bugün Kürdün yaşam hakkı başta olmak üzere bütün hakları yok sayılmaya çalışılıyor"DEM Parti Grup Başkanvekli Gülistan Kılıç Koçyiğit ise şu ifadelere yer verdi: "Bir meskun mahalde, Halep'in ortasında tanklarla, toplarla oradaki çeteler bir saldırı düzenliyorlar.
Üstelik minareyi çalan kılıfını hazırlar misali yalanlarını da baştan hazırlamışlar.
Neymiş; orada SDG varmış.
Oysa ki yeni kurulan geçici Şam hükümetiyle SDG arasında imzalanan 1 Nisan anlaşması var ve bu anlaşma nedeniyle buradan askeri güçlerin çekildiğini bütün dünya kamuoyu da gayet iyi biliyor.
Yani orada saldırının gerekçesi yapılan bir askeri birimin olmadığını bizzat oraya saldıranlar biliyorlar.
Ama bu anlaşmayı ihlal edenler günlerdir süren müzakere ve diyalog çağrularına olumlu yanıt vermeyerek askeri yöntemleri tercih edenlerin tabii ki bir amaçları var.
Günlerdir Türkiye'de 'Kürtler- SDG- İsrail anlaşma yapmışlar' bu pompalanıyor.
Soruyoruz; Paris'te Amerika'nın aracılığıyla yeni rejimle İsrail arasında yapılan anlaşmayı tartışanı gördünüz mü?
Suriye'nin güneyinin İsrail'e bırakıldığını okudunuz mu?
Kimmiş sırtını İsrail'e dayayan?
Yalanlarla, dezenformasyonla bugün Kürdün yaşam hakkı başta olmak üzere bütün hakları yok sayılmaya çalışılıyor.Bugün Türkiye'ye düşen oradaki çetelerin sırtını sıvazlamak değildir.
Bugün Savunma Bakanlığı'na düşen oradaki çetelere 'yürü ya kulum' demek değildir.
Bugün Türkiye'ye düşen orada kurşunlarla hedef alınan her bir Kürt'ün canının bu ülkedeki insanların yaşamına kastetmekle aynı olduğunu görmektir.
Burada sıkılan her kurşun bize sıkılmıştır.
Amedliye, İstanbulluya, Ankaralıya sıkılan kurşundan bir farkı yoktur.
Türkiye bugün gerçek anlamda Suriye'de iyi bir şey, yapıcı bir şey yapmak istiyorsa ilk elden bu çatışmanın önüne geçmelidir.
Bu çatışmanın hem genişlemesini, yayılmasını, genişlemesini, Suriye'yi bir iç savaşa sürüklemesinin önüne geçecek bütün diyalog kapılarını zorlaması gerekir.
Ateşi harlandıran değil, ateşe odun taşıyan değil çatışmayı söndüren, bir eşitler masası kuran bir anlayışla orada yapıcı bir müzakere sürecini başlatmalarını bekliyoruz."